Olasılıksız'ı Okumamış Olma Olasılığınız Nedir?
Bu sene bir kere daha İstanbul’da okulları tatil edecek seviyede kar yağdı. Okullarla ve tatilleriyle yıllardır bir alakam olmamasına rağmen bu durum beni de etkiledi. Bunun olma olasılığı neydi?
Aylardır Cumartesileri en büyük eğlencem evime yürüme mesafesindeki kütüphaneye gidip kitapları incelemek, kendimce bir okuma sırası belirlemekti. Bunu sadece Cumartesi yapabiliyordum çünkü hafta içi 5'te kapanıyordu bu kütüphaneler nedense. Yani işten ne kadar erken çıkarsam çıkayım buraya yetişmem olasılıksızdı.
Son iki haftadır beni kapıdan çeviren güvenlik görevlisinden öğreniyordum ki yoğun kar yağışı yüzünden kapalıydı kütüphane. Yoğun kar mı? Hangi yoğun kar? Kar yağmıyordu ki? Yağma olasılığı vardı, evet. %30 diye gösteriyordu telefondaki uygulama. Demek ki %30, yoğuna tekabül ediyordu.
Gelenlerin %98'inin kitap okumak yerine ders çalışmayı seçtiği bu kütüphaneler kapalı mekanlar değil miydi? Kar yağsa bile ne olacaktı sanki? Hadi beni boş verin ben kitabı her yerde bulurdum ama bu kadar öğrenci nerede ders çalışacaktı şimdi? Çünkü belli ki evlerinde ders çalışma olasılıkları taş çatlasa %3.5'ti.
Sürükleyici bir roman arıyordum aslında. Yeni bir diziye başlamaktansa bir kitabı bitirmek daha kolay gelir bana hep. Yalnız ne zaman böyle yeni bir kitaba başlamak için kendi kitaplarıma baksam, birkaç bölümü bitirince ben bu kitabı okumuştum hissine kapılıyorum.
Evet, yıllardır kitapların üzerine hiçbir şekilde not almıyor, çizmiyor ve okuduklarım gibisinden bir liste de tutmuyorum. Böyle olunca da kitap okunmuş mu okunmamış mı çok belli olmuyor ve hafızama güvenmek zorunda kalıyorum. Sonra ne mi oluyor?
Bazen nasıl bu kadar iyi tahmin ediyorum olacakları diye düşünürken daha önce okuduğumu anlayıp bu sefer nasıl bu kadar unutabildiğime hayret ediyorum. Yani aynı anda hem hatırlayıp hem de unutmayı başarıyorum! Bunun olasılığı nedir gerçekten? Gerçi ben bu kitaplarla ilgili yazmaya bu yüzden başlamamış mıydım zaten? Ya da bu sayede mi demeliyim?
Bu kitapta ise bir ilk yaşadım. Aslında yazarın ikinci kitabı olan Empati’yi okuyacaktım. Çünkü Olasılıksız’ı okumuştum. Ama bir bit yeniği vardı bu işte. Çünkü Empati’ye neden başlayamadığımı hiç hatırlamıyordum.
Normalde bir yazarın bir kitabını beğenirsem hemen onun başka bir kitabını daha alır ve okunacaklar arasına koyarım. Bir gün bir şekilde sıra ona gelir. Empati’ye ise sıra bir türlü gelmemişti. Bu normal değildi.
Empatiyi bir kenara bırakıp Olasılıksız’ı hatırlamaya çalışınca ise asıl şoku yaşadım. Kitabın kapağı haricinde hiçbir şey hatırlamıyordum. Karakterler bile aklıma gelmiyordu. Gerçi bu normal sayılırdı, ben unuturdum zaten onları. Biraz okumaya başlayınca hatırlardım ama. Hatırlamak için başladım biraz da bu kitaba.
