Kutlama
‘’Bugün her şey benim prensesim için. Bugün onun günü, dimi babası?’’ dedi anne. Bir yandan da yuvarlak kahvaltı masasında oturmuş olan baba-kızın tabaklarına yaptığı omleti koyuyordu aceleyle. Suratının tamamına yayılmış bir tebessümü ve hızlı hareketleri vardı. Henüz 3 yaşındaki kızı Meryem, çatalının ucuna soktuğu peyniri beceriksizce ağzına hizalamaya çalışıyordu. Annesinin bu lafı üzerine iki kolunu havaya kaldırıp ‘’oleey’’ dedi. Sonra babasına dönüp ‘’Baba baba baba’’ ‘’Efendim güzel kızım?’’ ‘’Bana bugün elma şekeri alır mısın?’’ ‘’Elbette kızım, ne istersen!’’ dedi gülümseyerek ve yemeğine geri döndü. Masa, özenle hazırlanmış; domatesiyle, salatalığıyla, reçelleri ve zeytinleriyle rengarenkti. Böyle bir masaya bakmak bile insana ailece yapılan keyifli bir pazar kahvaltısını anımsatırdı. Bazıları için hoş bir tebessüm, bazıları için buruk bir tebessüme sebep olurdu. Anne, mutfağa tekrar gidip tavayı ocağın üzerine bıraktı ve masaya yeni bir renk katmak üzere çayı getirdi. Çayları da doldurduktan sonra hızlı bir oh çekerek kendi sandalyesine kuruldu. Hızlı hızlı kahvaltısını etmeye başladı. Sonra ağzında çiğnediği lokmayı yutmaya çalışırken bir anda hatırlamışçasına kocasına dönüp ‘’Aaay Hasan az daha unutuyordum. Selma, Meryem’in sevdiği şu çizgi film var ya onun bardaklarından bulamamış. Sen bir gidip onlara bakabilir misin?’’
Bu sırada Meryem annesini kolundan çekiştirip ‘’Anne hangisii? Koca ayı mı yoksa uzaylı olan mıı?’’ Anne, kızına kısaca bir bakıştan sonra tekrar babaya döndü. Meryem’in ısrarcı tavrına karşılık, ‘’Kızım lütfen biraz izin verir misin? Bak babanla önemli bir şey konuşuyoruz.’’ dedi. Meryem önündeki tabağa döndü ve çatalını zeytine takmaya çalıştı. Zeytin birkaç kez tabağın bir o yanına bir bu yanına kaçınca çatalı bıraktı, eliyle tuttu ağzına attı. Bu sırada anne ve baba konuşmalarına devam ediyor, doğum günü partisi ile alakalı planlamalara devam ediyorlardı. Çok da bir vakit kalmamıştı. Kahvaltıdan sonra hazırlık için doğrudan çıkacaklardı.
Anne, kahvaltı bittikten sonra masayı hızlıca toparlamaya başladı. Bu sırada baba, elinde arabanın anahtarı selam vererek annenin verdiği görevleri tamamlamak üzere evden ayrıldı. Meryem, eline bir mandal almış onu bir uçak gibi evin içinde bir o yana bir bu yana uçuruyordu. Masa toparlandıktan, evdeki işler halledildikten sonra giyecekleri elbiseyi vs. yanlarına aldılar ve bir taksi ile kuaföre doğru gittiler.
Yıllardır buraya geldiği için artık onu tanıyan kuaför, kapıda onları görür görmez coşkulu bir şekilde karşıladı.
‘’Vay vay vay. Doğum günü kızı da geldi! Meryem, bu ne güzellik kız böyle? Fıstık.’’ Yanağından bir makas aldı.
Meryem annesinin pantolonunu çekiştiriyor, bacağının arkasına saklanıyordu. Ayaküstü başladıkları sohbetten on, on beş dakika sonra kuaför koltuğa oturtmayı nihayet hatırladı da saçı yapmaya başladı. Onlar sohbet ederken Meryem, dükkanın köşe bucaklarına bakıyor, dolaşıp duruyordu. Annesinin onu ısrarla çağırması üzerine geldi. Annesinin seçtiği bir model onun için yapılmaya başlandı. Sohbet sonu gelmezcesine uzayıp duruyordu. Fakat geç kalacaklarını fark edince saç tamamlanır tamamlanmaz toparlanıp taksiye atladılar.
‘’İyi eğlenceleeer!’’ diye bağırmıştı arkasından kuaför.
Taksici, doğum günün yapılacağı kafeye doğru yola çıkmıştı. Anne, yol boyunca çeşitli aramalar yapıyor, ara sıra Meryem’e dönüp saçını ellememesi üzerine uyarılar yapıyordu.
