Malcolm Gladwell "Çizginin Dışındakiler" Diyerek Ne Anlatmak İstiyor?
Malcolm Gladwell’in kitaplarına çok sık rastlıyor ve hangi kitabı hakkında bir şey yazıldığını görsem mutlaka okumaya çalışıyordum. Ancak çok merak ettiğim bu kitabını okuma fırsatını yakalayamamıştım bir türlü. Sonunda bir gece ansızın başlamaya karar verdim ve sabahında da bitirdim.
Başlamadan önce aslında biraz önyargılıydım. Çünkü dediğim gibi hakkında çok şey okumuş ve seyretmiştim. İlk ne zaman bu kitabı duydum onu bile hatırlamıyordum. Barış Özcan’ın da bu kitaba özel bir videosu vardı muhtemelen orada görmüştüm. Tedirgindim çünkü bazen bir kitapla ilgili böyle çok fazla önbilgiye sahip olunca, kitaptan çok fazla verim alamadığım oluyordu. Yani bir anlamda herkesin tekrar tekrar bahsettiği şeyleri bir kere daha okumuş oluyordum. Bazı fragmanlar bütün filmden bahseder ya hani, izledikten sonra hiçbir şeye şaşıramaz olursunuz. Onun gibi bir şey yaşamaktan korkuyordum ama hiç korktuğum gibi olmadı. Daha önce hiç duymadığım hayattan örneklerle ve yaşanmış hikayelerle bezenmiş zengin bir içerik çıkınca karşıma çok mutlu oldum.
Kitaba geçmeden, şunu belirtmek istiyorum: Bu platformda da kitaplarla ilgili çok güzel yazılar yazılıyor. İlgimi çeken bu tarz kitaplar hakkında ki yazıları hep okumaya çalışıyorum ama okumayı düşündüğüm romanlar hakkındaki yazıları sonraya saklıyorum. Okuduğum kitaplar hakkındaysa kim ne yazsa mutlaka bakıyorum. Bazen öyle şeyler okuyorum ki okuduğum kitabı yeniden okuyasım geliyor. Buradan bütün o yazıları yazanlara teşekkür ediyorum. Bu yazımı da acaba bu kitabı okuyanlar mı daha çok okur yoksa okumayanlar mı onu da merak ediyorum.
Yazar yaşlılıktan ölen insanlardan bahsederek kitaba giriş yapıyor. O sayfaları okurken acaba İkigai gibi bir kitap mı diye düşündüm ancak konuyu çok güzel bir şekilde başarıya bağladı. Okuduktan sonra sadece sağlık konusunda değil, iş hayatında da en önemli kriterlerin ne olduğu konusunda hemfikir oluyorsunuz.
İçinde yaşadığımız dünyanın değerlerinin ve çevremizdeki insanların kim olduğumuz üzerinde derin bir etkisi var.
Alışılagelen başarı örneklerinden bu kadar farklı şeyleri okuyunca başta soğuk duş etkisi yapıyor bu durum ama şöyle de bir örneği var ki, savunduğu görüşü çok güzel özetliyor:
“Ormandaki en uzun meşe sadece en sert palamuttan yetiştiği için en uzun meşe olmamıştır; diğer ağaçlar onun aldığı güneş ışığını kesmediği, çevresindeki toprak derin ve zengin olduğu, fidanken hiçbir tavşan onun kabuğunu kemirmediği ve hiçbir oduncu onu vakti gelmeden kesmediği için de en uzun meşe o olmuştur.”
Sanırım artık hepimiz başarı fonksiyonunda birden fazla değişkenin bulunduğuna ve bunların çoğunun bizimle birebir bağlantılı olmadığına ikna olduk. Yalnız bunu yanlış anlamamak gerekiyor. Evet, bizim hayatımızı etkileyen bizden başka faktörler de var. Lakin biz de aynı şekilde birilerinin hayatını şekillendiren konumunda bulunabiliyoruz zaman zaman. Bunun bilincinde olmalıyız.
“Orta sınıf anne babalar çocuklarıyla konuşuyor ve onlarla birlikte mantık yürütüyordu. Sadece komut vermiyorlardı. Çocuklarından konuşmalarını, yanıt vermelerini, müzakerede bulunmalarını, yetişkinlerin otorite konumunu sorgulamalarını bekliyorlardı. Daha zengin aileler, çocukları okulda başarılı değilse, öğretmenlere meydan okuyordu.”
Yazarımız bunları yazarken ekonomik seviyelerden çeşitli örnekler veriyor ama bana bu biraz kolaya kaçmak gibi geldi. İnsanın çocuğuyla konuşabilmesi, onun hakkını savunabilmesi ekonomiden bağımsız olarak zaten olması gereken şeyler bence.
