İnsan karmaşık bir varlık mıdır, yoksa basit bir kurgudan mı ibarettir. Bu soru her zaman ilgimi çekmiştir. Üzerine uzunca bir süre düşündüğümü varsayıyorum. Konuya; psikolojik, biyolojik, fiziksel, kimyasal açıdan bakacak olursam çok karmaşık olduğunu düşünüyorum, tabi ki bu açılardan bakacak bilgi birikime sahip değilim. Ben bu bilime ömrünü adayanların yalancısıyım. Ancak davranış açısından bakınca çok basit bir yapı olduğunu düşünüyorum. Davranışlar, yaşamın gerçek halini yansıtır. Tüm bunların içinde konuşmanın insana yararlı olup olmadığı hakkında da ciddi şüphelerim var. Konuşmanın gündelik hayat için gerekliliğini ya da avantajlarını tartışmayacağım. Her zaman önemli olan dezavantajlara bakmaktır. Birileri mutlaka yararlarını sayfalarca yazmıştır. Gündelik dilin arasında, insanın kullandığı kelimeler tamamen –dikkat buyurun tamamen diyorum- kendisini olduğu gibi ya da olmak istediği gibi anlatmasından ibarettir. İşte bu bence konuşmanın en büyük ve en önemli dezavantajıdır. Bir insanı tanımak zor değildir, zor olan kendimizi tanımaktır. Bu noktada, birkaç dakika ortalama bir gününüzde neler konuştuğunuza bakmanızı rica ediyorum. İşte orada gördüğünüz tablo, sizin portreniz. Siz onlardan ibaretsiniz. Ancak bu durumdan konuşmalarınızı değiştirerek kurtulabileceğinizi sanmıyorum. Tabi böyle bir gayeniz varsa. İşe gördüklerinizden başlamanız gerekiyor yani görmek istediklerinizden. Bu değişime giriştiğiniz zaman ilk olarak fark edeceğiniz durum, her insanın baktığıyla değil görmek istediğiyle ilgilendiğidir. Bu sizce de çok ilginç değil mi? Görmek istediğini görmek. Biraz da korkutucu geliyor. Çünkü orada ne olduğunun inanın hiçbir önemi yok. Boş bir duvar bile olsa bu, insan istediği şekilde o duvarı doldurabiliyor. İnsan ilişkilerinin zemini ne kadar da kırılgan. San Andreas fay hattından daha büyük ve kırılgan bir zeminden bahsediyorum. Bu yüzdendir ki, dünyada en çok kırılan kalptir. En çok kırılan kalp benimkidir. Kimse aksini iddia edemez. Görece seninki de olabilir. Bu bakış farklılığının getirmiş olduğu bir diğer sorun ise tüm insanların başına gelen durumlar hakkında, hiçbir zaman ortak bir noktayı bırakın, ortak tek bir tanımlama olmamasıdır. En basiti, “aşk nedir?” sorusunun bir tanımı yoktur. Basit derken akla ilk gelen şeylerden olduğu için. Duyguların bir tanımı yoktur. Derseniz ki bunlar hep soyut şeyler, size gözle görülebilen bir soru sorayım. Para ne işe yarar? Kağıt parçası, alışveriş aracı gibi cevaplar sıfır puan değerindedir. Bu soruya herkes parayı nasıl harcamak istiyorsa o şekilde cevap verecektir. Bu ve bunun gibi sayısız örnek bulunabilir. Pekala tüm bunların sonucunda ne olur? Derseniz. Size cevabım içinde yaşadığımız dünya, olacaktır. Dünyanın durumu tam olarak budur. Konunun cehalet, eğitimsizlik, savaş ya da sömürge ile hiçbir alakası yoktur. Bencillik dünyanın kötü bir yer olmasının nedeni değil, sonucudur. Nedeni ise insanların görmek istedikleridir.. Peki neden benciliz? Cevap, bencil olmak bir tercih değil zorunluluktur. Çok basit olarak söylemek gerekirse, benim algıladığım dünya hakkında hiç kimsenin bir fikri olmamasıdır. Diğer deyişle sizin dünyada gördüğünüz her şey ve adına dünya dediğiniz tüm o şey hakkında hiç kimsenin bir fikri yoktur. Yani bencillik zorunlu bir sonuçtur. “Tamam bunu da anladık ancak ne yapacağız?” diyorsanız, Bu sorunun cevabını herkesin kendisi bulmalıdır. Bulduğunuz cevabı kimseye kabul ettirmeye kalkmayın, Dünya için yeter de artar.