Erkek Kız, Geleceğin Yazarları, Gurur, İnat ve Pişmanlık
Geçen haftaların birinde işleyeceğimiz okuma parçasıydı bu 8 sayfalık kısa hikâye. Okuyun ve üzerine konuşalım gibisinden bir şey söylenmişti. Telefondan okumak zorunda kaldım, küçük küçük yazıları.
Tam olarak sekiz sayfa sürüyor mu emin değilim. Çünkü üzerine çok özenilmemiş, yarım yamalak çekilmiş 8 farklı fotoğraf üzerinden okudum başta. Acaba kim yazmış, içimizden biri mi diye de merak ettim önce. Sonra kalemin çok daha sağlam olduğunu tam yerinde yapılan tekrarları gördükçe anladım diyebilirim.
Gözünüzde canlanması için isim vermeyerek kısaca arkadaşların profillerinden de bahsetmem gerekiyor. Gençten bir arkadaş var mesela, daha 19'unda falan. Düzyazıda bile şiir gibi yazıyor. Cümleleri hep birbiriyle uyumlu. Yalnız karakterlerine isim bulmak konusunda çok sıkıntı yaşıyor. Zaman zaman benim de yaşadığım bir sorun bu . O yüzden o sürekli içinde kadın ve adam kelimeleri geçen hikâyeler yazıyor. Sonunda da hep bir ayrılık ya da platonik aşk çıkıyor ortaya. Yetmezmiş gibi bu hikâyeyi okuduğumuz hafta gelmedi kendisi. Dolayısıyla hepimiz başta o yazdı sandık ve onun yazmadığını öğrenene kadar herkes ağır eleştirmemek için bir nebze kendisini tuttu gibi hissettim ben.
Sonra bir arkadaş daha var böyle geceyi, gündüzü, çiçekleri böcekleri çok seven. Adeta renklerde dans edip, kelimelerle resim yapan yine romantik, duygusal bir insan. Bütün bunlara tezat olarak onun hikâyelerinde de kan oluyor genelde. Birileri ölüyor, birileri cinnet geçiriyor. Bütün o güzellikleri yerle bir ediyor. Ama yine de bir yerde duruyor o manzara. Bunu hissediyorsunuz yani okurken.
Bir diğer arkadaş, sınıfın aklını temsil ediyor resmen. Her yazılanın altında bir mantık, bir gerçekçilik arıyor. Okurken de böyle seçici. Onun aklına yatmıyorsa bir şey hemen itiraz ediyor. Ama kalemi o kadar iyi ki bir hafta herkesi şaşırtıp bir aşk şiiri bile yazdı. İstese yazabiliyor yani ama tercih etmiyor ve hoşlanmıyor duygusallıktan. Bu hikâyeyi okuduktan sonra mesela şu yorumu yapmıştı ilk: “Hocam, gece öten kuşlar bellidir.” deyip açıklamaya başladı uzun uzun. Baykuşlardan, adını hatırlayamadığım diğer kuşlardan bahsetti. Ve hikâyede geçtiği gibi gece vakti kuşlar cıvıl cıvıl ötmez, bu çok mantıksız dedi ve hepimizi güldürdü. Böyle de eğlenceli bir insan.
Sınıfın en eğlenceli karakteriyse tamamen fantastik şeyler yazmayı seven, yeni dünyalar oluşturan birisi. Onun da gerçekle çok fazla işi yok ama bir keresinde babaannesinin yaşadığı bir hikâyeyi kaleme alıp duygulandırmıştı hepimizi. Yani o da isterse gerçekleri de yazabiliyor ama en sevdiği film Avatar ve günün birinde onun gibi bir kitap yazmak istiyor.
Ayrıca bir doktorumuz ve yıllarca radyo programcılığı yapmış bir arkadaşımız daha var. İkisi beraber geliyor hep ve yıllardır da tanışıyorlarmış zaten. Sınıfın en çalışkanları onlar. Yanlış hatırlamıyorsam birinin anne babası da öğretmenmiş zaten. Her şeyi en iyi yapmak ve tüm kurallara uymak gibi bir durumları var. En olmayacak konulardan bile muhteşem hikâyeler çıkartabiliyorlar. İkisi de cinsiyet eşitsizliği konusunda çok hassas ve bu hikâyeye ciddi anlamda içerlediler. Ama bence biraz fazla tepki gösterdiler. Çünkü bir de mali müşavirimiz var ve o da benim gibi fazla takılmadı hikâyedeki anlatıma. Tabii ki biz de rahatsız olduk bazı yerlerden ama bence anlatılan duygu evrenseldi.
İlham geldiğinde on dakikada bir türkü yazabilen, bağlamayı da çok iyi çalan bir arkadaşımız var mesela ama o da bu haftada yoktu maalesef. O olsa mutlaka bize yeni bakış açıları katardı. O olmayınca sınıftaki tek erkek de ben kaldım ve yürek yemiş gibi anlatılan kız karakterini her yerde görebileceğimizi söyledim. Hâlâ da aynı düşüncedeyim.
Yanlış anlaşılmasın ben burada yazarı, onun anlatım şeklini ya da görüşlerini savunmuyorum. Ama ne istediğini bilmeyen, önce karşısındakini, sonra kendisini kandıran, sonra da pişman olan insanlar yok mu hiç etrafınızda? Ben size bu karakteri hemen hemen her filmde, dizide gösterebilirim dedim ama kesinlikle dizi de seyretmiyormuş sınıfın büyük çoğunluğu. Bunu da öğrenmiş oldum. Bütün bunları neden yazdım peki? Hikâye zaten çok uzun değil zaten. Benim alıntılarıma geçmeden önce hikâyeyi okuyup beğenip beğenmediğinizi yazabilir misiniz? Ya da ne düşünüyorsunuz genel olarak. Onu merak ediyorum aslında. Bu bahaneyle sizlere geleceğin yazarlarından bahsetmek istedim. Umarım bana kızmazlar.
