"Dönüşüm", Hayatın Üçte Biri: Beklemek, Bekletilmek ve Kabul Görmek
İki seneyi aştı artık, neredeyse her bitirdiğim kitap hakkında bir şeyler yazmaya çalışıyorum. Böyle olunca elimde adeta bir zaman çizelgesi, günlük gibi bir şey oluştu. Ne zaman o kitaplardan birinin adı geçse, ben bunun hakkında yazmıştım diye içimden geçiyor. Hatta müsaitsem ve çok hatırlamıyorsam kitabı, kendi yazdıklarımı da okuyorum. Kendi kitaplarını okumayı sevdiğini söyleyen yazarlara denk gelmiştim daha önce ve biraz antipatik gelmişti bu davranışları. Şimdi onlara mı dönüştüm acaba diye merak ediyorum. Neye mâna verirsem zaten hep başıma gelir.
Öte yandan yazma esnasında bile dönüp ne yazdığına bakmayan, tek seferde koca kitapları yazabilen insanlar da var. Onları zaten hiç gözümde bile canlandıramıyorum. Ama Limitless filmindeki Bradley Cooper’ın oynadığı karakter geliyor aklıma. Sırf daha çok okuyabilmek için o filmdeki gibi olmayı isterdim ben. Bir de uykusuzluk çekmemek için tabii. Sahi biz bu uyku meselesini ne zaman çözeceğiz? Bu kadar teknoloji, inovasyon, yapay zeka vs. ne zaman uykuya yönelecek?
“‘Şu sabahları erken kalkmak yok mu, ‘ diye geçirdi içinden, ‘insanı tamamen aptallaştırıyor. Oysa insan uykusunu alabilmeli.’”
Aslında sabah erken kalkmak insanı daha dinç tutar. Ama bu daha çok kaçta yattığınızla ve nasıl uyandığınızla ilgili. Geçenlerde bir yerde duymuştum, ortalama bir insanın hayatının üçte biri uykuda, üçte biri de beklemekle geçiyormuş. Kalan üçte birinde de çalışıyoruz zaten. Öğrencilik de bir çalışma hayatıdır bence o yüzden onları da katabilirim denkleme. Buradaki en doğru çözüm uykuyu kısmak değil aslında. İlk akla o geliyor ama yanlışlığını bizzat test edip onayladım. Yıllarca 4 saat uykuyla yetinmeye çalıştım oysa insan önce o beklemekle geçen saatleri sorgulamalı. Sevmediği bir işte ya da istemediği bir bölümde okumak zorunda kalmanın yanlışlığını zaten hiç tartışmak bile istemiyorum. Hadi uykudan vazgeçtim ama teknolojinin artık insanların üzerinden bu ağır iş yükünü alması gerekiyor kesinlikle. Ve bir de trafik. Yıl olacak 2023 hâlâ yollar tıkanıyor, on dakikalık yolu bir saatte gidemiyorsunuz.
“‘Ah Tanrım,’ dedi içinden, ‘nasıl da güç bir meslek seçmişim kendime! Hemen her gün yoldayım. Bütün bunlar bürodaki asıl işlerden daha yorucu, üstelik bunlar yetmiyormuş gibi bir de yolculuğun çilesi, aktarma trenlerinin stresi, düzensiz, kötü yemekler, sürekli değişen, hiç kalıcı ve samimi olmayan insan ilişkileri. Şeytan görsün hepsinin yüzünü!’”
Bütün bunların kitabımızla pek bir ilgisi yok aslında. Yazarın anlattığı çok daha büyük bir resim ama sanki 1912'de yazılmış olan bu kitap bunlardan da şikayet etmemiş mi? Hiç mi bir şey değişmemiş onca sene diye de insan düşünmeden edemiyor.
Dönüşüm, bana hep metro kitabı gibi geliyordu önceden. Kısalığı, popülerliği ve kolay okunması sayesinde diye düşünüyorum; ne zaman metroya, tramvaya falan binsem, mutlaka gözüme çarpıyor birinin elinde. Hiç birinin de bitirdiğine denk gelmedim, hep ortalarda bir yerlerde kapatıp koyuyorlar çantalarına. Biraz da ondan bahsettim bu trafik meselesinden. Bu arada ben de o insanlardan biriyim, zaten her yere bir kitapla gitmesi gerektiğini düşünüyorum insanın. En kötü ihtimalle telefondan bir şeyler bulup okumamız gerekiyor çünkü gün içinde o kadar çok bekletiliyoruz ki, böyle böyle birer ikişer sayfa okusak, rahatlıkla bitirebiliriz bazı kitapları.
Kitap boyunca en etkileyici olan şey bence kitapta kimsenin gerçek anlamda Samsa’nın dönüşümüne şaşırmaması ve bunu çok doğal bir şekilde kabul etmesi. Kabul derken aslında bir yandan da reddetmesi ama kimsenin böyle bir şey nasıl olur diye sorgulamamasını kastediyorum. Böceğe dönüşen Samsa’nın kendisi bile kardeşinin çaldığı kemanın sesinden bu kadar çok etkilenince ancak sorgulamak geliyor aklına:
“Müzikten böylesine etkilendiğine göre, bir hayvan olabilir miydi?”
