Yavuz K. @asosyalseyyah

Saçmalar

Başlayalım bakalım.

18 ağustos gecesi, içimde küçük mutlulukların birleşerek oluşturduğu o büyük ulvi heyecan, sevinç. İstanbul'dan İzmir'i arşınlıyorum. Nilüfer Turizm'in 1 numaralı koltuktaki yolcusu olarak. Gecenin karanlığı çökmüş, ağır şarkılar dinleyerek şeritleri sayıyorum, çitten koyun atlatır misali... yol uzuyor, ben büyüyorum. Yol uzuyor, ben heyecanlanıyorum. İzmir'e yaklaştıkça gözlerim parlıyor.

Bornova'da iniyoruz ailecek. Terminal ile Buca'ya, teyzemlere direkt. Güzel bir kahvaltının ardından kendimi onun kollarına atmak için erkenden fırlıyorum evden, önemli bir iş görüşmesine katılacakmışım gibi... Biraz bozuk bir muhabbetten sonra, Alaybey'deyim. Balkondan el sallıyorsun bana, huzuru hissediyorum o sokakta, rahatlığı, anlatamadığım bir çok şeyi işte...

Geliyorum size gözlerinden halini süzüyorum, yeni insanlar ile tanışıp, pekte rahat olmayan bir biçimde sana eşlik ediyorum. Sigaralarımızı içiyoruz yaptığın neskafeler eşliğinde, sonrasında o güzel makarnan ve ardından ilk defa yediğim kekin... Kısa kesiyorum çünkü zerre zerre hatırlayıp zerresine kadar yazmak zerresine kadar unutamadığımı anlatacaktır. Öyle ama bir şeyleri söylememek daha güzel en azından bilirsin.

Kendimizi dışarı atıyoruz Alaybey'den Karşıyaka sahiline doğru süzülüyoruz konuşarak. (Yeni aldığın beyaz, salaş tişörtün çok güzeldi bu arada) oradan sağ mı sol mu derken anıt tarafına doğru ilerliyoruz minik tartışmalı konuşmalar yaparak. Bir banka oturuyoruz, dertleşiyoruz. Kucağına yatıyorum ve;

Saçımda ki kepekleri ayıklarken sen
Benim gözümden dökülen yaşlar.
Kendimi kucağında boğma isteği.
Hissizliğinin hissiyatını hissetmek.
İlerisi olamayacağını bilmek.
Doya doya bakamamak. 
Ben hep başkalarının mutluluklarına parça olarak kattım kendimi de.
Aslında kendi mutluluğum, bir parçadan ibaretmiş anlayamadım.
Kendini bana parça olarak gösterirken aslında bütün mutluluk...
Senden ibaretti, sen eksenliydi. Böyle bir adamdım çünkü
Son çırpınışlar.. 

Yavaş adımlar ile istemeyerek seninle durağa yürümek ayaklarım geri gittikçe sümüğümü çekerek ileriye kendimi ittirmelerim. Güçlü durmaya çalışıp becerememek.
Son kez sarıldın. Son kez sarıldın ve yavaşça yürüyerek kayboldun.

Ne halde olduğumu bir ben bilirim. Neyse. Bindim Buca otobüsüne 2 saat boyunca gittim. Yol çalışmaları falan varmış meğerse... Sürekli uyumak isteyip, yanımda ki teyzenin koluna vurdum kafamı istemsizce, keşke annem olsaydı dedim şu an o teyze yerine.
Teyzemlere koştum saat 8 civarıydı, kına gecesi başlayacaktı. 3 dakikada 1 tabak karnıyarık, 2 baklava, 1 bardak su. Ciddi bir başarı bence. Alelacele gömleğimi giydim, sorulan her soruyu pas geçtim, sonra anlatırım dedim, kuzenimin parfümünü sıkıp, attım kendimi dayımın arabasına, kına gecesine gittik. Herkes tepindi, eğlendi.

