Taksim denilen bir günlük maceralı yaşam.
Saatler 4 ü gösteriyordu. Kapüşonlu haki rengi kabanım üzerimde Mecidiyeköy metrosundan inmiş, ağır adımlar ile taksim meydanına doğru yürüyordum. Can yoldaşım, kardeşim, en iyi arkadaşım dediğim adam ile buluşacak, biraz gezip tiyatro saatinin gelmesini bekleyecek ve kültürel anlamda birbirimizi bilgilendirecektik.. Midem boşluktan sırtıma yapışmak üzereydi. Selam, naber faslını geçtikten sonra direk “Açım oğlum yürü hadi bir şeyler yemeye gidelim” dedim. Ufaktan heyecanın filizlendiğini pusu kurmuş tomalardan ve deli gibi broşür dağıtan Taksim meydanında ki adamlardan anlamıştım bir şeyler olacağını, sosyal medyayı pek takip etmediğimden olayın farkında değildim. Mide gurultuları ve konuşmanın hızı ile Mek Danılds'a girdik. Neden çünkü patatesleri daha iyi. Sanatsal ve tarihi bir kültürlenme eşliğinde menülerimizi indiriyorduk hızlıca ve dışarda ufak tefek yürüyüş sesleri başlamıştı. Midemiz doymuştu ama Taksim’e doyamıyorduk. Şurada bir evimiz olsa, biraz paramız olsa. Bir şeyler olsa bir şeyler...
Henüz hiç yorum yapılmamış.
