Bir Kitap - Olmak Cesareti
“Modernitenin yalnızlaştırıcı tecrübesine, şehir insanının bir yaşayan ölüye dönüşmesine, ilişkisizliğe karşılık bir panzehir olarak sohbet, kırılan kolumu kanadımı iyileştirir ve bana direnme gücü verir. Sohbet ancak diğerkâmlığı yücelten, narsisisizmi kınayan bir kültürde zemin bulabilir: Çünkü o, konuşmanın yanı sıra susmayı da gerektirir. Susma, yani karşıdakilerin sözlerine kalbini açma; susma, yani muhatabını dinleme, geri plana düşme, onu anlama ve onunla hemhal olma cehdi ister sohbet.”
“Herkesin önündeki ekrana baktığı bir dünyada kimse kimsenin yüzüne bakmıyor demektir. Yüze bakarak konuşmak, muhatabını ciddiye almaktır. İnsan karşısındaki insanın haline dikkat kesilerek, mimiklerini ve ses tonunu izleyerek onun kalbinin haritasını okuyabilir. Kalbe giden yolları bulamadığımız insanlarla oturduğumuzda, ekrana bakarız. Bu bazen bizi kendi kalbimize götüren yolları bilmediğimizde de olur. Söyleyecek bir sözümüz yoktur, ekrana bakarız. Kendimizden sıkılır bakarız, dünyadan sıkılır bakarız. Böylece karşılıklı konuşma yerini mesajlaşmaya bırakır. Konuşmanın sonu.”
“Büyükler çocuklaşıyor, çocuklar büyüyemiyor. Kitle kültürünün içinde renksiz, kokusuz, kimliksiz ve kişiliksiz kaldığımız için, içimizdeki boşluk büyüyor. Bireycilik çağında standartlaşma ve dışarıdan kontrol kaçınılmaz hale geliyor. Arzu kamçılanıyor ve bizim ancak ‘tüketerek’ dilediğimiz kişi olabileceğimiz telkin ediliyor.”
“Işık, keskin nişancıların onları görüp nişan alabilmesi demek. Savaşın başlangıcında elektrik kesintisinden kaynaklanan karanlık tedirginlik yaratmıştı. Sonra hem yetişkin hem de çocuklar onu koruyucu bir kalkan olarak algıladılar.”
“Nevroz, Paul Tillich’in harikulade ifadesiyle, ‘Yokluktan (nonbeing) kaçmak için varlığı (being) inkâr etmektir.’ Kimileri kolektif nevrozlarda arar saadeti; futbol maçları bir karnavala dönüşür, siyaset bir gölge oyununa. O gölge oyununda, bir bakarız, biz de birer Hacivat ya da Karagöz oluvermişiz. Olmak, cesaret ister. İçimizdeki boşluktan aşağıya bakabilme cesareti. Muhakkak ki başımız dönecektir. Sendelersek uçurumdan aşağı gideceğiz. Ama bakmazsak hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz orada ne olduğunu; bizi bekleyen, bizi biz yapan şeyi.”
“Televizyon ve bilgisayar oyunlarıyla haz devreleri sürekli uyarılan çocuk ve gençler, elektronik alet edevatın verdiği sahte kontrol duygusunu, gerçek hayatın hayal kırıklıklarına tercih ediyor. Bir ilticagâh olarak sanal âlem, sunduğu ani tatmin duygusuyla, ‘tüzüklerle çarpışarak büyüme’yi ve sorumluluk almayı geciktiriyor. Dünyayı değiştirme ülküsünün yerini bireysel konfor ve mutluluk arayışı alıyor.”
“Gerçeklik, biz ona baktığımızda ortaya çıkar. Ama nasıl ortaya çıktığı, ona nereden ve nasıl baktığımızla ilgilidir. İlya Prigogine’den ilhamla söylersek, gerçeklik bir nebzeye kadar bizim inşa ettiğimiz, kendisini ancak bizim aktif katılımımızla ele veren bir şeydir.”
