Warrior @Warrior35

SU DAMLASININ YOLCULUĞU

Önce okyanusta bir damlaydı.Bütünün yanında bir hiç…Sonra Güneş’in reddedilemez davetini kabul edip , buharlaşmanın dayanılmaz hafifliğine kaptırdı kendini.Tek başına bir “hiç” olsa da , artık bütün onsuz bir eksikti.
 
İlk göreviydi bulut olmak.Karşı konulmaz rüzgarların boyunduruğuna girip diyar diyar dolaştı.Ta ki bir gün kendisine yağmur olması söylenene kadar…

Kurak çöller için bir umuttu şimdi.Belki de hiçlik bir anlam kazanacaktı.Yere düşerken göğe elini açmış insanları fark etti.Sonra asırlarca Leyla’sını bekleyen Mecnun gibi toprak onu bağrına bastı.Umut fışkırdı çaresizce ellerini göğe açanların gözlerinden.Ama o , sadece bir yaz yağmuruydu.Adı gibi yalan…
 
Yine de pes etmedi su damlası.Tekrar buharlaşıp göğe yükseldi.Verimli topraklar üzerinde durdu bu kez bulut.Su damlası toprakla kavusunca, yeşil bir ot bitti topraktan.Sonra çayırda otlayan bir kuzu otu yedi.Kuzunun bir parçası olmuştu artık su damlası.Onun gözlerinden gördü hayatı,yemyeşil çayırları…
 
Mutluydu mutlu olmasına ama istediği bu değildi sanki.İnsanlar onun bu iç sesini mi duydu bilinmez bir gün kuzuyu kesmeye karar verdiler.Su damlası bu kez kuzunun kanı vasıtasıyla toprak oldu.Bir ağaç topraktan onu emdi.Terleyen yapraklarından yine göğe yükseldi.Ağacı ferahlatmanın verdiği huzur onu yükseklere taşıdı.
 
Diyarlarca sürüklendi çılgın rüzgarlarla.Kar oldu bembeyaz yağdı.Çocuklar kartopuna kattı onu yetmedi kardan adam yaparak onurlandırdılar su damlasını.Sonra kış güneşi göründü gri bulutların ardından.Nasıl olsa hepimiz eriyeceğiz deyip önce su damlası eriyip karıştı toprağa.Ama kış güneşi de ilk görevindeki yaz yağmuru gibiydi…
 
Eriyen karlarla karışıp dere oldu.Hep bir şeyler eksikti sanki.Yatağında akarken geçmişin tortularına takılıyordu sürekli.Derdini çağlasa da duyan olmadı.Ve dere kenarında bir kamış gördü.Gidip kamışa karıştı belki ney olup derdimi söylerim diye.Ama sonra fark etti ki kamış üflenmekle ney olmuyor.
 
Madem ney olamamıştı o zaman yanmalıydı kamış.Ateşe attı insanlar ısınmak için.Ve su damlası duman olup tekrar göğe yükseldi.Bu kez çiy oldu bir böceğin yarı küresel kanatları üzerinde.Kanatlarına hafifçe açı vererek damlayı içti böcek.Yine hayat bulmuştu.Eceli gelen böcek , gübre olup toprağa karıştı.
 
Mevsimler gelip geçti.Çiftçi toprağı ekti. Bir ekine karıştı su damlası , buğday oldu. Değirmenler onun için döndü.Önce un ufak oldu, sonra da zamanı gelince “CAN” oldu su damlası.İyi bir insanın  bedeninde hayat bulmuştu bu kez.İyi bir insanın parçası olmak… Bundan büyük şeref yoktu su damlası için.Sonunda hak ettiğimi buldum diye düşündü.
 
Ve bir gün “CAN” için için yandı.Bu insanın başına gelenleri hiç hak etmediğini görüyordu su damlası.Gözyaşı oldu,akıp gitti göz kapaklarından ızdırabına ortak olmak için.Lanet etti o gune.Hidrojen ve oksijenlerine kadar sızıyı içinde hissetti.İyilerin hep iyilik göreceğini ummuştu oysa.Ardından zaman , bir yazarı haklı çıkarırcasına ilaç etkisini gösterdi. [1]Dostoyevski’nin dediği gibi “insan her şeye alışıyordu” .Herşeye rağmen canı yananın hayattan vazgeçmediğini gördüğündeyse hayatın kendisine vermek istediği mesajı kavradı: İyi olmak bir tercih meselesiydi.Karşılık beklemeden, sadece özünden gelen bir seçim…İyi oldun diye hayatta iyilik göreceğinin garantisi yoktu.İyilik de kötülük de bütünün parçalarıydı aslında.Hepsi Tanrı’nın gözünde birer olguydu sadece.O zaman anladı su damlası ; iyi ve kötünün ötesinde olmak gerekliliğini…
 
