Demokratik virüsler
Demokratik virüsler.
“Bu şahsiyetler, III George döneminde yaşadılar ve tartıştılar; iyi ya da kötü, yakışıklı ya da çirkin, zengin ya da fakir artık hepsi eşit. "
Stanley Kubrick, Barry Lyndon, epilog.
"İnsan varoluşun hükümdarıdır." Yani insan var olan her şeyin - bitkiler, hayvanlar ve cansız nesnelerin - efendisidir. Bununla birlikte, geçmişten günümüze, yalnızca "demokratik" virüsler, insanın diğerlerinin üzerindeki diktatörlüğüne baş kaldıra bilmiştir. İnsanlar tarihin farklı dönemlerinde virüslerle savaştılar ve ağır kayıplarla da olsa hep kazandılar. Örnekler arasında, yayıldığı sırada Avrupa'nın 25 milyon insanının - yarısından fazlasını - öldüren veba, Aztek İmparatorluğu nüfusunun yüzde 90'ını öldüren çiçek hastalığı ve Muhammed Fuzuli dahil binlerce insanı öldüren kolera sayılabilir. Savaşlar yıllardır dur durak bilmeden devam ediyor. İnsanlar virüs engellerini aştıkça daha fazla zorlukla karşılaşıyorlar. Ama "her kötü şeyin bir iyi tarafı da vardır." Size burada bir klişe cümleyi hatırlatmak istiyorum. "Her kriz kendiyle yeni fırsatlar getirir." Tarih boyunca virüsler, insanların sağlığının yanı sıra sosyo-politik yaşamlarında da rol oynamıştır.
Bu makaleye "Demokratik Virüsler" adını vermemin sebebi, onların demokrasinin gelişmesine gerçekten büyük katkı sağlamalarıdır.
1347-1351'de veba ikinci kez ortaya çıktığında, ona "kara ölüm" lakabı takıldı. Bu pandemi, dünya tıp tarihindeki en kötü felaketlerden biri olarak kabul edilir. Ancak, "kara ölüm" ün bir başka özelliği de Avrupa'da yüzlerce mezhebin kurulduğu, dinin devlete , devletin dine karıştığı, monarşi ve diktatörlüğün hüküm sürdüğü Avrupa'da herkesi öldürmesiydi. İnsanlar, Allah'ın "elçilerinin", "kutsal" ırk temsilcilerinin, dindarların, kafirlerin, Yahudilerin, Hıristiyanların, zenginlerin, fakirlerin kısacası herkesin ölmekte olduğunu gördü. O anda, insanlığı ileriye taşıyan en önemli duygu - şüphe - güçlendi. Halk, papaların kutsal olmadığını, hükümdarların ve soyluların dokunulmaz olmadığını zaten görmüş. Herkes eşitlendi. Din adamları ne yaparlarsa yapsınlar - bazı Hristiyanlar trajediyi "İsa'nın intikamı" olarak tanımladılar ve onlara af dilemelerini tavsiye ettiler - durumu kendi lehlerine değiştiremediler. Bir versiyona göre, herkesin yardımını umduğunu gören din adamlarından biri, tüm nüfusu göle gidip yıkanmaya davet etti. Bu olaydan sonra hastalık göle daha da yayıldı. Böylece veba, dini ve totalitarizmi ezmeyi başardı. İnsanlar papaya "şeytan" demeye başladı. Çeşitli bölgelerde dine karşı isyanlar başladı. Duanın faydalarını görmeyenler bilimin önemini zaten anlamışlardı. Veba ayrıca insanlara bireyselliklerini - bencilliklerini - çok sert bir şekilde hatırlattı. Her şeyi iyilik namına yapan "İsa'nın evlatları" Yahudiler kadar hastaları da yakmaya başladı. Ne din kardeşi kaldı, ne akraba. Oğul babasını, anne ise kızını öldürüyordu. Bu nedenle veba, tarihte "Büyük Dengeleyici" olarak adlandırılır, yolundaki her şeyi yok etti ve görece de olsa dünyayı "dengeledi". Bu felaketten insanlar daha demokratik olarak çıktılar. "Kutsal", "yüce" ve "hükümdar" gibi kavramların saçma olduğunu anladılar. Veba, 14. yüzyıl Avrupa'sını uyandırdı.

