Bir Kitap - Yapay Zeka
Kitabın kapağında “Süper zeka konusunda çok kaygılıyım.” diyen Bill Gates ve “Yapay zeka insanlığın sonunu getirebilir.” sözüyle Stephen Hawking’ten alıntılar yapılmış. İnsan haliyle merak ediyor acaba bu eleştiriler bir işe yaramış mı diye. Çünkü hepimiz biliyoruz ki bu eleştiriler ciddiye bile alınmıyor. Bu yüzden daha kitabın başlarında şu ifadeyi baştan kabul edip okumaya devam etmemiz gerekiyor sanırım:
“İnsan, yaşamına baktığımız zaman sonu ne olursa olsun aklından geçenleri uygulayan bir yaratık. İnsan denen yaratık, kuşku ve endişelerini dikkate alıp yapmak istediklerinden vazgeçmemiş, kaldı ki son gelişmelere baktığımız zaman yapay zekâ projesinden vazgeçmeye asla niyetli olmadığı gibi bunu düşünmüyor bile.”
Az önce B. Gates ve S. Hawking’in bile dünya tarafından ciddiye alınmadığını yazarken biraz tereddüt etmedim değil. Ama Don’t Look Up filmi de bunu anlatmıyor muydu? Yine az önce baktım da tür olarak Komedi/Felaket diye geçiyor. Romantik komedi gibi yeni bir tür değil tabii ama değişik bir film. Artık herkesin aynı filmleri seyredip aynı şeyler düşündüğü zamanlarda yaşadığımız için belki de neye dikkat etmemiz gerektiğini bir türlü bilemiyoruz. Haliyle etkilenmemek de elde değil:
“Şimdi size sohbet botlarıyla ilginç bir bilgi vermek istiyorum. Siri elbette ‘Hayatın anlamı nedir?’ diye sorduğunuz zaman ne kendi varlığı, ne sizin varlığınız, ne de size verdiği cevabın farkında. Aslında sorunun cevabını da bilmiyor. Bununla birlikte kullanıcılar Siri’nin cevaplarını ciddiye alıyor. Tıpkı Taht Oyunları TV dizisinde duydukları etkili bir söz gibi Siri’nin cevaplarından kendine ders çıkarıyor. Bunda yanlış bir şey yok. Nasıl ki arkadaşlarımızdan etkileniyoruz, Siri’den de etkilenebiliriz.”
Siri hakkında çok fazla bilgi var kitapta. Ve bunun 50 sene önce kullanılan Eliza’dan çok farkı olmadığını söylüyor yazarımız ama bu konuda karşıt görüşlere sahip insanlardan alıntı yapmayı da ihmal etmiyor:
“Aynı zamanda Google arama sayfası gibi online sistemlerde iş etiği üzerine araştırmalar yapan Diaz’a göre, Siri günlük dil ve ses tanıma açısından Eliza’dan kat kat ileride: ‘Eliza’ya klavye ile soru soruyorduk. Siri ile konuşuyoruz. Eliza tek bilgisayardı, Siri bize cevap vermek için internete giriyor.’ Google’ın amacı zamanınızı çalıp para kazanmak. O yüzden bir türlü otomobil üretemedi (üretmedi). Reklamdan para kazanıyor.”
Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda merak ediyorum. Bir programın sizin sorduğunuz sorulara cevap bulabilmesi için internete girip arama yapabilmesi, bilim kurgu senaryosu gibi gelmiyor mu size de?
Bir yandan zaten sürekli paylaştığımız verilerle besliyoruz interneti. Öte yandan bir de duygular var işin içinde. Ya da en azından olması gerek diye düşünüyor insan. Kitabımız bu konuya en zor yönetilen duygulardan bahsederek giriyor:
- Sevgi,
- Kıskançlık,
- Kin,
- Nefret,
- Öfke.
“Bu beş değer içerisinde bir şey dikkatinizi çekmiş olmalı.
En zor yönetilen beş duygunun dördünün acı veren duygular olduğunu fark ediyoruz. Bir tek sevginin diğerlerinden farklı olduğunu görüyoruz ancak sevgi diğer dört duygunun toplamından daha güçlüdür. Tek başına diğer dört duyguya bedeldir. Nedeni en güçlü yaşam dinamiğimiz, var oluş nedenimiz, beynin en güçlü pozitif enerjisi olmasındandır.”
