Mücahit Muhammet Karakuş @Mucahit_Muhammet_Karakus

Bir Kitap - Sünger Avcısı

Kitaba daha başlamadan açıklama kısmında şöyle diyor yazarımız:


"Değer verdiğim bazı okuyucular, son günlerde, Mihail'den (1927) beri Adriyen Zografi'nin arkasını neden "kestiğimi" benden sordular. "Kesmiş" değilim, sadece "geri bıraktım".


Mihail'in ardından Adriyen Zografi'nin kendisi, hayatı ve ölümü gelecekti. Silik bir kahramanın hayatı ve ölümü, ama bunca silik varlıkları canlandıran ve Adriyen'in de hüviyetini meydana getiren İdeal aşkı dolayısıyla tanınmaya lâyıktı."


Benim de daha önceki kitaplarında Adrian olarak yazdığım (çünkü kitapta öyle yazıyordu) kahramanımız burada Adriyen olarak geçiyor. Çeviri kaynaklı sanırım dili de biraz ağırdı bu kitabın. 


Birkaç farklı hikayeden oluşuyor yine bu kitap, bu sefer kısım kısım ayrılmış. Sünger Avcısı'nda mesela daha ilk gününde kahramanımıza ustası şu sözleri söylüyor:


" - Çocuğum! Sana bir defaya mahsus olmak üzere bir hayat dersi vereceğim, bunu hiçbir zaman aklından çıkarma, iyi bil ki dünya, daha fazla değil, üç bölüğe ayrılır: Soğan kokan bir bıçakla ekmek kesilmeyeceğini kendiliğinden bilen insanlar vardır; sonra bir takımları vardır ki bunu düşünmezler, fakat başkalarından görerek öğrenirler; bir de bundan haberdar olmayan, görerek öğrenmeyen ve leş gibi soğan kokan bıçakla ekmek kesip yiyen veya yedirenler vardır. Dünya yüzünde adalet olsaydı, bunlardan birincilerin emretmeleri, ikincilerin bu emirleri yerine getirmeleri; sonuncuların da boyun eğmeleri gerekirdi. Bu suretle dünya mükemmelliğine yaklaşmış olurdu, halbuki hal böyle olmaktan çok uzaktır, çünkü hayatta mantıktan eser yok. Ne çıkar, sen selâmete ermek için birinciler gibi ol, yahut ikinciler gibi hareket etmeye çalış. İşte sana vereceğim nasihat bundan ibaret."


Şuna benzer sözleri ne iş ne de okul hayatımda hiç duymadım ben. Tam aksine siz sürekli çalışın, didinin, her istediğinizi yapabilirsiniz kafasında olan çok fazla kişiye rastladım. Oysaki hepimiz çok iyi biliyoruz ki hayat aslında hiç de öyle değil. 


Yazarın başka bir eserinin adını taşıyan Mihail -diğer kitaplarda da adı geçiyordu zaten- şöyle bir tespitte bulunuyor önce:


"Üç yıl önce, beni yüzüstü bırakarak Rus-Japon harbinde gönüllü sıhhiye neferi yazılmak için Mançuri'ye gitmişti. Sekiz ay sonra, cebinde minimini bir haçla geri dönmüştü:

- İşte, demişti, Japonları yenmek için Çarın askerlerimize gönderdiği şey. Japonlar, kendi askerlerine pirinç gönderiyorlardı. Pirinç putu yendi."


Sonra Mihail başka bir zaman şöyle soruyor ve Adriyen'in ona verdiği cevap çok güzel bence:


"- Nereye gitmek istiyorsun?

- Fransa'ya.

- İki sterlinle mi?

- Bir de cesaretim var."


Panait Istrati bence dostluğu, arkadaşlığı en iyi şekilde anlatan yazarlardan biri. Aynı zamanda parayı ve daha da önemlisi parasızlığı da çok iyi biliyor. Paranın bazı durumlarda ne kadar önemli olduğunu, bazı şeyler için ise ne kadar arka planda kalabileceği şu iki diyalogla ancak bu kadar güzel anlatılabilir bence.


Bir de şu ilham veren söz var ki, sizi bilmem ama ben hak veriyorum bu konuda yazara:

"Beyhude uğraşma insanın ruhunu harap eder. Önüne geçilmez bir felâketi kabul ettiğimiz zaman kuvvetli oluruz. Felâkete meydan açın! Saadet bile, ne de olsa, bazen onun ardında kalmaya mecburdur."


İnsan gerçekten de zorluklarla karşılaştığında kendisinde fazladan bir güç, bir enerji buluyor bence. Zor zamanlar güçlü insanları doğurur sözü de bunu anlatıyor sanırım.


Kitapta geçen en sevdiğim hikayelerden biri de "Ölümsüzlük" hikayesiydi, oradan da şu alıntıyı paylaşmak istiyorum:


"Hayat demek arkada bırakılan iz demektir, senin bir ruha sahip olduğunu ispat edecek budur; bunu ispat edemeyen adam sadece bir hayvandır."

5

Henüz hiç yorum yapılmamış.

Yorum yazmak için giriş yapmanız gerekli