Mutlu Olmak İstiyorsan Mozart Dinle! İbragim Orazov ile Klasik Müzik
Geçtiğimiz aralık ayı benim için dolu dolu geçen bir ay oldu. Organizasyonlar, partiler, yeni bir sosyal çevre, yeni şehirler ve yeni projelerle dolu kocaman bir ay! Yine aralık ayı içerisinde küçüklüğümden beri gerçekleştirmek istediğim talk show tarzı bir program vardı kafamın içinde. Hani, küçükken hepimiz Beyaz Show’a çıkmak istemişizdir ya… Ben de hep Beyazıt Öztürk’ün yerinde olmak istemişimdir. Aralık ayı içerisinde bu hayâlim, sevgili dostum Yusuf Tan sayesinde ilk adımlarını atmaya başladı. Kendisi bana sürekli İstanbul Teknik Üniversitesi’ndeki öğretmeni İbragim Orazov’dan bahsediyor ve ne kadar iyi bir eğitimci olduğunu anlatıyordu. Ben de kendilerini çok merak ettim ve Yusuf’tan beni İbragim Bey ile tanıştırmasını istedim. İbragim Bey benim bu isteğimi kırmayarak 27 Aralık 2021 tarihinde içinde bulunduğu Salve Kuartet grubunun konserine davet etti ve kendisiyle konser çıkışında Bengü Efsen Sanat Akademisi’nde bir röportaj yapma imkânı yakaladım. İşte bu blogda Türkmenistan’dan Türkiye’ye uzanan güler yüzlü ve bir o kadar sempatik bir insanın hikâyesinden bahsedeceğim.
Bir de son olarak bir not: İbragim Bey Türkçeyi yeni yeni öğrendiğinden dolayı röportaj metinlerinde düzenlemeye gittim. Sohbetimizi sesli olarak dinlemek isterseniz de blogun altına bıraktığım linkten ulaşabilirsiniz. İyi Okumalar.
İbragim Bey, öncelikle hoş geldiniz. Nasılsınız?
Hoş buldum. Teşekkür ederim. Çok güzel bir konser sonrasında biraz heyecanlıyım. Davet ettiğiniz için tekrardan çok teşekkür ederim. İsterseniz biraz kendimden bahsedeyim.
Yaklaşık iki senedir İstanbul’dayım. İstanbul Teknik Üniversitesi’nde öğretmenlik yapıyorum. Çocuklara ders veriyorum. Buna benzer şeyler…
Türkiye’ye gelme serüveniniz nasıl başladı/Niçin buraya geldiniz?
Dediğim gibi. Yaklaşık iki buçuk sene önce İTÜ’den bir davetiye geldi ve ben de çok sevinerek kabul ettim. İki senedir hocalık yapıyorum. Çok da mutluyum vallahi.
Rusya’da eğitim gördüğünüze dair birkaç söylem aldım. Rusya’nın eğitimi nasıldı?
Rusya’da eğitim görmedim. Aslen Türkmenistanlıyım ve Türkmenistan’da büyüdüm fakat eğitimimiz Rusya ile aynıydı. Yani hemen hemen aynı derecede eğitim gördüğümüzü söyleyebilirim. Çok güzel bir eğitimi vardı. Aslında, Türkiye’nin de eğitimi çok güzel ama… Sanırım biraz karıştırdım ya.
(Gülüşüyoruz)
O noktalara geleceğiz birazdan, Türkiye’de olan eğitim sistemine fakat öncesinde; sizi öğretmenlikten çok memnun gördüm. Öğrencileriniz sizden memnun. Çok farklı bir enerjiniz var. Bir gençlik enerjisi mi denir buna? Mesleğiniz sizi memnun ediyor mu?
Ben, kendi işimi seviyorum. Çocukları seviyorum. Böyle, onlarla ders yapmak bana çok güzel gelir. Çocuklara bir şeyler öğretmek çok heyecanlı. Müzik! Daha güzel ne olabilir ki?
Sizin kemanla ilişkiniz ne zaman başladı?
Şöyle, ben tam hatırlamıyorum fakat beş yaşındaydım. Babam beni müzik okuluna götürmüştü. İşte “Müzik okuyacaksın.” Falan. Dedem de bize bir piyano hediye etmişti. İşte böyle tam bir araya gelmiştik.
Ailenizde başka çalgı aleti çalan var mı?
Benden büyük ablam var. Benden bir sene önce o başladı zaten biz de sonrasında peşinden gittik.