“Başarılı insanlar bunu tek başlarına elde etmiyor. Nereden geldikleri önemli. Onlar özel yerlerin ve ortamların ürünü.”
Başarılı insanlardan bahsedince, çok fazla isimden çok güzel örnekler veriyor yazar. Bu bakımdan Robert Greene’nin İktidar kitabını anımsattı bana. Bu kitabı sevenler onu da beğenecektir diye düşünüyorum. Bahsettiği isimlere gelecek olursam, Bill Joy ki daha önce hiç tanımıyordum ve çok etkiliyici bir hikayesi var. Diğeri de hepimizin bir şekilde tanıdığı Bill Gates. Bu isimler üzerinden o meşhur 10 bin saat örneğini açıklıyor .
“Bill Joy ve Bill Gates’in hikayelerinin ne kadar benzediğini düşünün. Her ikisi de dünyevi başarılara yönelik büyük umutlara kapılmaksızın, oldukça belirsiz bir alanda çok çalışıp didindi. Ancak sonra –o patlama!– kişisel bilgisayar devrimi gerçekleşti ve onlar bu alanda 10 bin saat harcamış durumdaydı.”
Bana daha etkileyici gelen örnek ise Mozart hakkında yazılanlardı. Yazarken bazen fon olarak dinlediğim bu büyük isme benim hayranlığım Steins;Gate ile birlikte başlamıştı. (O da beyin yakan muhteşem bir animedir bu arada, tavsiye ederim.) Hayat öyle acımasız ki siz kalkıp 6 yaşında bir eser bile çıkarsanız ortaya, size geç gelişim gösterdi diyenler olabiliyor.
“Örneğin, Mozart müzik yazmaya altı yaşında başladı. Ancak psikolog Michael Howe Genius Explained adlı kitabında şöyle yazıyor:
‘Olgun bestecilerin standartlarına göre, Mozart’ın ilk yapıtları çok iyi değildir. İlk parçaların hepsi büyük olasılıkla babası tarafından yazıldı ve belki de süreç içinde doğaçlama olarak çıktı. Wolfgang’ın çocukluk kompozisyonlarından birçoğu, örneğin, piyano ve orkestra için yazdığı ilk yedi konçerto, büyük oranda diğer bestecilerin yapıtlarının aranjmanlarıdır. Sadece Mozart’ın özgün müziğini içeren konçertolardan ilki, şimdi bir başyapıt olarak kabul edilen №9, K. 271, 21 yaşından önce bestelenmemiştir. Mozart o zaman 10 yıldır konçerto besteliyordu.’
Müzik eleştirmeni Harold Schonberg daha da ileri gidiyor: En büyük yapıtlarını ancak 20 yılı aşkın bir zamandır beste yapmaktayken bestelediğine göre, Mozart’ın gerçekte geç gelişim gösterdiğini ileri sürüyor.”
Beatles’ın Hamburg’da günde 8 saat müzik yapmak zorunda kalması, daha doğrusu buna istekli olmaları ve bunu bir fırsat olarak görmelerinin sonucunu hepimiz biliyoruz zaten.
Başarı sürekli ve düzenli bir avantaj birikiminden doğar.
Yazarımız başarının süreklilik gerektirdiğinden dem vururken sürekli başarılardan söz etmiyor. Kitabın öyle bölümleri var ki yapılan çıkarımlara inanamıyorsunuz. Farklı kitaplardan yeni yeni kavramlarla da tanışma şansı yakalıyorsunuz. Benim en dikkatimi çeken güç mesafesi endeksi oldu. Kısaca belli bir kültürün otoriteye ne kadar değer verdiği ve saygı duyduğu şeklinde tanımlanıyor. Sonra bunun ne olduğunun anlaşılması için çeşitli sorular soruluyor:
“Çalışanların yöneticileriyle aynı görüşte olmadıklarını dile getirmekten korkmaları hangi sıklıkta yaşanan bir durum?”
Bizde pek olmaz böyle şeyler ama yine de bir diğer soruyu da paylaşmak istedim:
“Gücü elinde tutanlara özel ayrıcalıklar veriliyor mu?”
