muhterem @cerkez2084

Pazartesi Sendromu

Evet! Bir gün daha başladı. Ne oldu dünün aynısı mı? Bir gün daha boş geçecek diye düşünüyorsun değil mi? İlk önce saat alarmı çaldı. Erteleyip bir 5 dakika daha yatakta yuvarlanmak istedin. Ama geç kalırım diye hala bir kulağın alarmdaydı. Baktın aynı rahatlığı bulamıyorsun sen de ofladın. Bu saatte iş mi olur diye küfrettin aslında olması gereken saatin bu olduğunu bildiğin halde. AAA! Bir de haftanın ilk günü pazartesi. Offfflamalar sırayla geliyor. Sanki hafta sonu sana yetmedi değil mi? Yetmez tabi ki. İşten sonra dinlenmek için zamana ihtiyacın vardı artı bitirilmesi gereken normal gündelik işlerin vardı. Ya hepsini yaptın ve sana çok kısa bir zaman kaldı, oflayıp sadece televizyon karşısına geçtin memnuniyetsizce söylenerek istediğin hiçbir şeyin olmadığını hayatın sırf sana bozuk attığını düşündün. Ya da işlerinin hepsinin başka bir gün yaparım diye yine televizyon karşısına geçtin ama aklında yapman gereken işler yüzünden huzursuzca dinlenmeye çalıştın.
Evet! Kendine o zaman dedin ki çalışmanın bir dinlenmesi olmalı yoksa hiçbir şekilde çalışmaya takatim kalmaz dedin. Bir sürü bahaneler ürettin durdun.
an image of...

  Çırpınmak boşuna. Sabah geri geri giden ayakların artık işyerine bastı. Sevmediğin, az sevdiğin ve sevdiğin kişilere birer günaydın ya da selam çektin. Masana oturdun ya da iş mekânına geçtin. Oflaya püfleye başladın. Kahvaltıyı genelde evde yapmadığından kahvaltıya başladın. Sonra iş arkadaşlarıyla hafif kaynaşmalar gülüşmeler, hafta sonu aktivitelerini anlatmalar… Daha sonra öğle yemeği. Öğleden sonra sanki herkes saat 13:00 ‘ü bekliyormuş gibi iş yoğunluğu. Yine öflemeler, mızmızlanmalar. Mesai bitimine kadar çaylarla kendini avutursun. Akşam işten çıkışta bir buruk sevinç yarında gelecem diye buruk tabi. Yaptığın işe karşı nefret duymalar.

ELZ_KOZMETIK, BESINLER, PSIKOLOJI

  Peki, neden sevmiyorsun işini? Biliyor musun? İlk başta nasıl başladın işe? Bu işi zaten istemiyorum ama para kazanmak zorundayım diye mi yoksa ne iş olursa olsun hakkını verecem diye mi başladın?

  İlk önce insan hep parasının hakkını vermek ister. Güzel heveslerle başlarsın bozuk bir durum varsa işinde düzeltmeye kendince bir düzene sokmaya çalışırsın. Çok uğraşırsın kendini geliştirmeye çalışırsın. Amirler ve şeflerin de ilk başta iyi çalışıyorsun demeleri seni gaza getirir. Daha fazla çalışmaya başlarsın yaptığın işten zevk duyarsın. Kendi zamanından feragat edersin. Ailenden fedakârlık yaparsın. Kazandığım paranın hakkını veriyorum dersin.
  Sonra...
  Bir şey olur!... Ya senin yaptığın ya da dolaylı bir şekilde karıştığın bir işten dolayı küçük bir hata dahi olsa senin o çalışmaların tamamen gözden düşer ne kadar çalıştığın ne kadar fedakârlık yaptığın kimsenin umurunda olmaz. Bir de bakarsın ki seni alttan alta çekemeyenler böyle bir hatanı bekleyip üstüne gitmeyi beklerlermiş. Amirlere, şeflere senin hakkından olur olmadık yalan yanlış bir sürü hikâyeler anlatırlar. Bir suçlama alırsın. Kendini idealist gördüğünden dolayı haksızlığa karşı durmak için uğraşırsın. Kendini anlatmaya çalışıp bu hatanın kasten yapılmadığına dair bilgiler verirsin. Kimseyi de suçlamak istemezsin. Ama arkandaki başka çalışanlar kendini ön plana çıkarmak için bunları kullanır. Sonra ne olur cezanı alırsın. Hadi dersin atlatırsın bu konuyu.

  Sonra başka işlerle ilgilenirsin mecburen diğerlerinde ne kadar emek verdiğin önemli değildir çünkü o işten tamamen ilgin kesilir. Daha sonra senin yerine gelen çalışan kendisinin çıkamadığı işler için yapamadığı işler için eski çalışanı suçlar. Aslında sen öğretilen kadar yaptın. Hatta tekrar yap derlerse aynı şeyi doğru olarak düşündüğün gibi yaparsın. Ama sonraki gelen sadece senin düzenini bilmediği için, senin yaptıklarını anlayamadığı için tamamen amirlerine (1‘E 1000) bire bin katarak söyler ki kendi eksikliğini göstermesin, kapatsın. Ne oldu hatanın üstüne daha fazla hata yüklendi. Artık amirlerin gözünde her şeyi yanlış yapan, hakkını savunduğun için asi ve hiç kimsenin istemediği bir çalışan kalırsın. Seni bir elin parmakları kadar insan bilir tanır ama onlar da kendi dertlerinden kimseye merhem olmayı düşünmezler.

 Peki, şimdi işin hakkında ne düşünüyorsun? Beceriksiz, hata yapan ve asi bir çalışan olarak kaldın. Senin yeni imajın bu. Bir sürü şey götürdü senden tek bir getirisi var o da herkes çok üstüne gelemez sanki cinayetten hüküm giymişsin gibi korkarlar senden. İdealist bir kişi daha öldü. Zaten memleketin idealist insanlara ihtiyacı olmadığını yeni yeni kavradın dimi. Artık içindeki her doğru yavaş yavaş kaybolmaya başladı. Etrafına bakıyorsun çok işlere karışmadığı için hatası da olmaz ya işin kurnazlığını öğrenmiş ve rahat rahat, yayıla yayıla hak etmeden maaşını alır. He onun suçu mudur bu? Değil. O aşamalardan o da geçmiştir. Herkes böyle yaparken ben niye eşek miyim dersin aynı yola girersin. Ya da belki onlar gibi yapacam deyip yine de kendine sindiremediğin için çalışırsın. Ama belli bir süreden sonra artık içindeki umut bitmiştir. Bir şeyleri değiştirebilme, dünyada olmasa bile küçücük etrafına yararlı olma isteği bitmiştir.

 O kadar boşsundur ki işe gelmenin tuvalete gitmek gibi normal bir ihtiyaç olarak görürüsün. O işyeri bir kapalı kutu gibidir. Yeni bir şey öğrenmeni kesinlikle kabul etmez iş yeri. Ya da o işyerinin düşünce biçiminden asla çıkmamak için kurulursun. Dünyaya bir gözünü daha kapadın. Ufkun daraldı. İşte bu yüzden işe gitmek zor gelmiştir artık sana paradan başka kattığı hiçbir şey kalmamıştır.
 Ve Ve Ve… 
 İnsanlığından artık bir avuç kadar daha kaybettin… (En acısı da budur.)

2

Henüz hiç yorum yapılmamış.

Yorum yazmak için giriş yapmanız gerekli