Müzikten önce bir hayaliniz var mıydı?
Ben çocukluğumdan beri müzisyen olmak istedim. Yani ben on bir yaşında bunu hayal ettim mi denir? Ben, piyano çalmayı çok seviyordum fakat bir yerde piyano hocam değişmişti. Burada, iğrenç diyebilir miyim? (Elbette.) Yani, iğrenç bir kadın geldi. Böyle derslerde dövüyordu. Yani aşırı bir şiddet yoktu ortada ama… Çocuğu birazcık vursan bile bu onu o dersten kopartmaya yetiyordu.
Piyanodan soğudunuz yani?
Yok canım! Nefret ediyordum piyanodan.
(Gülüşüyoruz.)
Sonra işte, elime keman düştü. Yani on yaşındaydım herhalde kemanı epey sevdim ve ondan sonra her şey gayet güzeldi. Kemancı olacağım dedim.
Peki, geçmişe baktığınız zaman olmak istediğiniz yerde misiniz yoksa daha gidecek yolunuz olduğunu düşünüyor musunuz?
Ya, aslında bir ordu öğrenci yetiştirmek istiyordum ama yani… Halâ yoldayım. Yol da uzun. Umarım yol bitmez.
(Gülüşüyoruz.)
Yetişkinlik dönemlerine girmiş birisi ya da on yedi-on sekiz yaşlarında birisi keman çalmaya başlasa iyi bir kemancı olabilir mi?
Kime göre iyi? Tabii ki olabilir. Önemli olan kime göre olduğu. Onu biz nasıl değerlendireceğiz ki? Kendi apartmanında müthiş bir kemancı olabilir mesela. Ama başarılı olabilmesi şunlara bağlı: Gerçekten istiyor mu? Çalışkan mı? Yeteneği var mı? Yoksa sadece geçici bir merak mı?
Ben, çok çocuk yetiştirmedim ama bazı çocuklar çok geç başlıyorlar fakat gayet iyi keman çalabiliyorlar. Gerçekten emek veriyorlar. Öğretmen de emek veriyor. Çocuk da emek veriyor. Böylece ortaya çok güzel bir şey çıkabiliyor.
Dediğiniz gibi. Öğretmenliğin de büyük bir etkisi var. Sizce iyi bir öğretmen nasıl olmalı? Bir öğretmen, öğrencisine nasıl yaklaşmalı? Mesela piyano hocanız… Sizi nefret ettirmiş…
Ya abi ama dövüyordu ya. Nasıl nefret etmeyeyim ki ondan?
(Gülüşüyoruz.)
Çocuk derse çalışmadan gelebilir. Senin görevin öğretmek… Yine de bir yol bulabilirsin ama işte “Çalışmadın al sana dayak!” yanlış.
Hocaların, tabii ki yumuşak olması lazım… Çocukları sevmek de gerek. Çocuk sevmeyen birisi iyi bir öğretmen olamaz. Zaten sevildiğini hissetmeyen çocuk da derse gelmek istemez.
Sonra… Yanlış anlama, kendimden bahsetmiyorum. Hoca dediğin işinde çok iyi olacak. Yani keman olsun, ney olsun, flüt olsun… Bunları bilecek. Çalışkan olacak. Çalışkan olması çok önemli. Çünkü çalışkan değilsen öğrenciye, çalışması gerektiğini söyleyemezsin.
Buradan şöyle bir atlayış yapacağım. Bugün çok güzel bir konser gerçekleşti. İnsanların beğenisini topladınız. Bu konser ekibi nasıl bir araya geldi?
Beni bir gün Cem aradı ve bana “Bizim bir, birinci kemana ihtiyacımız var.” Dedi. Daha öncesinde Sevil arkadaşımız onlarla çalıyordu ama kendisi bazı sebeplerden dolayı ayrılmak zorunda kaldı ve onun yerine beni çağırdılar. Tabii ben çok sevindim. Yani pandemi döneminde böyle otur otur… Sıkıldım vallahi. Duvarlar sıkıştırıyordu beni falan. İşte anlattı bana “Abi, şöyle şöyle…” Tabii o zamanlar yeni tanışıyoruz. “Kuartet yapmak istiyoruz.” Ben de tabii sevinerek diyorum her şeye tamam.
Kapanma var. Biz gizli gizli provalara gidiyoruz. Sokaklarda polisler çeviriyor bilmem ne… Yani o prova dönemi çok komik ve çok ilginçti.
