aysebengi @aysebengi_1949

Bitmez Bu Mevzu

Çok küçükken karar verdim. Büyüyünce deli olacaktım. Annemin zaman zaman bizi bıraktığı, mahalleden arkadaşı Ayten teyze gibi. Kadınların arasındaki fısır fısır konuşmalardan geceleri sesler duyduğunu öğrendim Ayten Teyze’nin. “Kalk kes herkesi. Kıtır kıtır.” Ne heyecanlı! Yatağımda fosur fosur uyumaktansa herkesin kapısını çalmaya tenezzül etmeyen esrarengiz seslerle muhabbeti ilerletmeyi, onlarla maceradan maceraya koşmayı tercih ederdim. Nasılsa kadro boştu. Kimse bu makamı istemiyordu. Branşım konusunda kuşkularım vardı ama mesleğimi seçmiştim. İşinde başarılı bir ruh hastası olarak çalışmalar yapacak bu alanda ismimi dünyaya duyuracaktım.


Sırada mesleğin inceliklerini öğrenmek vardı. Ayten teyzeyi mercek altına aldım çaktırmadan.  Her gittiğimde gözlerimi diktim kadının üstüne. Yatağın altında fare gördüm bir gün. Yazdım aklıma. Delilik için gerekli malzemeler bir; evde fare bulunacak. Makarnası şap gibi tuzluydu. Tarifi alınacak.  Araştırmalarım pek uzun sürmedi. Annem kıtır kıtır meselesinden çok tırsmış olmalı ki telefonlar etti, torpiller koydu, kadın dertop edilip Bakırköy’e yatırıldı. Kolay değilmiş meğer hastaneye yatmak. Eee çamların altında şahane bir yer. Temiz hava… Bol gıda… Bunu da kariyer planıma ekledim. Bakırköy’e yatılmalıydı günün birinde mutlaka.


Düşünsenize. Kim bilir ne eğlenceliydi. Muhtemelen hepimiz bahçeye çıkacak canımızın istediğini yapacaktık. Sınır mınır yoktu. Kah düşünen adamın karşısında heykelleşip, kah yürürken buharlaşacaktık. Bağıra bağıra şarkı söyleyecek, otların üstünde takla atarak ilerleyecek, maymun gibi ağaçlara tırmanacak, koklaşacak, iç sesimizle ya da ağaçla böcekle muhabbete girip gerekirse birbirimizi kıtır kıtır kesecektik. Kimse bize karışmayacaktı. Sus otur demeyecekti. Çatalı sol elle bıçağı sağ elle tutmak mecburiyetinde değildik… Pilavı avuçlayıp, çorbaları köpek gibi şaplata şaplata içebilirdik. İstersek havlar, hırlar, istersek ısırırdık, deliydik biz hiçbir kalıba kaba girmezdik.


Biraz palazlanıp içime ergenlik cini girince branş konusu netleşmeye başladı.  Lanetli olmakta ısrarcıydım. Ama kıtır kıtır konusunu bünyem kaldırmıyordu. Kan tutuyordu ne yapayım. Uyuşturucu müptelası olabilirdim. İlk duyuşta çarpıldım müptela lafına. Gözüme pek havalı göründü. Edebiyatı falan da vardı. Ondan sıkılınca ötekini yapardım. Hem bohem, hem havalı. Depresyonla, melankoli de hediyesi. Bir taşla bir sürü kuş. Büyük büyük kartvizite yazılacak sıfatlardan birini olsun edinmeliydim… İnsanların söylerken bile tiksindiği, üzerlerine kan, kusmuk, sümük, salya bulaşmış gibi muamele ettikleri her şeyi olmaya gönüllüydüm.  Yazdıracaktım kocaman kocaman… Depresif eroinman. Bipolar  kokainman. Paranoid esrarkeş… Uzman da olmalıydım elbet. Uzman narsist papikçi. Sonra eroinmanlık mesleğinin yorucu ve meşakkatli olduğuna karar verip sade deli olmaya karar verdim ki bu bambaşka bir macera.


Kariyerim şahane ilerledi. Üç kere yattım akıl hastanesine. Bir kez Amatem’e, iki kez de adli koğuşa. Adli koğuş mesleğin zirvesinde uzmanlarla doluydu. Seslerin peşinden giden kıtır kıtırlarla. Hepsi saygıdeğer kadınlardı. Değişik teknikler öğrendim arkadaşlarımdan. Küçük küçük parçalara ayrılıp saksılara gömülen, her parçası cetvelle ölçülerek yüzer metre uzaklığa bırakılan, tarifini alamasam da fırında nar gibi kızaran kocalarla tanıştım. Allah rahmet eylesin. Yapanların eline sağlık.