Önce hepimizin beğendiği ilk ortak nokta olan şu betimlemeyi paylaşayım. Evet, sinsi rüzgâr:
“Gece… Etrafta ağaçların dallarını okşayan sinsi rüzgâr… Ötede beride ötüşen kuşlar ve böcekler… Gökte ay ışığı… Ve… Yan yana erkekle kız… Eğer mevsim bahar ve vakit gece olursa…”
Sonra edilen iki kelimenin üzerine kızın cevabı beni etkilemişti mesela. Hak vermiştim ona. O kadar çok kullanıyoruz ki artık bu sözleri, anlamını kaybediyor maalesef.
“Erkek: ‘Seni seviyorum’ diyor… Kız: ‘Bu sizin herkese söylediğiniz sözdür, diye cevap veriyor…’”
Bir de öyle hitap şekilleri var ki herkese söylersen eğer. normalmiş gibi zannediliyor halbuki öyle değil. Bence bir insan özellikle iş hayatındaki konumunu kullanarak kimseye tatlım, canım, hayatım gibi şeyler söylememeli. Çünkü benim gibi bundan hoşlanmayanlar olabilir. Ve bunu herkese karşı yapınca da meşrulaştırmış olmuyorsunuz.
“Erkeğin karşılığı kılıç gibi iniyor: ‘Sevmiyorsan bu vakit benimle burada niçin bulunuyorsun?’… Kız susuyor… Erkek de susuyor… Yaramaz kuş yoruluyor ve tembel böcek uykuya dalıyor… Ay… O, bütün esrarı biliyor… Ay her şeyi görüyor… Fakat ay naziktir… Ve kendi fazlalığını anlıyor: Bulutun arkasına çekiliyor…”
İşte herkesin takıldığı o ilk nokta. Onun da o saatte orada ne işi varmış, sorgulaması ne kadar can yakıyorsa, bu cümle de o kadar can yakıyor. Buradan sonra birçoğumuz takılı kaldık ve gerisinden keyif alamadık hikâyenin. Onları da anlıyorum. Herkes benim gibi neyse ki ay nazik, deyip geçemiyor. Keşke erkek de biraz nazik olsaydı diye kızıyor.
Gelelim o bahsettiğim tekrarlara. Hepimizin beğendiği, yazarken yapmaya çalıştığı ama ya çok fazla ya da çok az yapabildiği ya da doğru yeri ve zamanı tutturamadığı o tekrarlara:
“ Ve… Hayat kısadır… Neticeler çabuk alınmalıdır… ”
Yazar bunu ne kadar güzel yapmış. En son Gün Olur Asra Bedel’de Cengiz Aytmatov’un kaleminde hissetmiştim benzer duyguları. Tekrarlayan birkaç cümleyle tüm hikâyeyi yaşıyorsunuz sanki. Ben artık nerede bu cümleleri görsem bu hikâye gelecek mesela aklıma.
“ Ve ay, gözlerini ikisine dikmiş, merakla maceranın sonunu bekliyor… Rüzgâr duruyor… Yalnız gözlerde ve gönüllerde olan korkunç bir boğuşma…”
Ay ve rüzgar da çok önemli motifler bu hikâye için. Neyi ya da neleri temsil ediyor onu çok bilemiyorum ama şimdi tekrar okuyunca gördüm bir bayram günü yeniden karşılaştıklarını. İki haftadır hangi kitaptan bahsetsem içinde bir oruç geçiyordu. Burada da bayram geçiyormuş.
“Bir bayram günü… Herkes gezip tozmada… Bunlar niçin böyle kapanıp kalmışlardır ve bunları karşı karşıya getiren sebep nedir? Bilinmez… Fakat onlar karşı karşıyadır Ve kızın fettanlığı, erkeğin cüretkârlığı son dereceyi bulmuştur…”
Peki ben neden bu karakteri her yerde görebiliriz diye savundum? O zaman bunu tam anlatamadım belki ama şimdi sakin kafayla bakınca bunun nedenini görebiliyorum: Gurur ve inat.
“Kız da erkeği seviyor… Fakat kız gururludur ve inatçı… Kendisine yenilen erkekten nefret eder… İstemez… Kendisini yenen erkeğe kin bağlar… Onu da istemez… Öyleyse nolacak? Bunu ay da bilmiyor…”
Yapılan eleştirilerden biri de aşkın böyle bir şey olmadığıydı. Haklılardı kendilerince ama aşk nedir ki zaten? Bunu en iyi kim bilebilir? Muhtemelen kaybedenler. Birine yenilmekten bahsetmiyorum. Hani kaybedince anlarsın ya bir şeyin kıymetini. İşte o demek istediğim. Ya da başka bir şey.
“Birdenbire bir değişiklik… Pişmanlık mı? Kim bilir?”
Bu hikâyenin adı Ay ve Yıldız da olabilirdi bence. Çünkü onları dinliyoruz baştan sona. Size başta okuyun hikâyeyi dedim ama yine de henüz okumayanlar olabilir diye sonunu yazmıyorum. Yoksa oradan da güzel bir alıntım vardı. O da eksik kalsın. Aslında yazsam daha güzel olurdu. Pişman mıyım? Kim bilir?
1
Çok teşekkürler. Bana da çok uzatmışım gibi gelmişti yazarken. Zaten kısa bir hikâye diye başka şeylerden bahsettim hatta. Ama beğenmeniz mutlu etti, sağ olun.
