Yoksulluk İçimizde, Acıyan Yer, İnsan En Çok Neyi Bulduğunda Sevinir?
Kendimi kaybolmuş gibi hissettiğim bir gün almıştım bu kitabı. Uzun zaman olmuştu Mustafa Kutlu okumayalı. Şimdiye kadar çoktan bitirmem lazımdı zaten bu kitapları. Kendimce en azından böyle planlamıştım. Ancak hayat hiç de öyle beklediğiniz gibi ilerlemiyor. Acaba bu hafta hiç yazmasam mı diye de düşündüm. Ya da daha önce yazdığım korku hikâyesini mi paylaşsam, sanki hiçbir şey olmamış gibi ama o da içime sinmedi. Halbuki bu yazıları yayınlamaya salgın döneminde başlamıştım ve burada yaşadığımız felaketlerden bahsetmeyecektim. Çünkü özellikle kitaplarla ilgili olan bu yazıların zamansız olmasını, yıllar sonra da bu kitabı okuyan ya da merak edenlerin bir şekilde bulup okumasını istiyorum. En azından bunun olabileceğini hayal ediyorum.
Şimdi kitapların zamanı mı diyenler olabilir. İnanın bunu ben de sordum kendime. Ama hayat devam ediyor bir şekilde. Ben üzgünken falan yemek yiyesim hiç gelmez mesela. Öğün atlatırım en azından. Ama o sofra mutlaka kurulur bir yerde. “Acıyan yer başka, acıkan yer başka.” demişti teyzem bana yine böyle bir sofranın başında. İlk kaşıktan sonra da ne kadar çok acıktığımı anlayıp utanmıştım kendimden. Sanki acıkmak suçmuş gibi hissetmiştim. Babam ölmüş ve ben hâlâ hiçbir şey olmamış gibi yemek yiyorum, diye şaşırmıştım. Sizi de belki ilginç gelecek bir şeyi söyleyeyim, şu an en büyük ihtiyaçlardan biri depremzedelerin yiyecek ve içeceklerinin temini. İnsanın aklı almıyor hiç açlık, yoksulluk yaşamayınca bu hale düşebileceğini ama maalesef yaşayarak da anlıyoruz ki tüm hayallerimiz gibi hayatlarımız da pamuk ipliğine bağlı aslında. Ben de bu vesileyle en azından iki paragraf da olsa yazmak ve buradan tüm ölmüşlerimize Allah’tan rahmet ve yakınlarını kaybedenlere sabır diliyorum.
“Dünya nimeti için zaaf haline düşersin. Ona doğru koşma, şükür ipi elinde ya. Her meseleye cevap veren, her gördüğünü kucaklayan, her bildiğini anlatan bir kimse mi gördün; derhal ondan uzaklaş.
Marifetin mukabili inkâr, ilmin mukabili cehalettir. Melâl içindesin. Yoksul olduğunu düşünüyorsun. Ne ki senden alınmıştır, o senin hayrınadır. İçindeki yoksulluğu hissediyor musun? İşte senin için en hayırlı vakit. Unutma, ihtiyaç mütemadidir.
Sözde hikmet çoktur. Birincisi, kimden geliyorsa onun kalbinin kisvesini taşır. Ne ki nefsine ağır geliyor, onu yap. Kaldırdığın ağırlık miktarınca sana ferah erecektir. Kederle dolusun. Merak ve endişe içindesin. Demek ki hakîkati göremiyorsun. Karamsarlığın kaynağı ışıktan uzak durmaktır. Gayret atına bin, himmet dile ve ümid et. Bidayeti parlak olanın nihayeti de parlaktır.
Gönül eri garib olmaz.
(Ataullah İskenderi’nin -öl. 1309- Hikem-i Ataiye’sinden ilham ile)”
Bölümler halinde yazılmış bu kitabın Ahlâk Dersi isimli bölümü yazarımız tarafından bu ilham ile yazılmış. Son derece çarpıcı kısa bir hikâyesi var. Hem bir erkeğin hem de ona âşık olan bir kadının evliliğe olan bakış açısını anlatıyor kısaca. Ama tabii sadece onların değil. Çünkü biliyorsunuz ki bizim kültürümüzde evlenenler sadece karı koca değildir ve her şey önceden düzenlenmek istenir.
“İnsanoğlu putunu kendi yapar. Bu gazino, düzenlenmiş bir gazinodur. Denize kırmızılı, sarılı ışıklar akıtır. Kadınlar kadınlıklarını soyunurlar. Erkekler erkekliklerini giyinirler.”
Bu cümleler size sert geldiyse şimdiden uyarayım, Yoksulluk İçimizde çok daha keskin cümlelere sahip. Ama bütün bunların yanında son derece naif bölümleri de var. İçimde bu kadar sıkıntı, üzerimde bu kadar yorgunluk olmasına rağmen okurken bana tebessüm ettiren çok güzel bölümleri de vardı kitabın. Ama bir yandan da yine kitapta geçen şu cümleyi de hissediyorum:
“İçinde o birtakım ihtimal hesapları yapan yer iyice huzursuz.”
Sonra düşündüm acaba o saç tokasını kaybeden kadının yaşadığı sevimli yalnızlığı buraya da yazsam mı diye. Çünkü günümüzde yalnızlık hep korkunç bir şeymiş gibi anlatılır. Yine de hiç içimden gelmiyor o satırları şimdi burada yazmak. Bayağı uzun ve iki sayfa kadar anlatıyordu bunu yazar. Nereyi kesmek lazım, ne kadarı yeterli olur şimdi hiç bilemediğim için en iyisi yazmamak diye düşündüm. Zaten merak edenler kitabı okuyacaktır. Sırf o sayfalar için ya da şu tek cümle için bile okunur bu kitap:
“Hayatım her gün kazandığım yeni yalnızlıklarla zenginleşiyor. Ancak bütüne oranla devede kulak kalan bu zenginleştirme çabasına zaman zaman acıyorum. O kadar miniminnacık duruyor ki öbürlerinin yanında: Önemli olmaktan ziyade sevimli.”
Geçen sene insan neyi arar diye bir hikâye yazmıştım. Onu yazabilmek için bir insan hayatta en çok neyi bulduğunda sevinir diye düşünmüştüm. Boşuna bir insanı kurtaran, bütün insanlığı kurtarmış gibi olmuyor yani. Hepimizin kendince bu mücadelenin içinde olduğuna inanıyorum ve bu bilinci hiç kaybetmememizi temenni ediyorum. Yine de herkese bir kez daha seslenmek istiyorum: Allah rızası için depremzedelerimize maddi manevi desteğinizi esirgemeyin ve en ufak adımınızı bile bütün insanlığı kurtarma niyetiyle atın.
1
Henüz hiç yorum yapılmamış.