“İnsana bir şey oluyormuş gibi gelmiyor, her şey normalmiş gibi geliyor… İşte bu yüzden bu kadar korkutucu…”
Birkaç bölümü bitirince, bu kitapla ilk ne zaman karşılaştığımı düşündüm. Üniversitedeyken yurtta elden ele dolaşan popüler bir kitaptı bu. Evet, büyük bir ihtimalle o zamanlar okumuş olmalıydım. Aradan 10 seneden fazla geçmişti ve hatırlamamam normaldi. Ama hayır, okumamıştım. Bunu da çok iyi hatırlıyordum çünkü o zamanlar çok satan kitaplara karşı bir antipatim vardı. Klasikler bana daha doyurucu geliyordu. Bu konuda hâlâ aynı fikirdeyim ama arada böyle kafa dağıtacak kitaplar da çok güzel oluyor.
Kitabı ne zaman okuduğumu hatırlayamasam bile okul yıllarında okumadığıma kanaat getirdim. Çünkü o yıllarda okumuş olsam, son sene gördüğümüz ve tüm bölüm olarak nefret ettiğimiz istatistik dersine bu kadar ilgisiz kalmazdım. Bu olasılıksızdı. Demek ki askerde okumuştum çünkü orada da bu kitabı gördüğümü, elden ele herkeste dolaştığını çok iyi hatırlıyordum.
“Eğer bir parayı fırlattığımda bunu etkileyen tüm fiziksel faktörleri hesaplayabilseydik, örneğin elimin açısı, yerden yüksekliği, parayı fırlatmak için ne kadar güç kullandığım, rüzgar veya hava akımı, paranın alaşımı falan gibi, o zaman yazı mı tura mı geleceğini yüzde yüz bilebilirdik. Çünkü bu para da diğer her şey gibi Newton’un mutlak olan fizik kurallarından etkileniyor.”
Kendimce tüm fiziksel faktörleri hesaplamış, kitabı ne zaman aldığıma kadar gelmiştim bir şekilde. Ama kitapta geçen olayları neden hatırlayamadığımı bir türlü açıklayamıyordum kendime.
“Ama sırf biz faktörleri hesaplayamıyoruz diye bu parayı attığımda ne geleceğinin şansa bağlı olduğunu söyleyemeyiz. Bunun anlamı şu: Biz insanlar evrenin belli gerçeklerini ölçebilecek becerilere sahip değiliz. Yani, olaylar her ne kadar rastgele görünse de tamamen fiziksel gerçeklerle koşullandırılmışlardır ve böyle belirlenirler. Böyle düşünenlerin akımına Determinizm denir. Deterministler hiçbir şeyin belirsiz olmadığına inanırlar; her şey önceki bir sebebin sonucu olarak ortaya çıkar, ama biz bu sebebin ne olduğunu bilemeyiz.”
Daha fazla bunlara takılmadan, kitabı bitirmeye karar verdim. Daha önce okumuş olsam bile şimdi bu kitap hakkında bir yazı da yazacaktım. Sadece bu bile yeterli bir nedendi benim için ve olaylar geliştikçe heyecan artıyordu. Evet, kitapta bazı şeyleri daha önceden okumuştum. Hatta anlatılan bazı teorileri, deneyleri defalarca okumuştum. Mesela şunun gibi ilginç bilgileri biliyordum önceden:
“Hayatının son birkaç ayında De Moivre her gece on beş dakika fazladan uyuduğunu fark etti. Bir determinist olduğu için o veriyi doğal sonucuna kadar hesapladı. Eğer uykusu her gece on beş dakika uzarsa o zaman yirmi dört saat uyuyacağı gece ölecekti. Bu günü de 27 Kasım 1754 olarak belirledi. Ve o gün, aynen hesapladığı gibi öldü.”
Ancak kitaptaki kurgu hakkında hiçbir fikrim yoktu. Bunun olasılığı neydi? Kitabımızın kahramanı David Caine olsa şimdi söylerdi %0.023 gibi bir şey. Bu zamana kadar kaç kitap okuduğumu bilsem ben de söylerdim bunu aslında. Çünkü ilk defa böyle bir şey oluyordu ve evet, ben bu kitabı okumamıştım! Sadece okuduğumu sanıyordum.
