Mücahit Muhammet Karakuş @Mucahit_Muhammet_Karakus

"Monk - İtfaiye Cinayeti" Nasıl Bir Kitap?

Orijinal adı “Mr. Monk Goes to the Firehouse (Mr. Monk, #1)” olan bu kitabın yazarı olan Lee Goldberg adından da anlaşılacağı üzere bu kitap serisinde toplamda 19 kitap yazmış. Ancak bunların sadece ilk ikisi dilimize çevrilmiş. Bunu maalesef kitabı bitirdikten sonra öğrendim. Şimdi kalan 17 kitabı okuma şansım olur mu diye düşünürken belki de okursam eğer o yazılarımı İngilizce yazarım diye hayal ediyorum. Zaten ilk bu yazıları yazmaya başlarken de böyle bir niyetim vardı ama Türkçe yazıp sonra çevirmek gözümde çok büyüdü. Bir de bunu her hafta yapmak çok zor olacaktı benim için. Belki de sadece İngilizce yazmak daha mantıklı olabilir. Bu konuda her türlü yorum ve önerilerinize açığım. 

Kitabımızın alt başlığında Obsesif, Kompulsif, Dedektif olarak nitelendirilen Monk, 2002–2008 yıllarında yayınlanan Emmy ödüllü bir televizyon dizisi aslında. Tabii ben bu diziler konusunda geriden gelen ve sadece bitmiş dizileri seyreden biri olarak geçen hafta da bahsettiğim gibi bu sene tanıştım Monk’la. Daha sonra ülkemizde de Galip Derviş adıyla uyarlanmış olduğunu öğrendim ve birkaç bölümünü bitirdim. Özellikle kendisine zorla aşure ikram edilmesi aklımda kalan güzel bir detaydı.

Çok fazla polisiye okumayan biri olmama rağmen bu diziyi sevmiş biri olarak kitabı görür görmez incelemiştim. Belki bu kitaptan çok fazla alıntım olmaz ama en azından diziden bahsederim diye düşünürken hiç de öyle olmadığını gördüm. İlk dikkatimi çeken sorgulanan hırsızın şu tespiti oldu:

“Adamın cüzdanını ve saatini aldım. Nikah yüzüğünü bıraktım.”
“Neden?” dedim.
“Çünkü bu konuda insanlar pek aptalca bir hassasiyet taşıyorlar. Nikah yüzükleri için hayatlarını riske atabilirler.”

Gördüğünüz gibi klasik polisiye kitaplarının aksine burada bütün çıkarımları dedektifimiz yapmıyor. Zaten dizinin de benzerlerinden ayrılan yönleri çok fazlaydı. Tıpkı dizideki gibi zaman zaman gülümseten bölümleri okumak çok eğlenceliydi. 8 sezon süren koca dizide denk gelmediğim küçük ayrıntıları keşfetmenin ayrı bir tadı vardı. Mesela şundan dizide hiç bahsedilmemişti:

“Monk’un bilgisayar almamasının tek sebebi virüs bulaşmasından korkmasıydı.”

Kitabımız Monk’un yardımcısı olan Natalie’nin ağzından yazılmış. Bu sayede olaylara üçüncü bir kişinin bakış açısıyla da bakabiliyoruz. Aynı zamanda Natalie’nin de Monk gibi eşini kaybetmiş olmasının onun hayatını ne kadar çok etkilediğini görebiliyoruz. Bu arada onun tecrübelerinden de faydalanıyoruz:

“Zaten ilk birkaç randevuda bunlar hep yaşanır. Çıktığın kişiye, karakterini anlatmak ve onu anlamak açısından yaşamınla ilgili önemli hikayeler anlatırsın ve bazen kendini anlatmayı hiç düşünmediğin şeyleri açığa vururken buluverirsin.”

