Gül Yetiştiren Adam'ı Okuduktan Sonra Yeni Bir İnsan Olacaksınız
Başlangıçlara önem vermeye çalışırım hep. Halbuki asıl önemli olan başlayabilmektir çoğu zaman. Bunu unuttuğum zamanlarda erteleme hastalığım nüksediyor. Yapılacak işler birikiyor. Sadece işler değil, okunacak, seyredilecek, dinlenilecek şeyler de aynı şekilde çığ gibi çoğalıyor. Benim için artık bir kalem daha eklendi buraya: Yazılacak şeyler. Bu kitabı bitireli neredeyse bir hafta olacak ancak yazmaya bir türlü fırsat bulamadım.
“Gününü değerlendirmeye bakacaksın.. günün nasıl değerlenir, bak anlatayım: Şimdi ömrünü bitmiş say, ömrün bitmiş de sen yalvarmış, yakarmışsın, sana gözyaşların için cabadan bir gün daha vermişler.. işte şu anda da o bir tek son günün içinde bulunuyorsun.. işte o son günde ne yapacaksan, her gün onu yapacaksın.
O zaman bu bahçede gezinmem ki, der çocuk.
Ne yaparsın ya?
Ağlarım.”
Son okuduğum romanların böyle sanki bilerek seçmişim gibi insanı ağlatacak türden çıkmaları, biraz ruh halimi etkiledi sanırım. Ben daha çok gülmeyi seven, her şeyden bir mutluluk çıkartmaya çalışan biriyim. Üzüldüğüm zaman sanki hayat enerjimi içimden çekiyorlarmış gibi hissediyorum. O yüzden yazara bu kitapla giriş yaparak belki de hata yaptım, bilmiyorum. Çünkü bu kitap da oldukça hüzünlü bitiyor bence. Üstelik bir değil iki kere.
“Biliyor musun, korkaklık da bulaşıcıdır, yiğitlik de.”
İki derken mübalağa yapmıyorum. Birbirinden alabildiğine farklı iki hikaye anlatıyor kitapta. Ben bu tarzda yazılmış romanları okumayı çok seviyorum. İnsan kitabın sonunu daha çok merak ediyor böyle olunca. Acaba iki hikaye sonunda birleşecek mi? Yoksa başından beri ikisi de aynı hikaye miydi? Yoksa hiçbir yere bağlanmadan, ne olduğunu anlamadan bitecek mi orta yerinde? Bütün bu sorular kafamda dönüp dururken, bir yandan da anlatılan iki farklı dünyaya girmeye çalışıyordum.
Bazen okurken kendinizi keşfedebilir, hiç aklınıza gelmeyen durumlarda ben olsam ne yapardım acaba diye düşünürsünüz. Ben bunları nereden gördüm daha önce diye de şaşırabilirsiniz aynı zamanda. 1979 yılında yazılmış bu kitap mesela. O yıllarda yaşasaydım ve bu kitapla karşılaşsaydım kesinlikle çok daha fazla etkilenirdim.
Ben en çok anlatılan bu iki farklı hayat bana nasıl bu kadar normalmiş gibi geliyor diye şaşırdım. Yani en azından bir tarafı yadırgamam, empati yapmakta zorlanmam gerekmez miydi? Kitapta şu satırlara denk gelince ister istemez duraksadım:
“Değişme akla durgunluk verecek bir hızdaydı. Yenilikleri yadırgayan kimselerin olmasına rağmen, bir zaman sonra onlar da her yeniliği artık doğal bir olay halinde görmeye başlamışlardı. İlk zamanlardaki dirençleri zayıflamış, kırılmıştı. Oluşan değişmenin, yenilenmenin ilkin özle ilgili bir olay olduğunu düşünen kimseler artık bunların bütünüyle biçimsel olduğu kanısını taşıyordu. ‘Mademki oluyor, öyleyse doğaldır’ diye düşünmeye başlamışlardı.”
