Mücahit Muhammet Karakuş @Mucahit_Muhammet_Karakus

Bir Kitap - Hayat Yollarında

Bu eseri okuyana kadar, Panait Istrati’yi hiç araştırıp bakmamıştım kimdir diye. Kitapların hakkında yazmanın en güzel yanlarından biri benim için bu oldu sanırım. Başlarda bana Gorki’nin “Çocukluğum” kitabını hatırlattı. Acaba bu da mı yazarın kendi hayatını anlatıyor yoksa kurgu mu diye düşünürken kendimi de çok fazla verememiştim kitaba açıkçası. Kimse de çocuğa ismiyle seslenmiyordu hiç. Kurgu herhalde dedim kitabın yarısına kadar. Bir yandan da çocukları ne kadar çok sevdiğimi, en büyük umudun neden hep çocuklar olduğunu daha iyi anlıyordum. 


Oysa yazarımızın da çok güzel anlattığı gibi bazı insanlar çocukları çok yanlış tanıyordu:


“Çocuk kısmı hısımlarının yanında yüzsüz olur. Ahlakı bozulur. İnsan ancak yabancıların yanında adam olmasını öğrenir.”


Halbuki çocuğun aslında ne olduğunu çok güzel anlatıyor yazar:


“Çocuk dünyanın başlangıcı ve sonudur, hayatı yalnız o anlar. Çünkü hayata ayak uydurur.”


Çok küçük yaşta çalışan, çalışmak zorunda kalan çocuklar beni zaten hep üzmüştür, hâlâ da aklım almıyor bu çağda bile bu düzenin değişmemesini. Üstelik bu ağır çalışma şartları, saatleri bırakın çocukları yetişkinler için bile akıl almaz. Yine de onlar çocuklar kadar savunmasız değiller:


“Ustalar gidip bir kenara uzanabilir ya da bir iskemleye oturabilirlerdi ama böyle bir dinlenme bize yasaktı. Biz demirden, tahtadan, taştan insanlardık.”


Kitabın adı da bence çok güzel. Çocukluğum deyince mesela ne bileyim, (gerçi onu okuduğum zamanlar neredeyse ben de çocuktum) kütüphanede karşıma çıkmasa muhtemelen okumazdım. Yani “Hayat Yollarında” gibi bir isim böyle bir kitap için çok daha uygun. 


“Beni böyle durmadan diyar diyar dolaşmaya iten ne? Nedir istediğim? Neyin peşinden koşuyorum?”


Kitabın neredeyse sonuna yaklaşırken kahramanımıza Panait diye seslenilmesiyle, benim için hikaye tamamen değişti ve bu yazıyı biraz da o sayede yazıyorum. 10 Ağustos 1884 tarihinde Romanya’nın bir liman kentinde doğmuş yazarımız. Romanya Osmanlıdan ayrıldıktan 6 yıl sonra. 93 Harbi sonrası o karışık coğrafyada yaşadığını öğrendikten sonra şu serzenişini daha iyi anladım:


“Ben dünyaya zaten karışık gelmişim.”


 Balkanların Maksim Gorki’si olarak anılıyormuş zaten. Bunu görünce de gülümsememe engel olamadım. İşin içine yaşanmışlık girince, hele birde böyle büyük yazarların yaşadıkları olunca yazılanlar, insan ister istemez daha başka okuyor. Dünyayı farklı gözlerle görebilmeleri belki de okurken size de bulaşıyordur, kim bilir?


Sonra küçük bir çocuğun okurken ufkunun nasıl bir anda ikiye, üçe katlandığına şahit oluyorsunuz şu satırlarla:


“Özellikle ana dilimi bilmediğimi de öğreniyordum. Kimsenin ağzından işitmediğim ve okul kitaplarında görmediğim için habersiz olduğum bir sürü sözcük vardı. Bu keşiften çok canım sıkıldı.”


Başta sizin de canınız sıkılıyor belki ama sonra o çocuğun bir sözlükle tanışmasına tanıklık ediyorsunuz ve yeniden neşeleniyorsunuz. Kitap zaten sürekli böyle bir hüzün, bir çıkmaz sokak derken sonra bir kapı açılıyor, bir umut doğuyor. Hayat yolları da tıpkı hayat gibi yani anlayacağınız, inişli çıkışlı.


Bir de günümüz teknolojisinin bir yan etkisini daha anladım. Neredeyse yıllar oldu ben de elime bir sözlük almayalı. Artık her şey telefonumuzda ya hani. Gerek TDK, gerek yabancı dil sözlüklerinde olsun aynı kelimeleri dönüp dolaşıp tekrar tekrar aradığımı görüp benim de bu keşiften canım sıkılmıştı daha önce. Öğrencilik yıllarımdaysa öyle tekrar tekrar aynı kelimeyi aramayı bırakın, bir kelimeyi ararken 3–4 tane bambaşka kelimelere rastlayıp neredeyse hepsinin de anlamını öğrenir, hiç de unutmazdım. Bu konuda da yalnız olduğumu hiç sanmıyorum. Acaba yaşlanıyor muyuz gerçekten yoksa bu görece teknoloji kullanmadığımız yeteneklerimizi günden güne kaybetmemize mi neden oluyor?


Bizim küçümsediğimiz, beğenmediğimiz şeyler nasıl da başkalarının rüyalarını, hayallerini süslüyor değil mi? Benim de bir öğretmenim vardı mesela ilkokulda, ekmek alırken bakkalın verdiği gazete kağıdını okuya okuya okuma yazma öğrendiğini söylemişti. Şimdi biz bu imkanlarla sözde okuryazarız ama bırakın yazmayı, okuduğunu anlamada bile nasıl oluyor da bu kadar gerilerdeyiz. 


Bu kitapta geçmiyor ama hakkında okuyunca çocukken bir fırıncı çırağıyken eline geçen Fransızca sözlük sayesinde Fransızca öğrenmiş bir yazar Istrati. Ben de çok yakında onun diğer kitaplarını tekrar tekrar okumak istiyorum bakalım hayırlısı. 


Son olarak korkularımızın sadece bizi değil, herkesi nasıl ele geçirdiğini bakın nasıl anlatıyor onu da paylaşmak istiyorum:


“Kurulmuş bir nüfuz, zayıfların gözünde sınırsız bir güç gibi görünür. Buna boyun eğer, katlanırlar. Ulusların zorbaların bütün kötülüklerine sabretmeleri de bu yüzden değil midir? Zalimlerin milyonlarca insanı hükümleri altında tutmaları bir takım sözde erdemleri yüzünden değil, sadece ezilenlerin korkularındandır.”


Yine de bir şeyi daha unutmamak lazım:


“Şu yeryüzünde her şeyin acısı çıkıyor, iyiliğin de, kötülüğün de…”


5

Henüz hiç yorum yapılmamış.