Yalandan gülüşler atarak başkalarının mutluluklarına parça oldum, pay oldum. Bir ara eniştem geldi, içki var dedi içecek misiniz gençler, olur dedim. 3 bardak Votka & redbull.. su içer gibi içtim, çarpsın diye, yetmeyecekti, biliyordum. Biraz vurdu sadece. Ardından hede hödö fotoğraflar, resimler, horonlar, kınalar, tepinmeler derken gün bitti.4 genç erkek Özsüt'e gittik. Birer orta şekerli kahve söyleyip ayıldık. Sonra çiftler geldi, 10- 12 kişilik bir grup saat 2-3 gecenin yorgunluğunu, güzelliklerini ayaklarımızı yorduktan sonra birde ağzımızla yaptık. Sonra arabayla döndü herkes, biz aynı dörtlü 1 saat yürüdük eve doğru, açılalım diye.

Eve geldik, duş aldım, ağır kokan şarkılarımı dinledim, uyumaya çalıştım.

Sabah kalktım ahali hazır, kahvaltımızı yaptık, biz kuzenler yine boş gün diyerek ten, Konak'a doğru yola çıktık. Konak'ta inip Alsancak'a doğru muhabbet ederek yürüdük. İskelenin karşısında bir yere oturduk, biraz tavla oynadım kuzenimle, 2-0 yendim erken bitirdik, akşama eğlence vardı, evden aradılar gelin diye. Kıbrıs şehitlerinden otobüs duraklarına doğru yürüdük etrafı süzerek, herkes güzelliğini süzerken ben başka şeyleri süzüyordum tabii her neyse. Bindik, yine bir trafik gittik. Çatı katına çıktık, eğlence başladı. Aileden 20-25 kişi çatı katında fasıl yapıyorduk işte, rakılar, mezeler, muhabbetler, müzikler, şarkılar, oyunlar...

Hemen kimse bulaşmasın diye köşeye çekildim, millet 1 bardak rakı içerken ben 1 şişe bira devirdim. 4 birayı hızlıca devirdikten sonra, 1 saat boyunca önümde ki çiçek desenli masa ile transa geçip, düşündüm. Bir çok şeyi düşündüm.. Eve indim, işedim, temiz hava aldım kendime geldim. Arkasından eniştem ile derin bir muhabbet, 3-4 bira daha içtim sanırım, kusmak istercesine içtim, içimdeki anıları kusmak istedim, karanlığı kusmak istedim, sorunları kusmak istedim. Yapamadım. Sonra, uyumuşum.

Sabah oldu yine.. düğün sabahı, kahvaltı yapıldı, muhabbetler edildi. Güzelce giyindim. Artık benim rengim mavi değil, siyah. Baştan aşağı siyah bir adamdım.

Uyumlu olsun diye sigara mı bile değiştirdim Camel Black aldım. Düğüne matem havasında giden bir adamdım. 20 Ağustos 2013 siyah oldum. Siyah benim rengim oldu. Beni olduğu gibi yansıtan bir renk oldu. İnciraltı'ydı sanırım. Düğün oradaydı. Mercan Restoran.. Çok güzel bir yerdi, çok güzel bir düğün oldu. Teyze kızımın yüzündeki mutluluk. Cidden güzeldi. Onun için kuzenimle bütün masaları dolaşıp anı defterini doldurmak istedim ve başardım. Pistte annemle dans ettim sadece. Oğlumla dans etmek istiyorum dedi. Kırmadım. Onun dışında defter işi ile uğraştım. Oturdum izledim olan biteni, düşündüm. Düğün bitti, resimler, fotoğraflar, gülüşmeler derken eve döndük. Kuzenler ile gelini yeni evine uğurladıktan sonra atladık arabaya gecenin 3 ü... Alsancak'ta Mavi Köşe adlı bir büfede sandviç yedik. Gayet bol malzeme dolu bir sandviçti arkasından Bornova'ya geçtik Hisarönü adlı mekanda 2 acı kahve içerek sohbet, muhabbet eşliğinde konuştuk, dertleştik.

