Düşmeden düşünülür mü?
İnsanlar düşünüyorlar, her saniye bir şeyler düşlüyorlar ama bir türlü nefislerine yenik düşmemeyi beceremiyorlar.
Bu kadar karışık bir yapıyı kandırmak nasıl bu kadar basit olabiliyor?
Yaraları her saniye kanarken yarabandı bulabilme ihtimaliyle nasıl daha büyük yaralar edinebiliyorlar?
Ve acılarını dindirmeyeceğini bile bile nasıl sevgi dedikleri nefrete boyun eğebiliyorlar?
Bir zaman gelirdi ve kalabalıklar dağılırlardı. İnsanlar tekrar birbirlerine yabancı olup başka yollara giderlerdi.
Aklım, akıllarının düşünce biçimine ermezdi.
Yere düşer kalkmak için bir el isterlerdi. Oysa kendilerine tekrar kalkmak için iki el verilmişti zaten.
Gittikleri yolun nereye gittiğini bilmeden tutarlardı uzatılan ilk eli.
Dikkat etmezlerdi sevdikleri şeyin ne olduğuna. Dikkat etmezlerdi yanlarında yabancı durup durmamasına.
Fazla pahalı şeylere heves edip kendilerinin olmayan pahalarla en iyi telefonları, en iyi kıyafetleri, en iyi evleri, arabaları alır daha iyisini bulunca bir köşeye bırakırlardı.
Buldukları en güzel insanı sever daha güzel birini bulunca bir köşede bırakırlardı.
Ve farkına varmazlardı ki köşede bıraktıkları şeyler hiçbir zaman kendilerinin olmamıştı hiçbir zaman da olmayacaktı zaten bu dünyanın işleyişine de aykırıydı.Kötü bakışlarına anlam veremezdim ama insanlar zaten anlamlı şeyler yapmak için çaba göstermezlerdi.
Görevi olanı yapmayıp işinde en iyisi olmak isteyen tek canlı insandı.
Hep daha fazlasını isteyip ellerindekinin ellerinde kalması için bile uğraşmazlardı oysaki.
Hep daha fazla para, daha fazla eşya, daha fazla insan isterlerdi.
Ama hakları olan parayı değil, rahat olacak eşyayı değil, iyi olan insanı değil.
Fazla olsun da kötü olması sorun değil gibi.
Onların değer verdikleri insanlar bir gün yok olacaktı ama benim yalnızlığım her zaman baki kalacaktı. Çünkü benim yalnızlığım beni terk etmezdi.
Yalnızlığım bu dünyadaki bana ait olan tek şeydi.
Ve onu balıklarla paylaşmayı, çiçeklerle paylaşmayı onu havayla paylaşmayı severdim.
2