Robotların hep sevip sevemeyeceği ile ilgili düşünüyoruz. Bu konuda çok fazla film de var. Peki robotlar acı çekebilir mi? Ya da acı çekerse ne olacak? Robota konu nereden geldi demeyin hemen, yapay zekâ deyince aklıma ilk robotlar geliyor benim. Halbuki beyin gelmesi lazım. Zamanında Fen Bilgisi öğretmenimiz sormuştu “Fen Bilgisi deyince ilk aklınıza ne geliyor?” diye. En sonunda baktı ki koca sınıftan beklediği cevap çıkmayacak, “Aslında aklınıza ilk deney gelmesi gerekirdi ama bu sizin değil, eğitim sistemimizin suçu.” demişti. Bizim de yapay zekâ denince aklımıza ilk beyin gelmeli aslında. Bunu keşfettim az önce yazarken.
“Evet, beyin kendisini merak ediyor ve sürekli kendisini keşfetmek duygusu yaşıyor. Beynin bu duygusu her yaşta ve ne durumda olursa olsun hiç değişmiyor. Çünkü beynin en büyük uğraşısı kendisiyle yaptığı uğraşıdır.”
Robot deyince de, özellikle bizim ne gibi çalışmalarımız var acaba diye hiç düşünmemiştim bile önce. Çünkü erik dalında oynayan o tekerlekli aletlere robot demek gelmiyordu benim içimden. Belli ki bu konuda büyük bir haksızlık yapmışım ama bu da biraz bizim medyamızın suçu bence. Çünkü şu satırlara en azından birkaç kere başka yerlerde de denk gelmeliydim diye düşünüyorum:
“Prof. Dr. Levent Akın, Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümüne bağlı Yapay Zeka Laboratuvarı’nın başkanı ve öğretim üyesi. 2005 yılında düzenlenen RoboCup Yarışması’nda robot köpeklerden kurulu Cerberus takımına birincilik kazandıran ve yarışmanın yönetim kuruluna seçilen Akın, bilim-kurguya çocukluğunda merak saldığını söylüyor.”
2005 yılında yapay zeka alanında yapılan bu yarışmanın 2050 yılındaki amacı benim gibi futbolseverleri heyecanlandıracak bir hayli heyecanlandıracak gibi görünüyor:
“RoboCup’ın asıl hedefi 2050 yılında o yıl dünya şampiyonu olmuş takıma karşı FIFA kurallarında oynayıp kazanacak bir robot futbol takımı çıkarmak.”
O maçı görebilir miyim ya da öyle bir maç daha yakın gelecekte yapılabilir mi hiç bilmiyorum. Yine de şöyle bir düşününce, Xavi’den daha iyi pas verebilecek, Beckham’dan daha iyi orta açabilecek, Messi’den iyi top sürebilecek, Ronaldo’dan daha yükseğe sıçrayabilecek ve Mbappe’den çok daha hızlı koşabilecek robotların yapılabileceğini tahmin edebiliyorum. Ama takım arkadaşlarına Zidane’dan daha iyi liderlik yapabilecek bir robot mümkün olabilir mi gerçekten? Bu konuda şüphelerim var.
“Ben, lider ruha sahip insanları orkestra şefine benzetirim, sessiz, sakin, nazik ancak notalardan taviz vermeyen hassas insanlardır. Bu insanlarla birlikte olmanın özel tarafları ise güvenilir ve birliktelikten keyif alınan insan olmalarıdır.
Lider; beden dili ve vizyonuyla öyle güçlü tablolar sergiler ki, bakışındaki derin anlamlardan kişiliğini, vizyonunu, kalitesini hissedebilirsiniz ve yargılarınız pozitif değerlerdedir. Çünkü lider, beynini kullanıyordur ve siz lider olmasanız da liderin yaratıcılığını hissediyorsunuz.”
Liderliğin çok önemli olduğunu, sürekli olarak öğrenmek zorunda olduğumuzu ben de hissediyorum. Yazarımız bu konuda daha keskin düşüncelere sahip:
“Kendi lideri olmayan insanın 21. yüzyıl arenasında yeri yok.”
Hazır insanın yerini sorgulamaya başlamışken, ülkemizde böyle sadece kendisine değil, öğrencilerine de lider olabilen hocalarımız yok mu? Elbette var, sadece onlardan üstte saydığım futbolcular kadar haberimiz yok. Şöyle bir derse katıldığınızı düşünsenize:
“Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri kürsüsü başkanı Prof. Dr. Ayhan Songar, her zamanki gibi saat 08.58'de salonun kapısından içeri girdi. Kürsüye geldi ve beklemeden konuşmasına bir soruyla başladı:
‘Psikolojik sorunlarınızı yenebilir misiniz?’
Birkaç saniye sessizlik devam edince Prof. Dr. Ayhan Songar devam etti:
‘Bu soruya evet diyenler salonda kalsın hayır diyenler varsa salonu terk etsin.’
