Mücahit Muhammet Karakuş @Mucahit_Muhammet_Karakus

Ansızın Yola Çıkmak, Kolaya Kaçmak, Bir Parça Gençlik ve Click

Haberlerle her zaman aramda bir mesafe olmuştur. Gazete, radyo ya da televizyon fark etmez, hangi kanal olursa olsun mümkünse haberleri direkt geçerim. Bunun onlarca faydasını gördüğüm için bu huyumdan vazgeçmeye de niyetim yok aslında. Ama bazen dünyadan bihaber yaşıyor gibi hissediyorum. Herkesin bildiği bir şeyi çok sonradan öğrenmek ya da üzerine espriler yapılan popüler bir konu hakkında hiçbir fikri olmamak artık benim alıştığım bir duyguya dönüştü. Yine de özellikle acı haberleri geç öğrenince içim burkuluyor…

Her hafta sanki bir diziyi bekler gibi yazılarımı düzenli okuyanlar varsa bilirler, ben bir süredir kısa hikâyelere kafayı takmıştım ve bu sene içerisinde okumaya başladığım üç değerli yazarımızın kitaplarını keşfetmeye çabalıyordum. Bunlardan biri de Rasim Özdenören’di. Hatta onun önce denemeleriyle başlamış, sonra Gül Yetiştiren Adam romanını okumuştum. Hâlâ okuyamadığım denemeleri olmasına rağmen önce hikâyelerini bitirmek adına böyle en azından haftada bir kitabını bitirmeye çalışıyorum. 

Bir yandan da ben böyle onun kitaplarını okurken acaba yeni bir kitap yazar mı o arada diye merak ediyordum. Böyle geç keşfettiğim yazarların bazen yeni kitaplarına denk gelince hep mutlu olmuşumdur nedense. Sanki beraber yazmışız gibi hissederim onları okurken.

Biliyorum aslında yazarın yıllardır yeni bir kitap yazmadığı. En azından öyle hatırlıyorum yazdığı kitaplara baktığım zamandan. Ama o potansiyel hep mutlu etmişti beni. Hatta bir önceki kitabı hakkında yazmaya çalışırken, bir programını bulmuştum da seyretmiştim. Daha önce Yedi Güzel Adam dizisinden de hatırladığım ve son günlerde sürekli ondan bir şeyler okuduğum için sanki yıllardır tanıdığım, sohbet ettiğim birini dinliyormuş gibi hissetmiştim program boyunca. Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar’ını öyle bir anlatıyordu ki dayanamayıp o kitabı da almıştım o günden sonra. Zaten onu okuduğumdan beridir kendime de gelemedim tam olarak. Üstüne bir de bu kitap hakkında yazılanlara bir bakayım dedim bu yazıya başlamadan ve yazarın vefat ettiğini öğrendim.

Ondan sonra hali hazırda okumaya çalıştığım yazarın ilk kitabı olan Hastalar ve Işıklar resmen yarım kaldı. İki hafta olacak neredeyse ama bir türlü kafamı toplayıp okuyamıyorum. Ya da başladıktan sonra aynı sayfaları tekrar tekrar okuyorum. Halbuki okunması en kolay ve en sevdiğim kitap türü benim için. İçinde bir sürü kısa hikâye bulunan, düşündürücü bir kitap o da, tıpkı Ansızın Yola Çıkmak gibi.

Sonunda 88 sayfalık bu kitaba bir şekilde geçmem gerektiğini düşünerek önce içindeki hikâyeleri tek tek yazmak istiyorum: Bir Kapının Önünde, Okaliptüs, İçi ve Dışı, Ansızın Yola Çıkmak, İki Leyla, Mum, Tuhaf Şeyler, Boyalı Ölü, Yırtılma, Maske, İskelet ve Ölü.

Bugün bile unutamadığım o esrarengiz olay örgüsüyle kitaba adını veren hikâyeyi çok beğenmiştim ve bu yazıda en çok ondan bahsederim diye düşünüyordum. Hazırladığım alıntılara bakınca bunun pek mümkün olmadığını görüyorum. Ama yine de ilk alıntımla sanki bütün bu olacakları önceden biliyormuşum gibi hissettim:

“Ben kimseye telgraf göndermedim, dedi Ahmet, hem de yıllardır, ama seninle karşılaşmak güzel.”
“Yalnızca güzel mi, o kadar mı?”
“Söylememi beklediğin her neyse, hepsini söylemiş say. Çıkalım hadi.”