Veba da Batı Avrupa'nın yükselişinin sebeplerinden biri olarak görülüyor. Aşırı insan ölümlerinin bir sonucu olarak, işgücü azaldıkça kalan işçilerin durumu finansal olarak iyileşti - çünkü piyasada daha az insan vardı - çalışmak için daha fazla para isteyebilirlerdi - ve işverenler işe alacak insan bulamadıkları için yeni teknolojilere yatırım yaptılar. Bu aynı zamanda bir sanayi devrimi anlamına geliyordu. Hatta virüslerin Avrupalıları denize sürüklediği düşünülüyor. Ancak uzun yolculuklar sonucunda ölümden kurtulabileceklerini düşündüler. Deniz yolculukları ise Avrupa'nın yükselişine yol açan kolonizasyon anlamına geliyordu.
Haiti'nin bağımsızlığı başka bir örnek olacaktır. Sarı humma, Haiti'nin bağımsızlık mücadelesinde önemli bir rol oynadı. İlk olarak İngilizler tarafından sömürgeleştirmek amacıyla gönderilen ordu Haiti adasındaki salgın nedeniyle neredeyse yok oldular. Yedi yıl sonra, Napolyon'un 35.000 kişilik ordusu aynı kaderi paylaştı. Ordunun yarısından fazlası toprak çürüntüsüne karıştı.

Virüsler insanlara gerçeği gösterdi. İnsanlar artık ne hükümdar, ne papa, ne silah, ne de duadan yardım almayı umuyorlardı. İhtiyaç duydukları tek şey akıl ve onun ürünü bilimdi. İlerleyen dönemlerde devrimler durmadı. En büyük devrimler her zaman en büyük krizlerden sonra başlar. Dünya tahtına çıktığında insanoğlunun en büyük aracı akıldı. Geri kalan her şey, zihnin insanın yaşaması için uydurduğu hikayelerdir . Eğer hikayeler amaçlarından saparlarsa, onları ortadan kaldıran yine akıl olacaktır.
Elbette virüsler zeki ve topluma faydalı olan insanları da bizden aldı. Bir önceki cümlenin tam tersi burada akla geliyor, "Her iyi şeyin bir kötü yanı da vardır."
Kısacası, virüsler insanların yapamadığını yaptı ve toplum tabakalarını yok ederek tekmilleşdirdi. Toplumlara kaos zehirini enjekte ederek onların içsel hatalarını ortaya çıkardı. Bu salgının üstesinden geleceğimize şüphe yok ama bu felaketin ardından bize kalan yalnızca kayıpla olmayacaktır. Covid-19 tüm ülkelerde eksiklikleri ortaya çıkardı. İnsanların birlik olma yeteneklerini kaybettiklerini gördük. Akıllı ve rasyonel olmanın toplum için ne kadar önemli olduğunu gördük. Amerika Birleşik Devletleri'ndeki mitingler, Covid-19 tarafından biz verdiği sosyolojik bir rapordur. Her yerde bulunan ekonomik kriz dalgası, ülkelerin ekonomik sistemlerinin zayıflıklarını ortaya çıkardı. Aşının bulunması için tıp sektoruna yapılan yatırımların gelecekde getirileri çok olacaktır. Bir çok olumlu örnekler sunula bilir. Geçmiş, geleceği inşa etmenin bir yoludur. Bu felaketin getirdiği fırsatları anlayıp uygulayabileceğimizi umuyorum.
güzel paylaşım için teşekkürler. Barry Lyndon favori filmlerimden, fotoğrafçılık dersimde kullanırım