Sonra arabada çalan 90'ların şarkıları eşliğinde eve döndük. Duş aldım, 1-2 ağır kokan şarkılarımdan dinledim, sigara içtim, uyumaya çalıştım ve uyumuşum.

Sabah oldu gene. Teyzemin her zamanki ritueli kahvaltı, neyse yaptık ettik, muhabbetler konuşmalar, evli çiftimiz geldi. Balayına gideceklermiş onlarla vedalaştık. Ardından biz yine kuzenler Bornova'ya doğru yola çıktık. Bornova'nın canlı yerlerinde turladıktan sonra. Biralem adlı bir mekana oturduk, üniversite muhabbetleri 1 tane de bira patlattım hemen mideye. Sonra mekan sıktı Beri Blues Bar adında bir yere geçtik. Saat 10- 11 falandı. Müzik güzel, ortam güzel. Sevdiğim şarkıları çaldı grup, Cem Karacamsı bir adam çıktı, mekan sahibi çıktı sahneye, müzikler söylendi. Bağırmadığım kadar bağırdım. Sesimi kısmak, sesimi kesmek istercesine...

Bağıra bağıra şarkılar söyledim, bol bol işedim. 3 bira da orada içtim. Çakır keyif oldum. Arkamızda ki kızlar bana iş attı ben ayrı teldeydim. Müzik grubu gitti.
 
Bizde çıktık işte. Eve biraz daha düzgün dönelim diyerek tekrar Hisarönü'ne geçtik. 2 acı kahve içtim. Gecenin sonunda konuşmalar işte, şöyleydi böyleydi güzeldi. Bornova'dan Buca'ya taksi ile geçtik. Eve geldik balkonda bir yarım saat tepindik, terledik. Uyuma çalıştım, uyumuşum.

İstanbul'a dönüş sabahıydı. Kahvaltımızı ettik, vedalaştık teyzemler ile dayımın arabasına attım kendimi, yolculuk başladı. Pek dinlemediğim müzikleri dinledim arabada, yöresel, arabesk falan. Kuzenim Uludağ Üniversite'sini kazanmıştı. Bursa'ya gittik. Üniversiteyi gezdik. Görükle adında ki bölgeyi gezdik. Çay içtik.

Ardından tekrar yola koyulduk Yalova'ya girmeden Köfteci Yusuf adında bir mekanda deli gibi köfte yiyip karın doyurduk. Köfteler güzeldi. Hava karardıkça İstanbul yaklaştı. İstanbul'daydık. Eve doğru gidiyorduk. Beykoz'a geldik işte 1 saat oluyor geleli. Eve geldim. Tuvalete gittim. Sigaramı yaktım ve bu yazıyı yazmaya başladım.
Birazdan da son bulacak zaten...

dönence   Gezi

Kimseye anlatamadığım şeyleri sana anlattım. Konuşamadım 4 gün boyunca. Böyle geçti İzmir, böyle geçti 4 gün. Çok güzel vakitler geçirdim fakat hissizdim, gariptim.
Boştum.. Şimdi ise umarsızca yazıyorum, boşaltıyorum kendimi beni boşa oyalayan şeyler ile. Nasıl olur, ne olur, neler gelişir. Hiç bilmiyorum.

Benim için İzmir bitti.
Öyle ya da böyle İzmir bitti.
Öyle işte İzmir bitti.
Böyle işte İzmir bitti.
İzmir bitti.
Bittin İzmir.
                                                                                        

Son olarak sana vereceğim defter ile tişörtüm bavulda olduğu gibi duruyorlar. Bir daha ne o tişörtü giyerim ne de o defteri açarım. Gözümün görmeyeceği bir yere sokuşturacağım en kısa zamanda. (Yaktım.)

Haydi selametle.
24 Ağustos 2013
1

Henüz hiç yorum yapılmamış.

Yorum yazmak için giriş yapmanız gerekli