Bir Kitap - Sokak Kızı
Hikayemizde geçen üç ana karakter de yazarın daha önceki kitaplarında olduğu gibi karşımıza çıkan isimlerden değil, hepsi yeni ve muhtemelen bir daha duymayacağımız isimler. Kitaba da adını veren kızın gerçek adını kimse bilmiyor, herkes farklı bir isim takıyor ona. Hani bizde de ısrarla sorarlar ya, rahmetli Barış Manço da bunu “Hemşerim, memleket nire?” diye sorarak bir şarkısında değinmiştir hani, kıza ısrarla isminin sorulmasını da buna benzettim ben. Bakın kendisi bu konuda ne düşünüyor:
“— Çabuk, çabuk, söyle bize, yabancı; kimsin, nesin, necisin, nereden gelip nereye gidersin, hakkımızda ne düşünürsün, aramızda ne yapmak niyetindesin?
Zavallıcık size cevap vermek veya suratınıza tükürmek için çenelerini ayıramadığı için yüzünüze bakar. Siz de, vaktiniz olmadığından, hemen yanından uzaklaşır, bir köpeğin kuyruğuna teneke bağlar gibi, aklınıza ilk gelen adı ona iliştirir, işinize koşarsınız. Zavallı insanlar!.. Zavallı kibar adamlar!..
Ne acıyorum size bilseniz!..”
Gençliğinde çok iyi dost olan bu üç kişi, özellikle de iki erkek zaman zaman gençliklerinin de verdiği toylukla belki de, büyük hataların eşiğinden dönüyorlar. Yazarımız da gençliği şu şekilde tanımlayarak en güzel çıkarımı kendisi yapıyor:
“Zavallı ve görkemli gençlik! En olmayacak kararları hemen vermesini ancak sen bilirsin. Acı gerçek önünde gözlerini güzel güzel kapamasını da yalnız sen bilirsin.”
Gözlerini güzel güzel kapayan bu arkadaşlar, gözlerinin önünden kaybolup giden arkadaşlarının ardından yıllarca umutla bekliyorlar. Çok kısa bir şekilde belki de birkaç sayfada onların bu halini okusanız bile iliklerinize kadar hissediyorsunuz çaresizliklerini. Yine de her şeye rağmen en büyük hatanın sebebi gururları oluyor.
“Ağacın tepesinde hiçbir elin koparmak için erişemeyeceği, hiçbir ağzın olgunlaştığı zaman yiyemeyeceği bir yükseklikte gururla duran incir kurur, taşlaşır ve gökleri seyrederken ölür gider.”
Bu kitapta belki diğer kitaplardan tanıdık yüzlere rastlamıyoruz ama yine Romanya’da başlayıp, Mısır’a kadar uzanıyor hikayemiz. İstanbul’da da son buluyor. Aynı kıza aşık olan iki kahramanın etrafında şekilleniyor gibi geçse de hikaye, aslında çok kritik bir karakter daha var olayın bütün gidişatını değiştiren. Bir sanatçı, bir ressam. Kitapta da geçen ve onun için söylenen şu cümleyle bitiriyorum bu yazımı:
“Bir eserin değeri, verdiği hazla ölçülür, yoksa getirdiği para ile değil.”
Henüz hiç yorum yapılmamış.