Bütün dünyada değişimin hızı bu inanılmaz seviyelere çıkmışken, fikirlerin o kadar kolay değişmediğini görüyorum. En çok vakit geçirdiğimiz 5 kişinin ortalaması olduğumuzu savunan bir görüş vardı mesela, kaç kere duydum bunu sayısını hatırlamıyorum. Bilmiyorum katılır mısınız ama duygular da tıpkı virüsler gibi bulaşıcı olabiliyor. Ancak kimse kimseyi yanımda küfür etme ya da bağırıp çağırma gibisinden uyarmıyor. Sürekli negatif elektrik saçılıyor ortamlara ve bunu görenler de yangına körükle gidiyor. Bu durum sadece bana mı garip geliyor? Düşünsenize, hasta olduğunu bildiğiniz birisi ortalıkta maskesiz dolaşıp sağa sola hapşırıyor sürekli. Tepkiniz ne olurdu? En azından ilk durumdaki kadar tepkisiz durmazdı insanlar, değil mi?
Aklıma böyle sorular gelince soramıyordum da eskiden insanlara. Şimdi en azından kitapları bahane edip sıkıştırıyorum. Bunlar öyle durup dururken sorulacak sorular gibi değil çünkü. İnsana deli derler sonra. İşin kötüsü yüzünüze de söylemezler bunu, sessiz kalırlar. Hatta siz saygı bile zannedebilirsiniz bunu.
“Genel olarak zararsız deliler gibi bakılıyordu bunlara. Böyle konuşanların çoğu da onlardan herhangi birinin yüzünü bir kezcik olsun görmüş değildi. Aslında kimsenin içtenlikle önemsediği de yoktu onları. Saygı denemeyecek bir saygı duyuyorlardı. Zararsız delilerdi, işte bu.”
Mektuplara olan ilgimi daha önce çok fazla dile getirmiştim. Şimdi burada tekrarlamak istemiyorum aynı şeyleri ama şöyle bir bölümü not almışım kitaptan. Onu da paylaşmak istiyorum:
“Aslında hiç güvenli bir yer değil burası. Annemi hatırlamaya çalışıyorum Çok uzun mektuplar yazıyorum. Onların asla ilgilenmeyeceği şeylerle sayfalar dolduruyorum. Daha çok şöyle bir güdüyle yapıyorum bunu: Hayatta bulunduğumu ispat! Telgraf çok tehlikelidir bu bakımdan. En azından bizimkiler için. Mektubun içi ne olursa olsun, istersen çok güç durumlarda olduğunu anlat, yeter ki uzun olsun, hâlâ yaşamakta olduğunun, mücadele etmekte olduğunun en keskin, en reddedilmez ispatı budur. Telgraf daima kuşkulara yol açar. ‘İyiyim, ellerinizden öperim’ diyen bir telgraf aslında senin çok sıkışık bir halde olduğunu bile gösterebilir.”
Telgraf yerine sizin de aklınıza günümüzde kullandığımız mesajlaşma programları geldi mi? Tabii artık hiç kimse ellerinizden öperim yazmıyordur ama en azından o minvalde atılan kısa cevaplar sizi de kuşkulandırmıyor mu? Bir de uzun uzun atılan mesajlara, ok diye cevap yazanlar vardır. O ok nasıl olur da insanın kalbine saplanmaz?
Sözü zorlama bir şekilde de olsa kalplere getirmeye çalıştım gördüğünüz gibi. Benim bu kitapta en çok kalbime dokunan, kendimi sorgulamaya iten cümleler şunlar oldu:
“İçinizdeki İslam’ı gösterin. Çünkü İslâm, sizin üzerinizde görünmek ister. İman gizlidir, İslâm açık. İman kalptedir, İslâm zahirde.”
En kısa sürede yazarımızın denemelerini de okumak ve sizlerle keşfettiğim alıntıları paylaşmak istiyorum. Maalesef bu yazıları yazmam o kadar kolay olmayacak gibi hissediyorum.
“Hep yalana inanmaya alışmış olanlar doğruya inanmakta güçlük çeker.”
Bu yazının bile sonuna güçlükle gelebildim. En azından şimdiden yaşayacağım bu güçlüklere kendimi hazırlamaya çalışıyorum diyebilirim. İnanın sadece bu çaba bile insana iyi geliyor.
Kısa Bir Reklam
ELZ Kozmetik Saat 12:00'ye kadar verilen siparişleri aynı gün kargoya veriyor, ayrıntılarını buradan inceleyebilirsiniz.
4
Henüz hiç yorum yapılmamış.
