Mücahit Muhammet Karakuş @Mucahit_Muhammet_Karakus

"Neden Yazıyorum?" - Yazmayı Sağlayan Dört Temel Dürtü Nedir?

Özellikle deneme türündeki kitaplara bakınca birbirinden alabildiğine farklı yazarlar tarafından aynı isimle yazılmış kitaplara rastladığımı hatırlıyorum. Hatta biraz abartarak yazma üzerine çok fazla kitap olduğunu düşünüyorum. Öyle ki hepsini okumaya kalksanız belki de yazmak için hiç vaktiniz kalmayacak. Haliyle bu isimde başka bir kitabın yazılmamış olması şaşırttı beni. 

Ayrıca Orwell’in yine okumam için gözümün içine bakan Kitaplar ve Sigaralar’dan önce belki ona bu kitaptan geçiş yapmak daha mümkün olur diyerek başladım bu kitaba. Ancak öğrendim ki o kitap bundan daha önce yazılmış ve sıkı durun bir gizli bilgiyi daha açıklıyorum: 103 sayfalık bu kitapta Neden Yazıyorum bölümü sadece 10 sayfa sürüyor. Açıkça söylemek gerekirse bu beni biraz üzdü. Kitapta bu denemeden sonra Aslan İle Tekboynuz, Bir İdam ve Bir Fili Vurmak adıyla üç kısa hikaye yer alıyor. Onlar hakkında da yine böyle kısa kısa aldığım notları paylaşmayı planlıyorum önümüzdeki günlerde.

Kitabımız öyle bir başlıyor ki, daha ilk paragrafıyla çarpıcı bir giriş yapıyor:

“Oldukça erken bir yaştan, belki beş ya da altı yaşından itibaren büyüyünce yazar olmam gerektiğini biliyordum. On yedi ile yirmi dört yaşlarım arasında bu fikirden caymaya çalıştıysam da, bunu yaparken esas doğama zulmettiğimin ve er ya da geç yola gelip kitap yazmam gerekeceğinin bilincindeydim.”

Bu platformun teşvikleri sayesinde biliyorum ki bu yazıları okuyanların büyük bir kısmı aynı zamanda benim gibi yazma gayretinde olan insanlar. Gerçekten merak ediyorum acaba onlar da böyle bir düşünceye sahip mi diye. Şahsen yazar olmam gerektiği gibi bir şey düşünmüyorum ben. Ama ne iş yaparsam yapayım en azından yazılmaya değer anılarım olsun ve bunları bir gün paylaşayım istemişimdir hep. Bu daha çok emeklilik planı gibi bir şey sanki. Benim asıl olayım okumak gibi geliyor bana. Sürekli olarak okumaya ihtiyaç duyuyorum ama bir yandan da günümüzde okumaya zaman ayırabilmek lüks bir şeymiş gibi hissediyorum. Maruz kaldığımız dış dünyanın etkilerinden sıyrılıp 5–10 dakika bile ayırabilmek büyük bir irade gerektiriyor artık. Belki de her zaman böyleydi, bilmiyorum.

Yazmak da bir irade işi gibi geliyor bana bazen. Ama bazen de bir yetenekmiş gibi hissediyorum. Bu sefer işin içine acaba doğuştan gelen bir yetenek mi gibi sorular giriyor. Sonra görüyorum ki bütün bunlar aslında yazmamak için bir bahane görevi görüyor bende. Hiçbir şeye mecbur kalmak istemiyor, bir şeyi yapmak için içimden gelmesini bekliyorum çoğu kez. Öte yandan da bunun yetersiz olduğunu bilmenin vicdan azabını yaşıyorum. Yazmak için bir derdiniz olmalı diye düşünüyorum. Peki derdiniz ne, diye sorsam. Ne derdiniz?

Bir yazarın hangi kitabını hangi sırayla okumam gerektiği konusunda kafam hep karışık ve sanki hep yanlış karar vermişim gibi hissediyorum. Bu denemede mesela Orwell’in ilk tamamlanan romanının Burma Günleri olduğunu öğrendim ve hâlâ o kitap hakkında çok fazla bilgim yok. Bunu daha önceden bilseydim eğer Hayvan Çiftiği’ni ve 1984'ü okumadan önce onu okurdum diyorum şimdi. Halbuki o zaman da George Orwell ismi bir şey ifade etmeyecekti bana ve belki de hiçbir kitabını okumayacaktım.

Gelelim Orwell’e göre geçimini sağlama gereksinimini bir kenara bıraktığımızda yazmayı sağlayan dört temel dürtüye. Baştan uyarayım, yazarın görüşleri saydığım iki romanı kadar olmasa bile son derece katı.