Okurken de aklıma gelmişti, keşke bu kadar kolay olsa diye. Söylenmesi gereken her şeyi söyle diye bir düğme olsa mesela ve istediğimiz zaman tıklayabilsek. Güzel olur gibi geliyor kulağa ama muhtemelen hiç istemeyeceğimiz sonuçları doğururdu bu durum. Zira Click diye bir film vardı buna benzer bir konuyu anlatan. Kolaya kaçmak hiçbir şeyi çözmüyor, işler hiç iyiye gitmiyordu orada. Yine de yazmam gereken her şeyi yazdım sayın ve okumadıysanız o hikâyeyi mutlaka okuyun bence.

Tabii buradan böyle okuyun diye yazmak kolay. Biliyorum ki özetin bile özeti sayılamayacak bu kısa yazıyı okumak için bile onlarca seçenek arasından sıyrılıp geldiniz buraya. Bunun için bile büyük bir çaba, bir özveri ve galiba bir parça da gençlik gerekiyor. Bunu da biliyorum ve sizleri hem takdir ediyor hem de şükranlarımı sunuyorum.

“Pınar kurumuş şimdi. Pınarın sesi, belki de dedesinin ve babasının dirimliliğiyle anlam taşıyordu. Şimdi onlar da yoktu. Ağabeyleri.. onlar da. Hiçkimse. Böyle, bu uçsuz bucaksız dünyada bir başınaydı. Eskiden olsa bundan kendine bir ağlama payı çıkarmayı becerebilirdi. Şimdi onu da yapamıyordu. Ağlayabilmek, kederlenebilmek için de galiba bir parça gençlik gerekiyordu. Oysa kendisi..”

Geçenlerde bir tartışmaya denk gelmiştim. Biri eve gelen misafire “Kendi evinmiş gibi davran” demenin samimiyetsizliğini savunurken öteki bunun gayet doğal ve söylenmesi gereken bir söz olduğunu belirtiyordu. Açıkçası ben o kadar keskin görüşlere sahip değilim bu tarz konularda. Benim için ne söylendiği kadar nasıl söylendiği de önemli çünkü.

‘Siz, gitmek istediğiniz yere çekinmeden gidebilirsiniz!’ İşte o zaman, çekinmemesi gerektiği vurgusuna niçin ihtiyaç duyulduğunu düşündü ve ister istemez ortada çekinilmesi gereken bir şeylerin bulunduğu duygusuna kapılmaktan kendini alamadı.”

Bu yazıda kitaptan çok bahsedemedim ve başlıktaki gibi kolaya kaçtım diyebilirim. Ama ansızın yola çıkabilmek için bazen böyle sadece başlamak gerekiyor. Sürekli düşünüp durmamak, sildiğiniz kadar da yazmak gerekiyor. İnsan ancak ondan sonra yola çıkabiliyor. O küçük ilk adımı attıktan sonra başlamış oluyor bütün uzun yolculuklar.



Kısa Bir Reklam
ELZ Kozmetikte cilt bakım ürünleri de satılıyor, ayrıntılarını buradan inceleyebilirsiniz.


Eğer bu platforma hâlâ üye değilseniz buradan ücretsiz üye olabilir, 
her gün yazılan yazılardan notlar alabilir ve beğendiğiniz yazıları listeleyebilirsiniz. Hatta isterseniz siz de yazmaya başlayabilirsiniz… 

2
Mücahit Muhammet Karakuş @Mucahit_Muhammet_Karakus

Rica ederim. Ayrıca teşekkürler yapıcı yorumunuz için.

Serkanslibrary @serkanslibrary

Su gibi akan bir üslupla yazınızı ele almışsınız. Sonlara doğru metinde kopukluk olduğu gözlense de okurken belli bir samimiyet ve doğrucu bir yanınız var gibi geliyor. Bu güzel yaz için teşekkür ederim.

2