HakanY @HakanY_1743

Simülakralar ve Simülasyon, Simülasyon Argümanı

Geçen yazımda, algılarımızdan, simülasyon ve simülakranın ne olduğundan bahsetmiştik. Bu yazıda artık Simülasyon Argümanı'na ve hatta daha ilerisine ufak ufak yol alacağız.

"Simülasyon Argümanı" aslında, 1950’de ünlü İtalyan fizikçi Enrico Fermi, Los Alamos ulusal laboratuvarlarında çalışırken, meslektaşları ile arasında geçen muhabbet esnasında ortaya çıkan Fermi Paradoks'undaki olasılıklardan bir tanesidir. Çünkü Fermi ve arkadaşları, galaksimizde milyarlarca yıldız, evrenimizde de milyarlarca galaksi, yani evrende milyar kere milyar yıldız sistemi olduğundan ve bunların da en azından bir kısmında gezegen olması gerekeceğinden hareketle Uzaylı dostlarımızın nerede olduğunu ve neden halen bizimle iletişime geçmediklerini soruyorlar, sorguluyorlar ve buna bazı olası cevaplar, argümanlar sıralıyorlar:

1) Gezegenler o kadar yaygın gökcisimleri olmayabilir. Ancak son yıllarda yapılan araştırmalar ve gözlemler bunun böyle olmadığını ve birçok yıldız sisteminde gezegenlerin bulunduğunu gösteriyor.

2) O gezegenlerde hayat bir şekilde oluştuysa da bunun bizim anladığımız anlamda bir teknoloji yaratacak seviyeye gelmesi tahminimizden ya da bizim deneyimimizden çok daha zor olabilir.

3) O uygarlıklar belli bir teknoloji seviyesine gelseler de bir noktada nükleer silahlar, iç savaşlar gibi sebeplerle kendilerini yok ediyor olabilirler. Belki de teknoloji hikayesi hep bu kötü sonla bitiyordur.

4) Belki de diğer uygarlıkların teknolojileri ve iletişim yöntemleri bizimkinden çok farklı. Bizimle iletişim kuruyorlar ama biz anlamıyoruz. 

5) Ya da bu evren tümüyle görsel bir illüzyon, evrende başka akıllı canlı türü ya da uygarlık yok, sadece biz varız. Çünkü bir SİMÜLASYONdayız!

İnsanlık olarak simüle etmeyi öğrendik ve bilgisayar teknolojilerinin gelişimine bağlı olarak her geçen gün çok daha büyük ve detaylı simülasyonlar yapabiliyoruz. Bunu biz yapabiliyorsak, bizden çok daha zeki ve daha gelişmiş tekniklere, teknolojilere sahip bir üst uygarlık da yapabilir. Yani birileri bir simülasyon yaratıp bizim Büyük Patlama dediğimiz noktada bu simülasyonu başlatmış olabilir. 

Bizim evrenimizin, bu üst uygarlıktaki genç bir öğrencinin dönem ödevi olabileceği de dahil olmak üzere bu simülasyonun neden ve nasılı konusunda çok farklı fikirler var. Benim favorim ise; yine 90'ların başında, en sevdiğim çizgi romanlardan olan Martin Mystere / Atlantis 'te konuyla ilgili hikaye idi. Hikayede bir bilim adamı karbon tarihlendirmesine benzer bir cihaz yapıyor ve bu cihazla eline geçirdiği her şeyin yapılış tarihine bakıyor. Ancak 100 yılı aşan eskilikteki antika ve benzeri eşyalar hep 1 Ocak 1900 tarihini gösteriyor. Adam bir taraftan tırlatmaya başlarken bir taraftan da dünyanın en gelişmiş mikroskobunu yapma projesini bitiriyor. Bu sefer de atomlardan daha ilerisini gören bu cihazla cisimlere bakıyor ve atomdan daha küçük bir partikül olmadığını, yani en küçük için evrenimizde bir sınır olduğunu görüyor. O zaman bu iki olguyu birleştiriyor ve bir simülasyonda yaşadığımız gerçeğine ulaşıyor. Simülasyonu yapanlar elbette bunu fark edip simülasyonu, adamın makinesi rastgele tarihler gösterecek şekilde düzenleyip yeniden başlatıyorlar. Ama nasıl olsa sıfırlamadan dolayı hatırlamayacak diye adama tüm sırlarını açıklıyorlar. Meğer, Dünya'da artan gerginliklerden ve dünya savaşı riskinden dolayı 1800'lerin sonunda insanlar kendi dünyalarının kopyası bir simülasyon hazırlıyorlar ve 1 Ocak 1900 tarihinde bunu kendi dünyalarıyla eşzamanlı olarak başlatıyorlar. Ancak simülasyon onların zaman akışına göre iki kat daha hızlı ilerliyor. Böylece kendi dünyalarında oluşacak sorunları çok önceden görüp ona göre önlem alıyorlar. Mesela simülasyondaki hikaye 1990'larda geçerken onların dünyasında kendileri 1945 yılının Nazi gerçeği ile boğuşuyorlar. Bence neden ve nasıl açısından çok iyi bir hikaye.