Bilmiyorum siz de böyle anlatırken buluyor musunuz kendinizi ama bunun aynısı yazarken olabiliyor bazen. Ben de onu diyecektim. Yani bir yazıyı bitirip okuyunca bunları niye, neden yazdım acaba diye düşünebiliyorum. İlk başta bunları yazacağımı bilsem belki de hiç başlamayacağım yazılar bile olabiliyor bunlar. Sıcağı sıcağına yazarken bunların farkında olmamak normal sayılabilir aslında. Yine kitabın başka bir bölümünde bununla ilgili de bir yorumu var Natalie’nin:

“Bazen tam burnunun dibindekileri göremezsin çünkü kendi güvensizliklerin, isteklerin ve beklentilerinle dopdolu olursun.”

Kitabın her bölümü tıpkı dizisinde olduğu gibi “Bay Monk ve …” şeklinde başlıyor. Bunu fark edince acaba biz de her günümüzü bu şekilde adlandırmaya çalışsak, nasıl olur diye düşünmüştüm. Her güne yeni bir başlık atmak kesinlikle çok zor bir şey olurdu benim için. Halbuki dünle bugünün aynı olmaması gerekmiyor mu? Bir de bazı şeyleri gün sonunda ancak anlayabiliriz sanırım. Ayrıca bu başlıkları bizim değil de bir yardımcımızın atması gerekir belki de. Çünkü biz bu konuda yeterince nesnel olamayız. 

İlginç isimlendirmeler sayesinde bazı bölümlerin sırf başlığını görünce bile merak ediyorsunuz. Birbirinden ilgisiz gibi görünse de olayların sonunda ustaca birbirine bağlanması zaten bu tür kitaplar için beklediğimiz bir şey. Bizi asıl şaşırtan şeyse Monk’un olaylara olan bakış açısını anlayabilmek oluyor:

“Monk’un mantığını kavramaya çalışırken, Lemkin’in cesedini diğerleri gibi yani bir insan olarak değil de, okunacak bir kitap, çözülecek bir bulmaca ya da çözülecek bir problem gibi görmeye başlamıştım.”

Tabii bunu böyle bir cümleyle anlayabilmek mümkün olmayabilir. Ama farklı bir bakış açısı kazandırma açısından önemli bence. Ne söylendiğinden çok nasıl söylendiği mühimdir derler ya, onun gibi neye baktığımız değil de nasıl baktığımız daha önemli diyebiliriz sanırım. Kitabın son bölümlerinde olaylar bir bir çözülüyor. Olay olduğunun farkında olmadığımız konular da dahil bunlara. Bilmiyorum belki siz okurken önceden çözebilirsiniz bunları ama bende öyle olmadı. Ayrıca son bölümde serinin ikinci kitabından da kısaca bahsediliyor. O da dizideki bir bölümü hatırlattı bana. 

Beyaz perdeye uyarlanan kitapları okumayı hep güzel bir deneyim olarak görmüşümdür. Ama daha önce bir dizinin kitabını okumamıştım. Hatta bu konuda buruk bir anım da var. Yine böyle zamanından çok sonra seyredip hayran olduğum Poyraz Karayel’in Bir Mucize Olsun kitabını tam da internetten kitap alacakken görüp hemen sepete eklemiştim. Kargo da uzun sürünce beklentim de artmıştı ama kitabın sadece dizide geçen diyaloglardan oluştuğunu görünce büyük hayal kırıklığına uğramıştım. Şimdi bu kitabı okuduktan sonra rahatlıkla şunu diyebiliyorum: Keşke bütün dizilerin kitapları bu kitap gibi olsa.



Kısa Bir Reklam
ELZ Kozmetikte cilt bakım ürünleri de satılıyor, ayrıntılarını buradan inceleyebilirsiniz.



Eğer bu platforma hâlâ üye değilseniz buradan ücretsiz üye olabilir, 
her gün yazılan yazılardan notlar alabilir ve beğendiğiniz yazıları listeleyebilirsiniz. Hatta isterseniz siz de yazmaya başlayabilirsiniz… 
Dün gibi hatırlarım ben de bir gün böyle tek bir yazıyla başlamıştım yazmaya.

Henüz hiç yorum yapılmamış.

Yorum yazmak için giriş yapmanız gerekli