Ceylin @Sumugunuyeme

KELEBEK

Hayatımın hiçbir döneminde yalnız kaldığım bir an bile olmamıştı. Ne uykumda, ne banyoda. Hatta kozadayken bile bir Hanım başımda beklerdi aylarca, oysa koza döneminde ne bir yere gidebilir ne de hareket edebilirdik. Sadece aralıksız uyurduk aylarca.


Bütün bunların yanında sürekli beni görmezden gelen ailem kocaman bir yalnızlık bırakmıştı bana.

Çocukken kardeşlerimle aramız iyi olsa da kral onları odasına çağırıp konuştuktan sonra benimle olan muhabbetleri son bulmuştu. Sürekli etrafımda dolanan birileri olsa da yalnızlığa mahkum edilmiştim. Hanıların benimle oturup normal bir sohbet etmesi yasaktı. Görevleri dışında hiçbir şekilde muhattap olmazdı kimse benimle. Sanki bulaşıcı bir hastalığı varmış gibi köşe bucak kaçtıkları biriydim ben.


Saray ve bahçesi dışında dış dünyaya dair gördüğüm tek şey gökyüzüydü, bildiklerim ise okuduklarımdan ve derslerden ibaretti. Dışarıda yaşayan tek bir kişi bile görmemiştim, hiç arkadaşım olmamıştı. Kitaplarda, birbirleriyle sorunlarını paylaşıp birlikte zaman geçirenleri okurken hep içimde bir özlem hissederdim. Ama hiçbirine, hiçbir zaman sahip olamayacağıma inanırdım. Asla.


Lakin Hanım Seli bana sarılmış ağlarken aslında onun hep beni desteklediğini anlayabiliyordum. Her zaman, dik durmam konusunda bana kızıp azarlamasını beni baskılamak istediği için yaptığını düşünürdüm. Güçlü durmamı istemişti anlaşılan. Henüz ergenliğim bittiğinden onun hakkındaki şeyleri ergen hormonlarım yüzünden yanlış anlamıştım sanırım.


Hanım Seli aniden ayağa kalktı ve gözyaşlarını temizledi. "Hadi kalkın çabuk!" Dedi telaşla. Kolumdan tutup beni kaldırdı. Yeni kozadan çıktığımdan daha kendime tam olarak gelemediğim için bacaklarımda güç yoktu, zar zor ayakta durabildim.


"Prens gelecek birazdan, acele etmeliyiz!" Dedi ve üstünde kozaya yattığım ağaç dalının kenarına konmuş sepetten birkaç parça kıyafet çıkardı.

Alel acele kıyafetleri alıp üstüme gelirken ister istemez bir adım geri çekilmiştim. Prens kozadan sonra beni görmeye gelmezdi, kurul gelirdi. Hala tek kanatlı olduğumdan emin olmak için.


"Ne oldu ki anne?" Diye sordum. Bu telaşı da normal değildi. Tek kanatlı uyanacağımı zaten hepimiz biliyorduk, sadece asla tükenmeyen bir umudum vardı önceden o kadar. Lakin gerçekler kabak gibi ortadaydı; kozalar yeni parçalar çıkarmazdı bedende, olan parçaları güçlendirir ve geliştirirdi sadece.

Hanım Seli bir süre cevap vermedi, yanıma geldi hızlıca ve iç çamaşırlarımı giydirdi. Koca ağacın yaprakları arasından ince bir çizgi güneş ikimizin üstüne dökülmüştü.


"Seni onlara vereceğimizi mi sandın?" Dedi ve durup yüzüme baktı. Güneş ışığı sarıya çalan gözlerinin rengini açtı. İfadesinde hüzün ve şefkat vardı.

"Kozadan uyandığın haberini henüz vermedim, ablan diğer Hanımları oyalıyor şu an. Abin yoldadır birazdan burada olur." Diye devam etti sözlerine. Ardından bana ait olmayan kıyafetleri üstüme geçirmeye başladı. Tek başına arkamda duran kanadımı üstüme geçirdiği siyah kazağın altına gizlemişti. Kazak kanadımı ezip büzdüğü için biraz canım acımış olsa da ses çıkarmadım. Sonra bir erkek pantolonu geçirdi üstüme ve kazağın şapkasını kafama taktı. Uzun uzadıya geniş bir pelerini de omzuma asarken ne dediğini hala daha algılamış değildim. Şaşkınlıktan olabilirdi veya hala daha aklım başıma gelmemişti belki de.


"Nasıl yani?" Dedim, şaşkınlığım sesime kadar yansımıştı. Elimi kaldırıp Hanım Seli'nin ellerinden tuttum ve onu durdurdum. Beni kaçıracaklar mıydı!

"Yapamayız." Dedim fısıldayarak. Sanki etrafta birileri vardı ve her an bizi duyabilirlerdi. Kurul bu işin peşini asla bırakmazdı ve kim buna karıştıysa yasalara göre cezası infazdı, yargılama bile yapılmazdı.


"Yaparız." Diye cevap verdi Hanım Seli. Ellerimi sıktı ve bana güç vermek ister gibi gözlerime baktı.