O ne muhteşem duygu hissettirmişti, amfide kalmakla psikolojik sorunlarımızı yeneceğimizi hissetmiştik. Aradan beş saniye kadar bir zaman geçti kimse yerinden kımıldamayınca Prof. Dr. Songar tekrar konuşmaya başladı:
‘Salondan çıkmamanıza sevindim. Bu durum psikolojik sorunlarınızı yenmekte kararlı olduğunuzu gösteriyor. Doğru olan budur, doğru bir şey yaptınız. Olmayan şeyler hayal etmekle beyninize haksızlık yapmadınız, sizi kutlarım.’”
Ayrıca yapayı için bu kadar uğraştığımız zekânın doğalını nadiren kullanmamıza ne diyeceksiniz? Bunun da nedenleri ve çözüm yolları paylaşılmış:
“Her beyin yaratıcılık konusunda bir şeyler düşünmesine hatta istemesine rağmen bir şey yapamıyor, daha doğrusu yapmıyor. Çünkü beynin yaratıcı özelliğini kullanabilmesi, yaşadıklarıyla yakından ilgilidir. Bu nedenle ya erteliyor, ya vazgeçiyor, ya da yapacağım da ne olacak diye yapmak istemiyor, çünkü beyin yaşadıklarının etkisiyle yaratıcı özelliğinin lokomotifi olan merak, istek, coşku duygularının heyecanını kaybediyor.
Peki, bu duyguların heyecanını/canlılığını korunması için ne yapılmalı?
Sevgi. Motivasyon.
Bu iki duyguyla yaşatılmış olmalı. Bu iki duyguyla yoğrulmuş olmalı.”
Dikkatimi çeken bir diğer detay da şu oldu:
“Mucitlere, kâşiflere, bilim insanlarına baktığımız zaman içlerinde bir tane bile obez göremiyoruz. ‘Açken daha mı çok öğreniyoruz?’ Teorisi akla geliyor, ancak bildiğimiz bir şey var; aç insan daha sağlıklı düşünüyor, nedenini araştırdığımızda bu insanların oldukça hareketli bir bünyeye sahip olduklarını, sistemlerinin çok hızlı çalıştığını, üstelik dengeli beslendiklerini, dolayısıyla kilo kontrolü yapmaya gerek duymadıklarını fark ettik.”
Pili bitmeye yakın kendisini şarj etmeye giden akıllı süpürgelerin çıktığını okumuştum bir yerde. Yani bu şarj işini bir şekilde çözecekler sanıyorum. Peki bir robot bilinçli olarak kendisini şarj etmekten vazgeçebilir mi? Ben daha fazla ortalıkla dolanıp saçımı süpürge etmek istemiyorum diyebilir mi?
“Sonuç olarak yapay zekâ insan beyninden çok daha hızlı çalışacak ve daha büyük bir işlem kapasitesine sahip olacak. Kendi kodlarını yazarak belki birkaç gün, birkaç saat, hatta birkaç saniyede süper zekâ seviyesine ulaşacak. Cin lambadan çıktı mı bir daha yerine sokamazsınız. Her şey çok hızlı gelişir.”
Bizde ise her şey böyle çok hızlı gelişmiyor. Özellikle son yıllara kadar hep görmezden gelinen duygusal zekâ konusunda hız zaten istenen bir şey değilmiş:
“EQ ‘duygusal zekânın’ IQ kadar hızlı çalışmadığını biliyoruz, duygusal zekânın yavaş çalışmasının nedeni; konuyu alternatiflerle değerlendirip farklı projeler sunup uzun tartışmalar sonucu değerlendirdikten sonra karara bağlamasındandır, bunun anlamı beynin gelişim, değişim ve yenilik kavramlarını eksiksiz uygulaması demektir. Çünkü duygusal zekâ insana, iyiliğe, kaliteye, başarıya odaklı mantığına göre hareket ediyor.
Bu nedenle IQ’den daha önemli olan EQ duygusal zekânın farkında olan insan, daha başarılı, daha mutlu bir hayat sürdürüyor.”
Duygusal zekâ konusunda artık bizim üniversitelerimizde bile dersler verilmeye başlanmış. Nasıl yükseltilebilir sorusu aklınıza geldiyse şunlar tavsiye ediliyor:
- Stresi azaltın,
- Duygularınızı kontrol altında tutun,
- Sözsüz iletişim ve duygusal bağlantı kurun,
- Yaşamınızda mizah olsun,
- Çatışmaları olumlu ve güven verici davranışlarla çözün.
Bütün bunları yapabiliriz bir şekilde, hatta hepsini olmasa bile bazılarında başarılı olanlarımız vardır içimizde ama yapay zekâyı bu konuda geliştirmek nasıl mümkün olabilir?