Bana asıl ilginç gelen ise bu endeksin düşük olduğu ülkelerin durumu. Yazarımızın kitapta alıntı yaptığı Hofstede’in Culture’s Consequences adlı eserinde şöyle anlatılmış onların durumu:
“Güç, gücü elinde tutanların neredeyse utandığı bir şeydir ve onu daha az önemli göstermeye çalışacaklardır. Bir zamanlar İsveçli (güç mesafesi endeksi düşük bir ülke) bir üniversite yetkilisinin gücünü kullanabilmek için güçsüz görünmeye çalıştığını duymuştum. Liderler resmi sembollerden vazgeçerek gayri resmi statülerini güçlendirebilirler. (Güç mesafesi endeksi düşük olan) Avusturya’da Başbakan Bruno Kreisky’nin bazen tramvaya bindiği biliniyordu. 1974’te Hollandalı (güç mesafesi endeksi düşük bir ülke) başbakan Joop den Uyl’u Portekiz’deki bir kamp alanında kendi karavanında tatil yaparken gördüm. Belçika ve Fransa gibi güç mesafesi endeksi yüksek olan ülkelerde güçlülerin böyle davranma olasılığı çok düşüktür.”
Şimdi herkesin aklına Keanu Reeves gelmeden şunu söyleyeyim çünkü güç mesafesi endeksiyle çizginin dışındakilerin ne ilgisi var diyenler olabilir. Uçak kazalarından örnekler verdikten sonra konu buraya geliyor. Pilotların yardımcı pilotlarla olan diyalogları da yer alıyor ki insan gerçekten hayret ediyor. Milgram deneyini ilk duyduğumda böyle şaşırdığımı hatırlıyorum. Sonra Kore Havayolları’nın bu sorunla nasıl yüzleşip çözdüğünü anlatıyor. Ondan bahsetmeye kalkarsam yazı çok uzayacak diye sadece dilin çok önemli olduğunu, kesinlikle sandığımızdan çok daha önemli olduğunu unutmamamız gerektiğini söylemek istiyorum. Çünkü bir başka bölümde Asya ülkelerinin matematikte ileride olmalarının bile nedeni dönüp dolaşıp dile geliyor.
Çok fazla ayrıntıya girerek çizginin dışına çıktım ben de bu yazıda belki ama kitabın sonundaki o kısa teşekkür bölümünden bile iki alıntım var. Yazarımız bu eserini çalışmanın anlamıyla ilgili bir kitap olarak nitelendiriyor ve en büyük teşekkürü anne ve babasına ediyor:
“Babamla ilgili ilk anılarım onu masasında çalışırken gördüğüm ve mutlu olduğunu fark ettiğim anları içeriyor. O zamanlar henüz bilmiyordum ama bu bir babanın çocuğuna verebileceği en değerli armağanlardan biriydi.”
Hayatta bazı şeyler var ki istediğiniz kadar insana anlatın, elinize megafon alıp dünyaya haykırın kimse sizi duymaz. Bir kulaklarından girse bile anında ötekinden çıkar. Ancak sevdikleriniz hariç. Çünkü onlar sizi gözler ve taklit eder. Bu yüzden bence en büyük iş ebeveynlere düşüyor.
“Annem kendi payına bana kendimi ifade etmeyi öğretti; bir şeyi açıkça ve basit bir biçimde söylemenin güzel olduğunu öğretti. Bu kitabın her bir kelimesini okudu ve benim bu açıklık ve basitlik standardına bağlı kalmamı sağlamaya çalıştı.”
Yazarın bu teşekkürlerinden anlıyoruz ki su gibi akan bu kitapta ailesinin payı büyük. Çeviriyi yapan Aytül Özer’in bizler için çok başarılı bir iş çıkardığını söyleyebilirim. Yine her zaman ki gibi her şey bir araya gelmiş ve bize sadece okumak kalıyor. Umarım bu yazı da o yolda bir adım olmuştur.
Eğer bu platforma hâlâ üye değilseniz buradan ücretsiz üye olabilir,
her gün yazılan yazılardan notlar alabilir ve beğendiğiniz yazıları listeleyebilirsiniz. Hatta isterseniz siz de yazmaya başlayabilirsiniz...
Dün gibi hatırlarım ben de bir gün böyle tek bir yazıyla başlamıştım yazmaya.
4
rica ederim ne demek :) işte ama sanırım ben gene de okuldan ziyade self-learning sanki daha mı iyi diye düşünenlerdenim. evet dediğiniz gibi dersler çok zevkli oluyor ama süre bakımından daha fazla olmalarına gerek yok gibi. mesela o hocanın dersi 2 katına çıkarılsa belki siz gene gidersiniz ama sonuçtaki verim azalır bence. en sonunda istatistikleri yorumlayış biçiminden de rahatsız olduğum yerler olmuştu. şu an nerelerdi hatırlayamadım. velhasılı iyi okumalar size :)
Zamanında okuduğum bu kitabı bana farklı bir pencereden bakma şansı tanıdığı için oldukça beğenmiştim. Uzun aradan sonra bu yazara ve kitaba denk gelmek keyiflendirdi beni :)
1