Hepsini tanıdığıma memnunum. Onlar da benden hoşnutlar biliyorum. Hala ara sıra ararlar. Yeni tarifler veririz birbirimize.


Akıl hastanesi konusu tam bir sükûtu hayaldi. Tıpkı sanat eğitimi gibi. Hani ipten kazıktan kurtulmuş gibi yuvarlanacaktık ortalıkta. Hani idimizle süper egomuz tavla oynayacaktı çığlık çığlığa. Neredeydi köküne kadar özgürlük. Ben buraya sabah sabah tekmil vermeye mıntıka temizliği yapmaya mı geldim?


Program belliydi. Sabah koğuş kalk. Yatakların gepgergin uçları üçgen üçgen  katlanarak askeri  vaziyette düzeltilmesi. Bulgar hemşire teftişi. Kahvaltı. İlaç milaç. Arkasından kızmabirader saati. Ondan onbire kadar. Hayatta nefret ettiğim bir şey varsa zar atılıp pıt pıt ilerlenerek oynanan saçma oyunlardır. Çocukluğumda da sevmezdim. Ama mecburduk oynamaya. Hemşireye itirazım hüsranla sonuçlandı. Bağımlıydık biz. Kımıl zararlısı. Beyin uru. Lenf kanseri. Hayatta yenilmesini bilmiyor kabuğumuza çekilip acayip şeyler yapıyorduk. Toplumun başına bela oluyorduk. Kızmabirader bize yenilgilerimizle yüzleşmeyi öğretecekti. Günde bir saat oynayacak taburcu olduktan sonra da bu reçeteye düzenli olarak devam edecektik.  


Terapi saati de en az kızmabirader kadar sinir bozucuydu. Büyük grup, küçük grup neyse de tekli görüşmeler direkt sorgu sual işkencesi. Psikologlar zaten saçma. Soruları hiç görmeyin bile.  

“Nasıl başladın?”

“Freud’un tavsiyesiyle…” 

Garip garip bakıyor suratıma terapistim.

“Hayır. Şahsen tanışmıyoruz. Ama kitaplarını okudum. Tavsiye nişanlısına mektuplarından. Freud’u önemsiyorum. Gerçi şimdilerde Jung’la yakınlaştık ama dönem dönem değişiyor böyle şeyler.”

“Hastalığın nüksetti mi… Nüksten önce nüksten sonra dikkatini çeken kırılma noktaları.”

Offf… Sokayım böyle sorulara demek istesem de sinir patlaması sayılacağından ağzımı açamıyorum haliyle. Ben ona niye psikolog oldun diye soruyor muyum? Sorunun ne? Niçin ömrünü ruh hastalarıyla geçirmek istiyorsun? Daha da ileri gidip her psikolog bir ruh hastasına ihtiyaç duyar, ben senin varlığının sebebiyim deyip aklını karıştırıyor muyum? Pekala tanrısıyım onun. Öyle desem yanlış anlayacak. Hadi al başına bir sürü dert. Sonra ben felsefi manada şey ettim de. Anlat dur işin yoksa. Eziyet katlanacak.  Beynim bir damla serotonini, dopamini çok görürken çekilecek nane değil.


Hastaneye yatarken psikiyatri külliyatını yanıma almıştım da çizgili pijama aklıma gelmemişti. Terapi seanslarından birinde aydınlandı kafamda. Tabi ya… Pijama… Ruh hastasının en temel ihtiyacı. Bir pijamam olsa havaya girer, kuralları harfiyen uygular, hiçbir şeyin nedenini niçinini sorgulamazdım.  Pijamamın paralellerinde meridyenlerinde dünyayı gezerdim. Anneme söyledim. Bakırköy’ü talan etti.  Ayaklarına kara sular indi. Az gitti uz gitti. Aradı taradı bir çizgili pijama bulamadı. Deliliğimin tadını çıkartamadım rahat rahat. Doya doya. Öyle ya… İnsana nasip olmuyor her istediği zaman tımarlanmak.




3
aysebengi @aysebengi_1949

Eveeet... Çocukluk hayallerine kavuşmuş biri duruyor karşınızda:P

Özgür Çağdaş @ozgur_cagdas

güzel bir giriş cümlesi / çocukluk hayali ile başlıyor =)

1

Yorum yazmak için giriş yapmanız gerekli