Simülasyon Argümanı'nı savunanlar bunun kanıtı olarak yukarıdaki hikayedekine benzer şekilde ışık hızı, h-plank sabiti, mutlak sıcaklık gibi evrenimizdeki sınırları, sınırlamaları gösteriyorlar. Diyorlar ki; eğer biz öylece oluşmuş bir evren olsaydık bu tarz sınırlar olmazdı. Eğer sınırlar varsa, simülasyonu yapan üst akıl kendi teknolojisindeki sınırlamalardan ya da başka sebeplerden ötürü bu tür sınırlamalar koymuştur.

Şimdilik bu argümanı çürütebilecek bir kanıtımız yok. Bilimsel olarak olasılıklardan biri olarak tartışılmaya devam edecek gibi görünüyor. Ama bir simülasyonda olduğumuzu kanıtlayabilirsek belki de hikayedeki gibi simülasyoncu(lar) simülasyonu düzeltip tekrar başlatmak ya da tümüyle sonlandırmak zorunda kalacaklar.

Ancak ben bu argümana çok sıcak bakmıyorum, bakamıyorum. Bana, sırf hava olsun diye, sonradan Vegan olmak, hatta "mış gibi yapmak" benzeri bir moda anlayışı gibi geliyor. 

"Kanka bak şimdi, Arkitekt var, simülasyon yapmış, böyle KFC adamı gibi beyaz kıyafetleri var ama onun daha okumuşunu düşün. Aslında kaşık da yokmuş, çorbayı bile çatalla içiyomuşuz. O derece!"

Bu argüman ve sonuçları, dinler tarihinin bize sunduğu Tanrı fikrinin daha bir postmodern sürümü gibi görünmüyor mu size de? O yüzden beni taa en başa, çocukluğumun sorusuna geri döndürüyor; "Peki o simülasyoncuyu kim yarattı???". Bir felsefe kitabında okuduğum ve felsefe ile ilgili yapılan şakadan hareketle;

"

-Dünya dev bir kaplumbağanın üzerinde duruyor.

-Peki o kaplumbağa?

-O da başka bir kaplumbağanın.

-Peki o?

-Ondan altı hep kaplumbağa...

"

Eeee, eğer evreni Simülasyoncu yarattıysa, onun altı hep simülasyoncu mu???

Son olarak; yarattığımız çevre felaketlerinden de anlaşılacağı üzere; Dünya ve İnsan merkezli evrenden Kepler'in modeli sayesinde kurtulmuş olsak da, zihnimiz insan merkezli düşünmekten halen vazgeçemiyor. Diyelim ki üst bir uygarlığın yarattığı bir simülasyondayız. Ama bunun merkezinin veya ana amacının biz yani insanlık olduğu ne malum? Belki biz zannettiğimiz kadar değerli ya da önemli değilizdir. Belki o üst uygarlık bizi değil de karadeliklerin, pulsarların ya da süper novaların gösterisini izliyor, biz ise bu evrende kazara oluşmuş yan ürünleriz. Neden olmasın?

Yok yok, ÇOK önemlisin, şaka yaptım. Her şey biz insanlar için. Tüm evren hatta paralel evrenler, galaksiler, yıldızlar, gezegenler, bitkiler, ağaçlar, hayvanlar, tek hücreliler. Tüket tüketebildiğin kadar. Sonra, "Anneee bitti. Bana Yeni gezegen getir" deme ama... 

Unutma! Bu dünya koskoca dinozorlara kalmadı. Kendini akıllı zanneden primatlara da kalmayabilir ;-) 

Sağlıcakla kalın...

Not: Fermi Paradoks'unun detayları için: https://tr.wikipedia.org/wiki/Fermi_paradoksu


12

Henüz hiç yorum yapılmamış.

Yorum yazmak için giriş yapmanız gerekli