Mücahit Muhammet Karakuş @Mucahit_Muhammet_Karakus

AFERİN!

Bugün dünya üzerindeki bir insan, bir hayalini gerçekleştirmişti. Satış ve pazarlama birimindeki Kayra’ydı bu şanslı kişi. Az önce kariyerinin en yüksek satışını ayarlamış ve aylık bazda en yüksek ciro yapan eleman olmuştu. Üstelik geçen ay en dipteyken şimdi yoğun gayreti sayesinde en tepedeydi. Bunu birileriyle paylaşmalıydı. Büyük ekranda adı ilk defa en üstte yer alıyordu ve onun için büyük bir olaydı bu. Bütün birim için de aslında önemli bir olay olmalıydı ama her nasılsa herkes bunu görmezden geliyordu sanki. Bu büyük bir haksızlıktı.


Şu dünyada insanların dayanamadığı en büyük zulüm, haksızlıktı. Haksızlık olarak gördüğü şeylerdi. Kendi hakkı olarak gördüğü şeylerin kendisine verilmemesine katlanamıyordu insan. Başkasına verildiğini görmekse işkenceden farksızdı. Peki bu konuda ne kadar haklıydı? Kayra bunların hiçbirini umursamıyordu aslında. Şuan onun tek isteği onaylanmak, tebrik edilmekti. Oysa içten içe kıskanıldığını hissediyordu. Hatta bundan emindi, bunun başka bir açıklaması olamazdı. Bunun için mi uğraşmıştı o kadar? Kıskanılmak için miydi bütün bu uğraş? Her şeye rağmen kıskanılmak, hor görülmekten iyiydi. En azından bunun keyfini çıkarmalıyım diye düşündü ve kendisine bir kahve almak için çıktı.


O sırada elinde kahveyle dönen reklam biriminden Cesur Bey'e rastladı ve coşkulu bir sesle “Az önce en büyük satışımı gerçekleştirdim!” dedi. Cesur Bey'in nazik biri olduğu söylenemezdi. Hatta nezaketsiz biri bile denilebilirdi onun için. Kayra ise bunu henüz bilmiyordu. Cesur Bey onun için saygın biriydi. Saygın kişilere de saygı duyulmalıydı. Görüşleri, onayları önemliydi. O yüzden saygın olmuşlardı. Yoksa tam tersi miydi? Kayra’nın kafası karıştı. Geçen ay yeterli ciroyu yapamadığı için toplantı üzerine toplantı yapmışlardı. Prim de alamamıştı üstelik ve bu onun bütün hayatını etkilemişti. Sonuçta aldığı asgari ücretti ve en azından kirayı zamanında ödeyebilmesi için hatırı sayılır bir prim almak zorundaydı. Bu ay böyle canla başla çalışmasının nedeni biraz da buydu.


Öte yandan iş hayatında farklı birimlerde çalışan insanlar genellikle birbirlerini pek iyi tanıyamazdı. Hatta çoğunlukla yanlış tanırdı. Olanın tam tersini görürdü çoğu zaman ya da gösterilen neyse ona aldanırdı. Cesur Bey “eeee?” diye sordu, bana bunu neden söyledin dercesine. “O kadar” dedi Kayra, şaşkın bir ifadeyle. Ne diyeceğini bilemedi, mahcup oldu. Cesur Bey hemen durumu toparlamak için bir ağabey edasıyla Kayra’nın omzunu sıktı ve “Aferin” dedi gülümseyerek. Odasına doğru ilerlemeye devam etti. Hepsi bu kadardı işte. Cesur Bey sanki bir ağrı kesici vermişti Kayra'ya. Parasetamol içeren ağrı kesicilerin etkisini göstermesi yarım saat kadar sürerken, bu tek kelimelik söz etkisini anında göstermiş, Kayra'nın anlık da olsa mutlu olmasını sağlamıştı. Her ne kadar Cesur Bey'in asıl amacı bu olmasa da, en azından sonunda biri tebrik etmişti onu.