Trafiğe sıkışmanın etkisiyle daha da telaşlanan anne, hem taksiciye kızıyor hem de kocasını arayıp hiçbir şeyin yetişmeyeceği yönündeki korkularından bahsediyordu. Kocası da telefonun diğer ucundan onun bu endişesini gidermeye çalışıyordu. Bu kadar endişelenecek bir durum olmadığını, her şeyin hallolacağını, yetişmezse de biraz daha geç başlarız gibi rahatlatıcı şeyler söylemeye çalışıyordu ama bunlar, anne için nafile tesellilerdi.
Sıkışan trafiğe rağmen gecikmemiş olarak sonunda varmışlardı kafeye. Taksiciye parasını aceleyle ödedikten sonra eşyaları toparlayıp içeri geçtiler. Burası, içeride büyük camlarıyla büyük bir alan ve ayrıca dışarı da aynı şekilde çimen üzerine atılmış beyaz yuvarlak masalarıyla hoş bir kafeydi. Meryem’in doğum günü için ise yalnızca bahçe kiralanmıştı. Anne, süslemenin planını kafeye bırakmak istemiyor, bizzat kendisi yapmak istiyordu.
‘’Masaların buraya kadar gelmesini istemiyorum. Ortası daha geniş olmalı. Fakat çok geri de çekmeyin tabii. İnsanlar sıkışık sıkışık oturmasınlar. Ayrıca pastanın kesileceği kürsü kısmında masayı ortalayamamışsınız. Kocam buraya balonları falan göndertmiş olması gerek. Hemen onlara başlayalım.’’
Garsonlar, her dediğini dikkatle dinliyor ve hepsini yapmaya gayret gösteriyorlardı. Balonlar şişirildi, yerlerine iliştirildi. Meryem, her şişirilen balonu kapıyor ve oynamaya başlıyordu. Annesiyse onu her defasında uyarıp, elinden alıyordu. ‘’Meryem, hayatım. Bak, çok acelemiz var. Anneni üzme lütfen, olur mu? Senin için yapıyoruz bunları. Lütfen hayatım. Biz bitirene kadar uslu uslu otur. Tamam mı güzelim?’’ dedi ve alnına bir öpücük kondurdu. Meryem, gerçekten de annesinin lafını dinledi ve sakince dolaşmaya başladı bahçede.
Tek kullanımlık, üzerinde Barbie resimleriyle pembe tabaklar, bardaklar, peçeteler getirildi. Dükkanın camlarının üst kısmına kartondan süslemeler sarkıtıldı. Ortaya iyi ki doğdun yazılı süslemeler yapıştırıldı. En ortaya da yaşının yazılı olduğu 3 balonu şişirilip koyuldu. Neredeyse her şey hazır gibiydi. Saatin yaklaştığını gören anne, Meryem’i de alıp hazırlanmak için arkada bulunan bir odaya gitti. Kendisi beyaz renkte bir kumaş pantolon, üstüne ise eflatun renginde şık bir bluz giymişti. Makyajını yaptı. Meryem için ise toz pembe renginde sırt kısmı ipli bir elbise almıştı. Onu giydirdi ancak Meryem pek rahat edememişti. ‘’Ooof anne, bu ne ya. İstemiyorum ben bunu. Yapıştı ya üstüme’’ derken bir yandan da elbisesini yakasından tutmuş ileri doğru çekiştiriyordu. Anne, hemen üstüne atılıp onu durdurdu. ‘’Meryem, dur dur. Bebeğim yanımda başka elbise yok. Hem öyle güzel oldu ki sana. Tam bir prenses oldun. Biraz dayan olur mu? Zaten bitince hemen çıkartırız, az öncekileri giyersin.’’ Meryem oflayarak somurta somurta kollarını önünde açtı.
Anne, kıyafet işini de başarıyla tamamladığı için sevindi. Gülümseyerek kızının elinden tuttu.
‘’Hadi bakalım, misafirlerimiz gelmeye başlamıştır.’’ dedi ve beraberce odadan çıktılar.
Dışarı çıktıklarında gerçekten de gelmeye başlayanlar olduğunu gördüler. Teyzesi, halası gibi yakın akrabalar gelmişti. Her biri, Meryem’i görünce ona övgüler yağdırıyordu. Gerçekten de pek güzel görünüyordu. O da yavaş yavaş elbisesini sevmeye başlamıştı aslında ama yine de yakasını ileri çekmekten kendini alamıyordu. Annesi de onu bunun için uyarmaktan kendini alamıyordu.
Anne, kafenin içindeki garsonlarla yemek için konuşmaya gitmişti. Bu sırada Meryem de, onu ellerinden tutmuş sorular soran halasıyla utangaç bir şımarıklıkla konuşuyordu.