İlk provadan itibaren çok güzel tınladık. Bir ahenk yakaladık.
Peki, bu konserler içerisinde, çalmayı en sevdiğiniz parça neydi?
Hiçbirini ayırmıyorum. Yani on dört parça var ve sanki her biri ayrı hayatlar gibi geliyor. Bilmiyorum, Komitas, biraz hastaydı galiba. Yani iyi anlamda… Bir müzik dehası olarak… Ve ona göre beste yapıyordu. Her besteyi farklı bir insan olarak düşünerek yazıyordu. Farklı dünyalar ve farklı insanlar…
Hani bu biraz şeye benziyor: Köfte mi güzel patates mi? Domates mi güzel yoksa dondurma mı? Hepsi ayrı ayrı çok güzeller. Üzgünken sanki o daha sıcak geliyor. Mutlu olduğunda on dördüncü parça çok güzel geliyor, sekiz numara harikaydı falan…
Bize biraz Salve Kuartet grubundan bahseder misiniz?
Cem bana anlattığında “Salve, merhaba demek.” Dedi. İtalyanca mıydı böyle “merhaba” demek. Böyle bir senedir çalışıyoruz falan merak ettim anlamını. İyi bir şey mi kötü bir şey mi? Böyle şaşırdım. Hani “salve” falan büyük, heybetli bir anlam bekledim altında ama merhaba demekmiş işte.
Bize ekip arkadaşlarınızdan bahseder misiniz?
Çelloda Cemal arkadaşımız var. Çok güzel, sesi çok güzel… Cem var. Sesi ona göre ayarlarız. Buse… Buse, parmaklarını keman üstünde çok güzel kullanır. Bir de ben varım… Hepimiz çok farklı ve güzeliz ya.
(Gülüşüyoruz.)
Sona doğru yaklaşırken kemana başlamak isteyenler için bir tavsiyeniz var mı?
Yoo… Başlamak istiyorsanız başlayın. Sadece keman için geçerli değil. Herhangi bir şeyi istiyorsanız ona şimdi atılın. Beklemeyin. Yarın hiçbir şey düzelmeyecek öbür gün hiçbir şey düzelmeyecek. Yaptın mı yaptın. Belki yarın bir şansın daha olabilir, evet ama geç kalmış da olabilirsin. Şu an yapman gerekiyor.
Kafanı dolduran aletlerden uzaklaş ve istediğini yap ama gerçekten istemen gerekiyor. Aksi takdirde elinde bir telefon… E, onun da şarjı hiç bitmiyor. Tabii şu dönemde zor. Biz o konuda çok şanslıydık. Hani, uğraşabileceğimiz bir şey yok. Telefon, internet, bilgisayar… Hoca vardı, sen vardın, keman vardı.
Çocuk artık istese bile odaklanamıyor. O yüzden şunu demek istiyorum: Çocuğu olan ailelerin bu işe el atması gerekiyor. Mesela babam benim elimden tutup müzik okuluna götürmeseydi şu an benden hiçbir şey olmayacaktı. Muhtemelen sokakta kaybolmuştum yani.
(Gülüşüyoruz.)
Anne baba ilgilenmezse kim ilgilenecek?
Sizden son olarak klasik müziği ilk defa dinleyecekler için bir tavsiye alabilir miyiz?
Abi… Tabii ki, tabii ki… Şimdi sabah kalkıyorsun… Yok dur… Gece yatıyorsun ya alarm sesin Mozart Senfonisi olacak. Allah! Sabah, alarm sesi yerine Mozart Senfonisi ile uyanıyorsun. Böyle kalkıyorsun püfür püfür. İnanılmaz bir şey. Mozart dinleyin. Mutlu olmak istiyorsanız Mozart dinleyin. Hangi parçası olduğu hiç fark etmez. İnternete “Mozart” yazıyorsunuz. Herhangi bir parçasını açıyorsunuz… Her parçası mükemmel…
Hastasınız, mutlusunuz, mutsuzsunuz, zenginsiniz, fakirsiniz… Hiç fark etmez. Mozart dinleyin.
İbragim Bey, programa katıldığınız için çok teşekkür ederim. Sizleri tanımak çok güzel bir şeydi.
Asıl ben teşekkür ederim.
1
Bence de çalışkan olmayan biri bir başkasına çalışkan ol diyememeli. Eskiden dergilerde okurdum bu tarz yazıları, çok güzeldi. İyi ki paylaştınız.
1