  1. Katıksız egoizm: Zeki görünme, hakkında konuşulma, ölümden sonra hatırlanma, çocukluğunda kendisini hakir gören yetişkinlerden intikam alma vb. arzular.
  2. Estetik coşku: Dış dünyada ve diğer yandan sözcüklerde ve sözcüklerin doğru bir şekilde düzenlenmelerinde güzelliğin algılanması.
  3. Tarihsel itki: Şeyleri oldukları gibi görme, gerçekleri bulma ve gelecek nesillerin kullanımı için saklama arzusu.
  4. Politik amaçlar: ‘Politik’ sözcüğü mümkün olan en geniş anlamında kullanılarak. Dünyayı belirli bir yöne götürme, diğer insanların uğrunda çabalamaları gereken toplumun nasıl bir şey olduğu hakkındaki fikirlerini değiştirme. 

Tabii bu kadar kısa yazıp bırakmamış, bazı maddeleri uzun uzun açıklamış kendisi. Politik amaçlarla ilgili mesela şöyle diyor:

“Hiçbir kitap politik eğilimlerden gerçekten bağımsız değildir. Sanatın politikayla hiçbir ilgisinin olmaması gerektiği fikrinin kendisi de politik bir tutumdur.”

Benim için çok fazla bir şey ifade etmedi aslında bunlar. Zaten böyle 3 adımda şu, 10 maddede bu gibi şeylerin çok sağlıklı olduğunu düşünmüyorum. Ama bu kitaptan bir sınav yapılsa mesela o 4 madde sorulur ve ezberleyebilenler 100 alır ama ben sınavın sonuna kadar mutlaka birini hatırlayamaz, neydi diye düşünür dururum. Sınavdan çıkınca da aklıma gelir kesin. Oysa 100 alanlar sınav bittiği gibi unutur her şeyi ve ben de 70 alıp ölene kadar kullanırım o bilgileri. Yine de haksızlık etmeyelim öğretmenlerimize. Maalesef sistem böyle. Zaten benim için de o kadarı yetmiştir. Nasıl, George Orwell okuduğum belli oluyor değil mi?

Bence boş verin o dört temel dürtüyü ve yazarın denemenin sonlarına doğru yazdığı şu satırları dikkatle okuyun:

“Kitap yazmaya koyulduğumda, kendime, ‘bir sanat eseri üreteceğim,’ demiyorum. Yazmak istiyorum, çünkü ortaya çıkarmak istediğim bir yalan, dikkat çekmek istediğim bir olgu var ve başlangıçtaki kaygım, sesimi duyurmak. Ancak aynı zamanda estetik bir deneyim de olmasaydı asla bir kitap, hatta uzun bir dergi yazısı yazma işinin üstesinden gelemezdim. Eserlerimi inceleyecek herkes, düpedüz propaganda olduklarında dahi, profesyonel bir politikacının önemsiz addedeceği birçok şey içerdiklerini görecektir. Çocukluğumda edindiğim dünya görüşünden tamamıyla vazgeçmeyi ne becerebilirim ne de istiyorum. Yaşamaya devam ettiğim sürece, nesir tarzına dair net fikirlere sahip olmayı, dünyanın yüzeyini sevmeyi ve sağlam nesnelerden; işe yaramaz bilgi kırıntılarından zevk almayı sürdüreceğim.”

Bu arada bir yazarın kalkıp da böyle bir kitap yazması aslında bu soruya ne kadar çok maruz kaldığını göstermiyor mu? Cem Yılmaz’ın da eleştirdiği “Neden mizah?” soru kalıbı vardır ya hani, bu konuda yazarlar da aynı kaderi paylaşıyor bence. Diğer mesleklere hiç soruluyor mu neden bu işi yapıyorsunuz diye? Ya da onlar çıkıp açıklıyor mu bu meslek benim için şu şu sebeplerle çok önemli diye. Ancak yazarlar kendilerini bunu açıklamak zorunda hissediyor sanırım. Hatta birçok şairin de aynı şekilde neden şiir yazdıklarını açıkladıkları kitapların olduğunu görüp şaşırmıştım. Bu bana büyük bir haksızlık gibi geliyor. Kimseyi bunu yazmak zorunda bırakmamalıyız. Ancak yine de yazarsanız mutlaka okurum: Siz neden yazıyorsunuz?



Kısa Bir Reklam
ELZ Kozmetikte cilt bakım ürünleri de satılıyor, ayrıntılarını buradan inceleyebilirsiniz.


Eğer bu platforma hâlâ üye değilseniz buradan ücretsiz üye olabilir, 
her gün yazılan yazılardan notlar alabilir ve beğendiğiniz yazıları listeleyebilirsiniz. Hatta isterseniz siz de yazmaya başlayabilirsiniz… 
Dün gibi hatırlarım ben de bir gün böyle tek bir yazıyla başlamıştım yazmaya.

2
Mücahit Muhammet Karakuş @Mucahit_Muhammet_Karakus

Sağ olun, öncelikle asla fazla değil yazdıklarınız. Çekinmeden yazabilirsiniz istediğiniz kadar. Bu sorunun aklınıza gelmemesi bile başlı başına çok güzel bir şey aslında. Gerçekten yazmayı ne kadar çok sevdiğiniz bir göstergesi bence. Yazmayı hiç bırakmayın diyerek teşekkür ediyorum içten yorumunuz için.

Yorum yazmak için giriş yapmanız gerekli