Bu Böyledir, Hedefler, Önermeler ve Hafiflemek
İçindekilere bakınca birbirinden farklı kısa hikayeler içeren bir kitap sanmıştım ama öyle değilmiş. Bunu biraz geç anladım çünkü bazı bölümleri hikayedeki diğer kahramanların gözünden okuyoruz. Bu tarz bana yeni pencereler açtı diyebilirim. Okunması zor, anlaşılması güç ve eminim ki yazması da çilelidir ama kitabı bitirince garip bir tat alıyorsunuz. Kitabı okumayanlar için baştan uyarayım, yazının devamında hikayeden tat kaçırabilecek detaylar veriyorum.
Kitaptaki ana kahramanımız Süleyman bir lunaparkta eşi ve çocuğuyla birlikte, şu garip tüfeklerle balonları patlattığın anlamsız oyunlar vardır ya sonunda ödül kazandığın, işte onun gibi bir şeyde ama vurmaya çalıştığı oyuncak tavşanlara takılıp kalıyor bir süre. Tabii bunu biraz geç anlıyoruz. Her bölümde Süleyman’ın farklı bir yönünü öğreniyor, yaşadığı ayrı bir sıkıntıyı sanki biz de yaşıyoruz.
Bütün o sıkıntılardan uzaklaşmak için geldiği bu lunapark ona dar geliyor, burada bile bir türlü gün yüzü göremiyor. Hemen yanı başında patronu birer birer vuruyor tavşanları ama kendisi yanında bir umut bekleyen kızı ve artık sıkılmış olan, gitmek için baskı yapan karısı varken içinden şöyle geçiriyor:
“Bir kere de ben vursam. Devirsem şu tavşanı.”
Bu kitabı bitireli neredeyse üç hafta oldu ama bu yazıyı hazırlayamadım bir türlü. Ama şu an bile bu cümleyi okurken kendimi Süleyman’ın yerine nasıl koyduğumu, o acayip dünyaya nasıl adım attığımı hatırlıyorum. Benim için bu hikaye bu cümleyle başladı diyebilirim. Iskaladığımız hedefler, kaçırdığımız fırsatlar bu cümleyle gözünüzde canlanıyor.
90 sayfalık kısa bir kitap, şiir tadında yazılmış ve gerçekten hikayeye kendinizi kaptırmak biraz zor. Ama eğer tek mekanda geçen ve çok ağır ilerleyen festival filmlerini seviyorsanız belki de çok seversiniz bu hikayeyi. Bilemiyorum. Ben pek anlayamadım muhtemelen. Virginia Woolf’un bazı hikayelerini okurken de benzer bir duygu yaşamıştım. Çok anlayamasam bile ben böyle metaforlarla dolu yazıları okumaktan hoşlanıyorum. İç seslerle birlikte kahramanın kendi düşünceleri içinde kaybolduğunuz yazıları sevdiğimi zaten artık siz de biliyorsunuzdur.
“Çocukları bile sevmiyormuşum… Pöh… Onlara balkonda bir sebze bahçesi kurmaya kalkıştım… Düşünün, sevinsinler oyalansınlar ve bu uğraşı tabii unsurlar üzerinde sürdürsünler istedim… Sonra bahçeye bir de küçük fino bağlayacaktık… Balkondaki bahçe üzerine bu kadar ayrıntılı projeleri olan ben, çocukları sevmiyormuşum… Pöh…”
Yazarımız daha önce 6 yıl edebiyat öğretmenliği yapmış. Bunu öğrenince kitabın bazı bölümleri daha da oturdu kafamda. Bence kesinlikle o yıllardan çok şey katmış bu esere. Süleyman öyle hayallerindeki gibi okullarda okuyamamış ama hafızlık için uğraşmış ve kitapta da birkaç bölüm ayrılan bir hocası var. Bir gün onu şöyle uyarıyor:
“Bak, diyorum Süleyman; hafızlık geçim yolu değil. Para ile Kur’ân-ı Kerîm okunmaz. Bunu kulağına küpe et. Olur, diyor Süleyman. Kur’ân-ı Kerîm’i okudukça o senin gören gözün, duyan kulağın olur, unutma.”
Sonra devam ediyor hocası ki bu satırlar kitabın en çok tat aldığım bölümüydü. Durup tekrar okudum, sonra tekrar. Sonra bir de sesli okudum ve üzerine hiçbir şey yazamasam bile paylaşmalıyım dedim:
“Dağa taşa bakarsın, şu gördüğün çiçeklere, sokaktan geçen adamlara, her şeye, her şeye. Bu çiçek neler söylüyor, bu adam nereye gidiyor, bu taşı buraya niçin koymuşlar, hep anlarsın. Gece ile gündüz, uyku ile uyanıklık, hayatla ölüm birleşir. Dünyada niçin varsın, anlarsın. Okudukça açılırsın. Açılırsın ne demek? Ayakbağı olan şeylerden kurtulursun bir, bir. Gittikçe hafiflersin. Hafiflersin ne demek? Biri sana ağır bir söz söyler, biri sana ağır bir yük yükler, biri seni över de göklere çıkarır, biri sana mani olmak ister, biri seni çekip götürmeye çalışır, biri önüne engeller yığar, bir başkası para yığar: Biri der ki aç kalırsın, biri der ki yapamazsın, biri der ki olmaz, imkânsız.
Bütün bunları aşarsın, anlıyor musun?”
Hiç bu kadar güzel bir hafifleme tarifi duymuş muydunuz daha önce? Kısa hikayelere merak saldığımdan beri neredeyse her hikayede öyle cümlelere denk geliyordum ki, yazar bütün bu hikayeyi bu cümleyi yazabilmek için yazmış gibi hissediyordum. Geçen hafta öğrendiğime göre buna önerme deniyormuş ve her hikayenin bir önermesi olmalıymış. Siz bu görüşe katılıyor musunuz merak ediyorum. Bu hikayenin bir önermesi varsa, bence yukarıdaki satırlarda gizli.
Gelecek haftalarda Mustafa Kutlu’dan başka kitaplar okumayı çok istiyorum ama hangisiyle devam etmem gerektiğini hiç bilmiyorum. Böyle onlarca kitabı olan yazarlar beni bu yönden sıkıntıya sokuyor. Yazarın diğer kitaplarından önerileri olanlarınız varsa yorumlarınızı merakla bekliyorum.
Kısa Bir Reklam
ELZ Kozmetikte cilt bakım ürünleri de satılıyor, ayrıntılarını buradan inceleyebilirsiniz.
Eğer bu platforma hâlâ üye değilseniz buradan ücretsiz üye olabilir,
her gün yazılan yazılardan notlar alabilir ve beğendiğiniz yazıları listeleyebilirsiniz. Hatta isterseniz siz de yazmaya başlayabilirsiniz…
Dün gibi hatırlarım ben de bir gün böyle tek bir yazıyla başlamıştım yazmaya.
3
Ben teşekkür ederim öneriniz için. Beni büyük bir zahmetten kurtardınız.
Mavi Kuş'u okumuştum, çok güzeldi. Tavsiye ederim. Birde 'hafifleme tarifi' beni baya mutlu etti. Teşekkürler :)
1
