Mücahit Muhammet Karakuş @Mucahit_Muhammet_Karakus

Bir Kitap - Minka Abla

Zannettiğim gibi eski hikayelerle bağlantılı bir kitap değildi. Gerçek olamayacak kadar saf duygularla yazılmış, siyah beyaz Türk filmi tadında bir eser Minka Abla bana göre.

Artık yazarı iyice tanıdığım için mi yoksa çeviri yüzünden mi bilmiyorum, sadece iki alıntım var bugün. Hikayenin biraz iç karartıcı olmasının da payı olabilir belki ama İstrati yine muhteşem betimlemelerle kitaba o kadar güzel bir başlangıç yapıyor ki, ilk 2–3 sayfayı soluksuz okumak zorunda kalıyorsunuz.


Hikayemiz aşk ve yoksulluk, para ve cömertlik, felaket ve merhamet arasında iki yönden de sınırları zorlayarak ilerliyor. Bu yolculuk boyunca karşımıza aslında gerçek hayatta da karşılaştığımız manzaralar çıkıyor sık sık. 


İlk zamanlar, gözü Minka’dan başkasını görmeyen sevdiği yaşadığı kıskançlık hakkında şöyle düşünüyor:


“Bir kerede onlarca can alan kolera bile bir insanın içini yakıp kavuran tensel kıskançlıktan daha az acı verir. Zira koleradan mustarip olanlar için ölüm kurtuluştur. Diğer acıya ölüm yetmez; çünkü insan, mezarına bile sevdiğini başka ellerin okşayacağı duygusunu beraberinde götürmekten çekinir.”


Sonralarıysa işler çok değişiyor. Zaten biraz hayat tecrübeniz varsa, paranın insanı parasızlıktan çok daha fazla etkileyebileceğini çok iyi bilirsiniz. Daha doğrusu para kazanma hırsının insanı ne kadar değiştirebileceğini, eline biraz fazla para geçtiğinde hali tavrı hemen değişen insanları mutlaka görüyorsunuzdur diye düşünüyorum. Hiç denk gelmediyseniz eğer bu kitabı okuyun en azından diyebilirim.


Bir de felaket demiştim ya hani, kitapta seli öyle bir anlatıyor ki yazar adeta suların altına sürüklenmemek için kaçacak yer arıyorsunuz okurken. Sonra felaket dediğimiz her şeyin aslında başka bir açıdan fırsat olabildiğini de görüyoruz. Parazit filminde yağan sağanak yağmuru da benzer şekilde işlemişlerdi. O tabii biraz daha farklı bir açıdandı ama bana onu anımsattı. 


Üzerinden belirli bir zaman geçtikten sonra da her şey illaki etkisini yitiriyor. Daha önceleri bizi ne kadar etkilerse etkilesin, şunu unutmamalıyız ki; bu da geçecek. Geçtikten sonra da o günleri anarken bilmiyorum siz de öyle hissediyor musunuz ama, sanki o kadar da önemli değilmiş ya da boşuna üzülmüşüz o kadar. Yazarımız bunu tek cümleyle çok güzel özetlemiş:


“İnsan, hayatın en kötü zamanlarını bile sanki çiçek tarlası geçermiş gibi atlatır.”


Panait İstrati’nin 3 kitabı kaldı elimde okumadığım. Sanırım onları da bir an evvel okuyacağım. Çünkü bu kitapları okuduktan sonra hayata başka gözlerle bakabiliyorum. Bazen geçmişe dalıyorum, bazen de geleceği düşünüyorum. Hayatımın en kötü zamanları geride kaldı mı bilmiyorum ama umarım hepimiz o kötü günlerimizi çiçek tarlasından geçermiş gibi atlatırız. 

5

Henüz hiç yorum yapılmamış.

Yorum yazmak için giriş yapmanız gerekli