Her şeye bakarken böyle gerçekleşeme olasılığını hesaplayabildiğinizi düşünsenize? Bunda çok fazla bir şey yokmuş gibi gelebilir ilk başta. Ne olacak ki yani, sayılarla aranız biraz iyiyse rahatça hesaplarsınız zaten. Değil mi? Peki daha sonra ne olacak? Daha önemli olan o aslında. Fillerin ayaklarına bağlı ipleri, o iplerden kurtulamayacaklarını sandıklarını duymuşsunuzdur muhakkak. Yazarımız da ajanımıza babası aracılığıyla bunu o kadar güzel anlatıyor ki, kitabın en büyük başarısı bu bence. Önceden bildiğiniz o karmaşık kuramları ve deneyleri kitabın akışına anlaşılır bir dille öyle güzel ekliyor ki, hayran kalmamak elde değil:
“Bak Nava, aslında o filleri orada tutan ipler değil, akıllarındaki koşullanma. İşte bu yüzden bilgi önemlidir. Eğer bir şey yapabileceğini düşünürsen, aslında bu mümkün olmasa bile yapabildiğini görürsün. Eğer yapamayacağını düşünürsen, o zaman da çoğunlukla yapamazsın, çünkü yapmayı denemezsin bile.”
Adam Fawer bu kitabı yazdıktan sonra, iyi bir yazar ama kötü bir kitap ya da karakterlerin adını değiştir gibi klişelerle toplamda 49 temsilci tarafından reddedilmiş. Türkiye’de kendi ülkesinden daha popülermiş. Ancak ülkemizdeki macerası da çok ilginç. Olasılıksız ilk basımında alıştığımız üzere siyah beyaz kapağıyla değil de yeşil arka plan üzerine kırmızı bir fonla basılmış ve yeterince satmamış. Yayıncı ise kapağı değiştirip yeniden basılmasını sağlamış. Başkası olsa, olmadı, deyip başka baskı yapmayabilirdi diyor yazar. Bu kadar iyi bir kitap bile, başka konularda en iyi kararlar verilmediğinde başarısızlığa uğrayabiliyor.
“Kararlar doğru veya yanlış değildir. Kararlar karardır. Sen, sana göre en iyisini seç.”
Kitaptan çok benim kitapla olan maceramı anlattığım bir yazı oldu maalesef ama romanlarda zaten spoiler vermemeye çalıştığım için çok az şey yazıyorum kitaba dair. Benim ilgi duyduğum konuları işlediği için ben çok beğendim bu kitabı. Mesela çift yarık deneyiyle ilgili çok şey okumuştum daha önce ama ilk defa bu kadar anlaşılır halini okudum bu kitapta. En kısa sürede Empati’ye başlamak istiyorum artık.
En iyi kararı vermek çoğu zaman mümkün değil. Bu yüzden bazen karar vermekten korkup beklemeyi, ertelemeyi seçtiğimiz zamanlar olabiliyor. Bu da bir illüzyon aslında. Yazıyı bitirmeden başlıkta ki soruyu tekrarlamak istiyorum: Olasılıksız’ı okumamış olma olasılığınız nedir? Bence oldukça düşüktür bu ihtimal ve okuduysanız sizi tebrik ederim. Bu yazım hakkında yorumlarınızı bekliyorum. Okumayı düşünmüyorsanız buna saygı duyarım. Ama bu konuda kararsızsanız, en kötü karar kararsızlıktır derken bunu mu demek istiyorlar bilmiyorum ama bakın yazarımız ne diyor:
“Bir şey yapmamayı seçsen, bu bile bir seçimdir. Bir karar vermekten kaçamazsın.”
Kısa Bir Reklam
ELZ Kozmetik Saat 12:00'ye kadar verilen siparişleri aynı gün kargoya veriyor, ayrıntılarını buradan inceleyebilirsiniz.
3
Orada çalışanlar açısından bakınca 9-5 olması gerekiyor ama bence en azından 24 saat açık kütüphanelerin sayısı artmalı. Bu arada yorumunuz için çok teşekkürler ederim.