Ofis çalışanları sıkıcıdır, bunu herkes bilir. Bunun nedeni, bu insanların günlerinin büyük bir kısmını aynı işte çalışmaktan başka hiçbir ortak özelliği olmayan başkalarıyla geçirmek zorunda olmasıdır belki de. Bu insanlar eşlerinden ve çocuklarından daha çok, iş arkadaşlarıyla vakit geçirmek zorundadırlar. Dolayısıyla hayalleri de böyle küçük şeyler olabiliyordu. Ayrıca ofisteki belli belirsiz bir hiyerarşi, ast-üst ilişkisi. Bu ilişkiler gevşek olsa disiplinsizlik, katı olsa bunu tolere edememe baş gösterir. Bu tıpkı sürekli aynı dozda verilen bir ilacın etkisinin giderek azalmasına benzer. Çalışanları da sürekli aynı şekilde motive edemezsiniz, o yüzden arada canı sıkılanların oyalanmasına, eğlenmesine izin verilir. Yoksa canı sıkılanlar başkalarının da canını sıkmaya başlar. Bu da bütün sistemi olumsuz etkiler ve hiçbir patron bunu istemez.


Ofiste her gün bir öncekinin aynıdır anlayacağınız. Nadiren gülünç şeyler yaşanır ve günlerce anlatılacak mizah malzemeleri bu şekilde toplanır. Bu anlar bu insanların bazıları için yaralayıcı olsa da, kalanları için neşe kaynağıdır yani kısmen gereklidir. Dolayısıyla amirler de bu tarz komik anların yaşanmasına, anlatılmasına göz yumar hatta kimileri buna teşne olurlar. Cesur da bugün kendince böyle bir ana şahit olmuştu ve işteki herkese anlatacağı bu komik olayı odasına geçerken karşısına ilk çıkan arkadaşı zannettiği iş arkadaşı Aydın Bey'e ballandıra ballandıra anlatmaya başladı:

“Az önce Kayra’yı gördüm. Bana doğru hızlıca geldi ve bil bakalım ne dedi?” Bunları söyledikten sonra soruyu sorarken Kayra’nın da taklidini yaparak, sesini de biraz değiştirerek olayı daha da komik bir hale getiren Cesur anlatmaya devam etti: “Bugün en büyük satışımı yaptım, dedi. Bekledim acaba başka ne diyecek diye, yok. Devamı yok yani bu kadarmış diyeceği. Ulan sanki bana ne bundan? Ben sana kalkıp bak son yaptığım çalışma şu kadar beğenildi falan diyor muyum? Eeee, dedim, o kadar dedi. Git kendi amirine söyle yani. Değil mi? Haksız mıyım? Neyse sonra baktım çocuğun yüzü düştü ben böyle deyince. Hemen omzuna dokundum ve tok bir sesle “Aferin!” dedim. Görsen nasıl çocuk gibi sevindi.”


Belli ki Cesur’un anlatacakları bitmişti. Bir tepki bekliyordu artık. Daha doğrusu beklediği coşkulu tepkiyi Aydın Bey'den alamamanın hayal kırıklığını yaşıyordu yavaş yavaş. Aydın Bey neden gülmüyordu ki bu kadar komik bir olaya? Canı bir şeye sıkılmıştı belki de. Yoksa kızdırdım mı Aydın Bey'i diye endişe duymaya başladı Cesur. Aydın'sa o sırada Cesur'a "Bunun gibi saçmalıkları sen de sık sık yapıyorsun." demeyi geçiriyordu aklından ama bundan vazgeçti. Sessizliği bozmanın zamanının geldiğini biliyordu artık ama bu saçma sapan olaya da ne diyeceğini bilemiyordu. Babacan bir tavırla Cesur’un omzuna dokundu ve “Aferin.” dedi.

3
Mücahit Muhammet Karakuş @Mucahit_Muhammet_Karakus

Tekrar teşekkür ederim güzel yorumunuz için.

Günseli SONAD @sehvenburda

Nobelli bir yazar diyor ki ben bu kitabin 3_4 farkli versiyonunu yazdim en son buna karar verdim simdi eve gidip tekrar yazsam bambaska yazarim. 👍 kaleminize saglık

Yorum yazmak için giriş yapmanız gerekli