“Bir tren istasyonunda sağa sola telaşlı biçimde koşuşturan insanlar arasında yürürken karmakarışık bir ortamda bulunduğumuz hissine kapılabiliriz. İstasyon işlek bir yerse, trenler gelip gidecek, pek çok insan o trenlere yetişmek için acele edecek, trenlerden inenler tanıdık bir yüz arayacaktır. Bu koşturmacanın kaotik bir hal olduğunu düşünebiliriz. Ama o istasyonda hangi trenin ne zaman hangi perona varacağını, hangisinin saat kaçta istasyondan ayrılacağını bilirsek, o trenlere yönelen insanların hangi yolları izleyerek oraya ulaştıkları ve oradan hangi vasıtalarla nereye gidecekleri hakkında önceden bir malumat sahibi olursak, kaosun içinden bir düzen beliriverir.”
“Ahlak dışı ve zalimce şakalar insanları güldürmez, dolayısıyla gerçek mizahın bir parçası da sayılmayabilir. Kadınları aşağılayan, Müslümanları aşağılayan (Charlie Hebdo’yu hatırlayalım), bir etnik kökeni hor gören, göçmenleri ve hatta göç yolunda can verenleri alay konusu eden bir mizah sadece zalimliğe hizmet eder.”
“Oysa bir Alman psikiyatrın dediği gibi, ‘Bir toplumun vitrini, onun zayıf ve farklı insanlarıdır. Bir toplumun ne olduğunu bu insanlarla başa çıkma biçimine bakarak anlayabilirsiniz.’ Dışarıdakileri nasıl tanımladığımız, kendimizi nasıl tanımladığımızı gösterir.”
“Thomas Mann ‘Tek başınalık içimizde özgün olana geçit verir, aşina olmadığımız güzelliğe ve şiire…’ demişti. Büyük eserler büyük ve çilesi çekilmiş tek başınalıklardan doğar. Hayır, yalnızlık değil, tek başınalık. Bile isteye uzak kalabilmek insanlardan. Halvet der encümen.”
“Kimileyin merak ediyorum: Yazmayan, bestelemeyen, resmetmeyen insanlar nasıl oluyor da insanlık durumuna mündemiç olan bu melankoliden, delilik ve panik duygusundan uzak durabiliyor?”
“Virginia Woolf manik depresif hastalığı için lityum alsaydı belki intihar etmeyecekti; ancak, bir görüşe bakılırsa, Bayan Dalloway veya Deniz Feneri de olmayacaktı. Elbette, cümleyi tersinden de kurmak mümkün. Ne dersiniz?
Hayat mı, sanat mı?”
“İnsanlar, saygı duyulmaktansa, kıskanılmayı arzulamaktadırlar.”
“Modern şehir patojendir. Tımarhanede kaç kişi olduklarını soran bir yabancıya tımarhane sakininin verdiği cevap ne kadar da anlamlı görünüyor: ‘Bizi boş ver. Asıl siz dışarıda kaç kişisiniz?’”
İşte hayatın sırrı: "İsteyen insan her türlü vakit ayırıyor. " Keşke daha önceden öğrenseydim dediğim şeylerden biridir bu. Hatırlattığınız ve güzel yorumlarınız için çok sağ olun.
Öncelikle bu güzel ve yazıyı zenginleştiren yorumunuz için çok teşekkürler. Hafta sonu özellikle hiç bakmıyorum ben buralara ve maillere. Böylece Pazartesi güzel bir sürpriz oluyor bu yorumlar. Mesaj atıp da böyle bırakabilsek benim gibi, yazıyor mu, yazacak mı, ne yazacak diye düşünmesek mesajlar çok kullanışlı aslında. Konuşabilmek için aynı anda müsait olmak gerekiyor sonuçta. O iş iyice zorlaştı günümüzde. Yazı için de ben aslında kitaptan fotoğraflar çekip, bitirince de böyle kendimce not tutuyorum sadece. Benim için günlük gibi bir şey bu kitap yazıları. Kemal Sayar'ın tarzını çok beğendim. Zaten hemen başka bir kitabını da aldım. Bu amaçla yola çıkmamıştım ama bildiğin blogger oldum galiba :) Aslında sadece okumak bile başlı başına büyük bir cesaret örneği bizim ülkemizde. Siz bir de yazıyorsunuz, üstelik kitap keşfi peşindesiniz. Cesur olmayan kaşif olamaz. Siz ve sizin gibi kitapseverler benim gözümde bu çağın kaşiflerisiniz.