Bulmanın verdiği huzurla yine buhar olup göğe yükseldi.Güneş’e varmaktı şimdiki hedefi.Ikarus gibi özgürlüğe açtı kanatlarını.Yükseldikçe yükseldi.Hedefine varmaya hiçbir engel yoktu sanki.O kadar kibirlenmişti ki, kanatlarının balmumundan olduğunu yere çakıldığında anlayan Ikarus misali, yağmur olup toprağa çakıldığında anladı bunun da sadece yolculuğunun bir parçası olduğunu…
 
Under the dome filminin bir maketiydi sanki gezegen.[2]Yarıküreye hapsolmuş canlılar birbirini yemekle meşguldü.Kürenin duvarlarına çarpanlar gibi su damlası da mahsur kalmıştı küre sınırlarında.Buharlaştığında bunu daha iyi anlamıştı su damlası.Sevinenler,üzülenler , kibir, can yakanlar,canı yananlar ve daha nicesi…Hepsi o kadar kaptırmıştı ki bu oyuna kendilerini , aynı şeyler farklı kılıklarda tekrar tekrar yaşandığı halde pek azı kürenin altında hapis kaldıklarını sezebilmişti.
 
Sonra her şeyi boşverdi su damlası.Madem yaz yağmuru da,kış güneşi de ,iyi de , kötü de yalandı o zaman ben de hamuş olmayı seçtim dedi ve sustu…[3]
 
Artık anlamıştı ki kendisinin hayattan ne istediği değil , hayatın ondan ne istediği önemliydi. Nicedir yaptığı tercihlerle özü ortaya çıkaran ses , artık öze dönüş vaktinin geldiğini fısıldadı.Ve nehir olup okyanusa kadar çağladı su damlası.Sonunda anladı ki ; eninde sonunda su , okyanusa akar…
 
Öyle büyüktü ki şimdi bu huzur , bildiği her şeyi okyanusa aktardı su damlası ve sevginin kucağında her şeyi unutup okyanus oldu.Ta ki bir gün Güneş’in reddedilemez davetini kabul edip, tekrardan kendini buharlaşmanın dayanılmaz hafifliğine kaptırana kadar…
 
8 Ocak 2014
 

[1] Ölü Bir Evden Hatıralar  (Fyodor Mihayloviç Dostoyevski)

[2] http://www.imdb.com/title/tt1553656/

[3] Hamuş: Türkçe lügatte bulunmasa da hamuşun Türkçe karşılığı anlamına en yakın tabirle “suskun” demektir.Şems-i Tebrizi’nin Mevlana’ya hamuşum diye seslendiği tabir edilir.Şems Konya’dan ayrılıp aylarca Mevlana’dan uzaklarda yaşadı.Bu esnada Mevlana’nın geri dön diye yazdığı mektuplara bilerek cevap vermedi.Bir gün Mevlana’ya cevaben Şems mektuba şunu yazdı : Bana öyle bir şey söyle ki , hemen yanına geleyim. Günlerce düşünen Mevlana bir sonraki mektubuna sadece tek bir kelime yazdı : Hamuş. Ayrıca hamuş kelimesindeki üç sessiz harfin (h,m,ş) tasavvufun üç sac ayağı olarak anılan ; Hallac-ı Mansur,Mevlana ve Şems-i Tebrizi’yi gizli olarak simgelediğine inanılır.Bu üç ismin ilk harflerinin bu kelimede birleştiğine inanılır.Ciltler dolusu eser veren Mevlana’nın ironik biçimde kendisini “suskun” olarak tanımlaması ise tevazunun neden hala Mevlana ile beraber anıldığının en iyi göstergelerinden biridir.(bkz. Sinan Yağmur-Aşkın Gözyaşları)


1
Warrior @Warrior35

Tesekkurler Mücahit . Senin yazıların da çok güzel . Umarım daha iyilerini yazarız zamanla …

Mücahit Muhammet Karakuş @Mucahit_Muhammet_Karakus

Çok zor anlatılabilecek bir şeyi çok güzel yazmışsınız, elinize sağlık.

1