Bir radyo programında denk gelmiştim, orada şuna benzer bir örnek vermişti. Sabahın çok erken bir saatinde işe gitmek için uyanıklıkla uyku arasında kalkıp aynada kendine bakarsın ve gerçekten bir böcek gibi görürsün ya kendini, işte böyle bir sabahtan sonra Kafka’nın aklına gelmiştir bu kitabı yazmak diye espri yapıyordu. Gerçekten böyle olabilir mi diye sorguluyor insan bu düşünceyi mesela ama kitapta böceğe dönüştükten sonra işe nasıl gideceğini düşünen Samsa’nın bu düşüncesinin gerçekliğini hiçbir zaman sorgulamıyoruz. İşte bu kitabın başarısı bu bence.
Geçen bir arkadaşım da şöyle bir şey söylemişti bu kitap hakkında, Samsa hiç böceğe dönüşmeseydi ama o sabah artık ben sevmediğim bu işte çalışmak istemiyorum deyip odasına kapatsaydı kendini, yani eve para getirmeyi bıraksaydı ailesi yine ona böceğe dönüşmüş gibi davranacaktı aslında. Daha önce kaç kere okumuştum bu kitabı ama böyle düşünmemiştim hiç. Bana asıl dönüşüm Samsa’nın ailesinde, özellikle de kız kardeşi Grete de yaşanıyor gibi gelmişti.
Bu arada az önce öğrendim ki Stanley Corngold tarafından bu kitabın 130 farklı değerlendirmesinin derlendiği “Eleştirmenin Çaresizliği” adında bir kitap yazılmış. Dilimize çevrilmemiş sanırım, onu bulamadım ama kitabın adı bile her okuyanın ne kadar farklı şeyler anladığını kanıtlar nitelikte.
Hâlâ bu kitabı okumayanlar var mıdır aramızda bilmiyorum ama kitabın sonundan da bir alıntım var. Zaten bunu da ilk defa bu kez okuduğumda fark ettim ve resmen ürperdim. Şu satırlara bakar mısınız? Sanki bir dizinin ilk sezonu bitiyor ve gelecek sezonda yeni böceğimiz Grete olacak. Size de öyle gelmedi mi yoksa ben bu aralar çok mu fazla dizi seyrediyorum?
“Kendi aralarında böyle sohbet ederlerken Bay ve Bayan Samsa, ikisi de hemen hemen aynı anda, gittikçe canlanan kızlarının son zamanlarda yaşanan ve yanaklarını solduran onca üzüntüye rağmen nasıl da güzelleşip serpildiğini fark ettiler. Daha da sessizleşerek, neredeyse farkında olmadan bakışlarıyla konuşarak, kızları için iyi bir eş bulmanın zamanının geldiğini düşündüler. Ve son durağa gelince herkesten önce Grete ayağa kalkıp körpe bedeniyle gerindiğinde, yeni düşlerinin ve güzel planlarının gerçekleşeceğinden emindiler.”
İşte kitabımız böyle bitiyor. Bu nasıl da kaçmış daha önce gözümden hiç bilmiyorum. Gerçi doğru bir çıkarım mı yaptım ondan da emin değilim ama yıllar sonra yeniden okuduğumda sanki ilk defa okuyormuş gibi yeni birçok şey keşfettim. Dönüşüm sayesinde böcekleri öldürmeyi bırakan birçok insan varmış. Bunu da öğrenmiş oldum. Bir de filmi var sanırım, ama Almanca olduğu için seyretmek gelmedi içimden. İspanyollar da kısa filmini çekmiş, o daha güzel gibi duruyor ama onu da seyretmenim. Şimdiki teknolojiyle trafiğe ya da uykuya bir çözüm bulamıyoruz belki ama en azından bu kitabın güzel bir filmi çekilebilir zannediyorum.
Genelde alıntıları sırasıyla paylaşmaya özen gösteriyorum ve bu kitabın o unutulmaz ilk cümlesini hiç yazmayacaktım. Zaten hiç sevmediğim şekilde sonunu da yazdım. Ama bu kitabı da okumuş olun lütfen. Ya da okumamış olanlar acaba daha mı şanslı? Sonuçta bir kitabı ilk defa okuma hazzı diye de bir şey var. Sakın yarın okurum falan da demeyin, sabaha uyanıp uyanmayacağınız ya da nasıl uyanacağınızı kim bilebilir?
“Gregor Samsa bir sabah huzursuz düşlerinden uyandığında kendini yatağında kocaman bir böceğe dönüşmüş buldu.”
Benim kitap okuyacak vaktim yok diye de kendinizi kandırmayın. Zaten az önce kitabın ilk cümlesini de okumuş bulunuyorsunuz. Sonunu da okudunuz ama olsun, önemli olan aradaki o yolculuktur her zaman.
3
Çok teşekkürler, biraz geç bir cevap oldu kusura bakmayın. O birikme hissini çok iyi biliyorum ve anlıyorum sizi. O film de aksiyondu zaten, beğenmeyebilirsiniz belki ama kitabı beğenirsiniz diye düşünüyorum.