Bu sırada beyaz gömleğiyle pek yakışıklı duran uzun boylu babası gülen suratıyla kapıda göründü. İçeriye girmekte olduğunu gördüğü babasına doğru baba baba baba diye koştu Meryem. Koşa koşa gelen kızına kollarını açtı ve onu kucağına alıp havaya kaldırdı.
‘’Baba niye bu kadar geç geldiiin?’’ dedi, dudaklarını büzerek.
‘’Kızım, çok işim vardı ama bitirir bitirmez geldim’’ dedi ve yanağından kocaman öptü onu. Aslında bugün işten izin almış ve annenin verdiği işleri de sabahtan halletmişti ama gerçekten de zorunluluktan mı bu saatte gelmişti bilinmiyordu. Hele Meryem bu detayları hiç bilemezdi.
Sonra el ele masaların arasına karıştılar ve gelenlerle sohbet etmeye başladılar. Bahçe gitgide kalabalıklaşıyordu. Anne de, bu görüntüyle beraber iyice rahatlamıştı.
Misafirler tamamlandığında, ortam oldukça neşeliydi. Arkada çalan müzikler, her masada ayrı bir sohbet, masalara gelip giden leziz yemekler ve koştura koştura çocuklar (bu kısım anne için pek hoş değildi. Meryem’i uyarıyordu. Malum yerler topraktı. Beyaz babetleri kirleniyordu.) ve çığlıklarla oyunlar oynayan çocuklar (işte bu kısım da anne için pek hoş değildi. Daha kibar olması yönünde Meryem’i uyarıyordu.) Arkadaşlarıyla çığlıklar atıp her güldüğünde annesi geliyor ve kulağına bir şeyler fısıldıyordu. Meryem de düşen suratıyla daha dikkatli davranıyor ama sonra arkadaşlarıyla olmanın verdiği sevinçle annesinin lafını unutuyor ve yeniden çığlıklar atmaya, koşturmaya devam ediyordu.
Anne, çareyi kocasında görüp ondan yardım istedi. Meryem’i uyarması gerektiğini söyledi. Baba, bu işler hakkında pek kafa yormazdı. Çığlıklardan rahatsız olmamış olmasına rağmen karısının onun yerine düşünmüş olacağını düşünerek onun dediğini yapardı. Baba da, aynı karısı gibi koşturan Meryem’i durdurmuş ve kulağına daha dikkatli olması yönünde tavsiyelerde bulunmuştu. Meryem, her tavsiyeyle beraber suratı düşüyor ve daha çok laflarını dinlemeye başlıyordu. Pasta gelene kadar, Meryem de istedikleri kıvama gelmişti. Uslu uslu oturuyor, babetlerini temiz tutuyor, çığlıklarıyla da rahatsızlık vermiyordu. Artık pasta üfleme zamanı gelmişti. Hemen Meryem, masanın ortasına getirildi. Anne ve baba, onun yanına geçti. Bütün misafirler ortadaki masanın etrafına toplandı. Garsonlar içeriden pastayı getirirken misafirler de neşeyle iyi ki doğdun şarkıları söylüyor ve bir yandan da telefonlarıyla videoya çekiyorlardı. Anne, Meryem’e kameraya bakmasını söylüyordu. Pasta geldi, Meryem mumları üfledi. Meryem’in tam karşısında durmuş bir fotoğraf makinesi ailece fotoğraflarını çekmek için bekliyordu. Meryem, kafasını kaldırdı. Babasına, ‘’Baba, elma şekerimi aldın mı?’’ diye sordu yüzüne tekrardan gelen bir gülümsemeyle. Babası ise ‘’Alacağım kızım, alacağım. Ama dur şimdi, sırası değil.’’dedi. Öbür yanından annesi, ‘’Meryeeem, kameraya bak! Hadi gülümse biraz. Bugün senin günün!’’ dedi. Çenesinden tuttu ve bu mesut günün anısına çevirdi onu.
Duyguyu geçirebildiğime çok sevindim. Teşekkür ederim yorumların için :)
Cidden ne mesut bir gün (!) Eline sağlık; toksik aileyi, sevginin sadece gösteriş malzemesi olarak kullanılmasını, derinden hissettirecek şekilde yazmışsın. Gerçek hayatta mükemmel aile olduğuna, sorunsuz bir mutluluk olacağına pek inanmam, ama hikayalerde neden olmasın? Yazıda da böyle güzel bir aile portresi olacak sanarak okudum, biraz da kıskanarak. Ama hiç öyle olmadı.. Resmen tokat yemiş gibi oldum.. Teşekkürler, resmen halime şükrettim :)