“Yapay zekâ ne zaman konuşulmaya başlansa ilk akla gelen soru yapay zekânın duygusal zekâsı olacak mı? Evrene baktığımız zaman duygusallığın, bir tek insana özgü olduğunu görüyoruz. Bu konuda ne söylenirse söylensin yapay zekânın duygusal zekâsının olması olanak dışıdır, çünkü duygusal zekâ beynin sol lobunun hissettiği bir duygudur, dolayısıyla yapılan işlemin beyinle bir alakası olamayacağı için yapay beynin duygusallıkla bir alakası yok ancak yapımcıların kendi duygularını yükleyeceklerinden söz edilmektedir.
Bu mümkün müdür.
Evet mümkündür.
Ancak işte sorun burada başlıyor. Çünkü yükleyicinin duygularını kimse bilmiyor. Ya da birden çok insanın ortak duyguları yüklenecek.”
Kitabın sonuna geldiğimizde günümüzde kullanılan yapay zeka örneklerinden bahsediliyor. İlk üç sırada Siri, Cortana ve Google Now geliyor ve bu yazıyı okuyanlara onları tanıtmanın gereksiz olduğunu düşünüyorum. Diğer iki örneğin ismini bile ilk defa duydum ben.
Şimdi karşınızda geleceğin doktoru Watson. İnsan şu yazılanları okuduktan sonra gelecekte kuvvetle muhtemel karşımıza çıkacak olan Sherlock’un neler yapabileceğini şimdiden merak ediyor:
IBM Watson
“Watson, yapay zekânın göz bebeklerinden birisi. Önceden saydığımız 3 yazılımın yanında, âdeta bir süperstar gibi kalıyor. Watson, karmakarışık hastane kayıtlarını analiz ederek, mantıklı desenler keşfedebiliyor ve bundan öğrendiği sonuçları size sunabiliyor. Dahası, doktorların öngöremeyeceği kadar veriyi bir arada işleyerek, teşhis ve tanıda tavsiyelerde bulunuyor. Hatta daha önceden gördüğü hastalardan yola çıkarak, tedavinin de en uygun nasıl yapılabileceği konusunda fikirler ileri sürebiliyor. Yani Watson, gelecekte hastanelerde size bakacak, tanıyı koyacak ve tedavi edecek doktorlardan biri olabilir. Elbette, daha önceden saydığımız 3 yazılımda olduğu gibi, sizinle rahatlıkla diyaloga girebiliyor, uzun sohbetler yapabiliyor. Gelecekte hastaneye gittiğinizde size bakan doktorun et ve kandan ibaret olmasını beklemeyin. Metal ve plastikten ibaret de olabilir!”
Son olarak neden duygusal zekânın daha önemli olduğunun kanıtı niteliğindeki Amelia hakkındaki alıntımı paylaşmak istiyorum:
IPsoft Amelia
“Yapay zekâ camiasının yeni yıldızlarından Amelia, artık ticari bir ürün olarak da satışa çıkarıldı. Bu teknolojinin bir de hoş bir tarafı var: Amelia’yı üreten firma olan IPsoft’un başkan yardımcısı Türkiye’de lise sona kadar okuduktan sonra ABD’de üniversite yaşantısına devam etmiş ve orada kalmış Ergün Ekici. Amelia’da, daha önceden saydıklarımızın üzerine, bir de duygusal farkındalık eklenmiş… Gelecekte bu sistemin müşteri hizmetlerinin yerini tamamıyla alması bekleniyor. Çünkü şu anda otomatik müşteri hizmetleri makinelerinin aksine, müşterilerin ses tonlarından yola çıkarak onların duygusal hallerini algılayabiliyor ve ona uygun duygularla cevap veriyor. Sadece mantıksal çıkarımlarda değil duygusal çıkarımlarda da bulunuyor. Bu bakımdan, yapay zekâ jargonunda ‘sokak dâhisi’ olarak anılıyor. Yani Apple Siri’de olan ‘entelektüel kitap bilgilerinin’ ötesinde, sokaktaki herhangi bir insana hitap edebilecek bir düzeyde olduğunu söyleyebiliriz.”
Yine çok uzun bir yazı oldu, farkındayım. Üstelik daha önce hiç silmediğim kadar alıntıyı da sildim. Bu kadar sadeleştirebildim. Okunması 10 dakikadan uzun sürecek bir yazı yazmak istemiyorum burada. Bir yandan da okuma açısından çok verimli olduğum şu günleri daha iyi değerlendirmek istiyorum. Çünkü çok iyi biliyorum ki her zaman bu fırsatı bulamayacağım. Son zamanlarda gereğinden fazla çıktıysam karşınıza ve zamanınızı çaldıysam eğer affınıza sığınıyorum.
Kısa Bir Reklam
ELZ Kozmetikte 15 gün içinde ücretsiz iade hakkınız bulunuyor. Ayrıntılarını buradan inceleyebilirsiniz.
5
Henüz hiç yorum yapılmamış.