"Kurul ne olacak?" Dedim korkuyla. Hanım Seli ısrarla gözlerime baktı. Sanki Kurul önemli değilmiş gibi cevap vermedi.


"Hazır mısınız?"

Hemen arkamızdan abimin sesini duyunca hızlıca arkamı döndüm ve abime baktım. Geniş kanatlarını indirdi ve yanımıza geldi. "Abi!" Diyebildim sadece. Bütün bunlar benim için o kadar beklenmedikti ki şaşkınlıktan düzgün düşünemiyordum bile.

Abim kollarını açıp bana sıkıca sarıldı. Karşılık bile veremedim, o elmanın tadı hala ağzımdaydı sanki.

"Sana söz vermiştim değil mi, asla seni onlara bırakmayacağım." Dedi ve geri çekildi. Yüzüme bakmamıştı, uzun zaman olmuştu birbirimizin gözlerine doğru düzgün bakmayalı.


"Hadi!" Dedi Hanım Seli ve elime bir çanta tutuşturdu. Titrediğimi çantayı alıp sırtıma takarken fark etmiştim. Ama hala gitmeye hazır değildim. O kadar hızlı gelişiyordu ki her şey zamanın gerisinde kalıyordum sanki.

"Ama Kurul, abi Kurul izin vermez!" Diye fısıldadım, sesimi bir türlü yükseltemiyordum.


Kurul dediğim lanetimizi çözmek için kurban sunmayı meslek edinmiş büyücü kelebeklerden oluşan bir örgüttü. Yüzyıllar önce atalarımızın işlediği günahlar yüzünden biz kelebekler bir hastalık yüzünden erken yaşta ölür olmuştuk. Bu hastalık aniden baş gösterirdi ve bir anda milyonlarca yetişkini alır götürürdü.


Söylenenlere göre tek kanatlı bir kelebek cadılar tarafından kurban edilince ölümler azalmıştı ve tükenmek üzere olan ırkımız toparlanmaya başlamıştı. Hala bile ölümler devam ediyordu ama her elli yılda bir ortaya çıkan tek kanatlı bir kelebeği kurban ederek ölüm sayılarının artmasına engel olurlardı. Ben kraliyet ailesinden olan bir kelebek olarak tek kanatlı doğmuştum, Kurul bir prensesi kurban etmenin ölümleri tamamen bitireceğine inanıyordu. Yani bana diğer kelebeklere olduğundan daha inatçı ve acımasız davranacaklardı.


"Kurul bize zarar veremez, yeterince askerimiz var." Dedi abim ve beni kucağına aldı. Gözlerim Hanım Seli'ye döndü, hala olanlara inanamasam da abim havalanıp uzaklaşırken onu son kez gördüğümü hissediyordum. Gülümsedim ona son kez ve el salladım. Hala akan göz yaşlarını temizleyip gülümsedi, ömrü hayatım boyunca onu ilk defa gülümserken görüyodum.


Belki de hala kozadaydım, rüya görüyordum lakin hayatımın en güzel ve hüzünlü rüyasıydı o zaman bu. Gerçek olmasından korktum ama olmamasından da bir o kadar korktuğumu hissettim.


Koca yaşlı ağaçların yaprakları arasında uçtuk, en son abim ve ablam çocukken birlikte beni uçurmuşmuşlardı sanırım.

İlk kozalarının ardından uçmayı öğrenmişlerdi ve hemen gelip beni birlikte uçurmuşlardı. O zamanlar kurban edileceğimi bilsem de hayat gayet güzel gidiyordu. Kral onlara müdahale edene kadar mutluydum. Ama işte şimdi buradaydım, kanadım heyecanla titrerken gözlerimi kapatıp sessizce uçan abimin hızla atan kalbini dinledim. Anlaşılan kral onlara ne demiş olsa da benden vazgeçmemişlerdi ve yine uçuyorduk. Tek farkı abimin kanatları daha güçlüydü, en yükseklere çıkabilirdik.


"Nereye gidiyoruz?" Diye sordum bir süre sessizce bekledikten sonra. Ağaçların yavaş yavaş artıyor olmasından ormanın derinliklerine doğru ilerlediğimizi anlamıştım.

"Aslanlar'a gidiyoruz. Orada bir arkadaşım var bizi bekliyor." Diye cevap verdi abim. Sesi titretmişti, o da heyecanlı ve korkuyordu benim gibi. Doğrusu Kurul fazlasıyla tehlikeli olduğundan korkması normaldi. Ama Aslanlar, kelebeklerin hükmünün geçemeyeceği topraklar olduğundan oraya varırsak güvende olacağımızı biliyordum. Hanım Seli bazı idam cezalı suçluların Aslanlar'a kaçıp izini kaybettirdiğini anlatmıştı bir keresinde. Ama yanlış yapıyormuşuz hissi içimde yavaş yavaş büyüyordu. Sanki zaten Kurul'un ellerindeydik de oradan oraya dönüyorduk sadece.


Bir de ablam, Hanım Seli, hatta kral ve kraliçe geride kalacaktı. Kurul peşimi bırakmazdı ama izimizi kaybettirirsek hıncını krallıktan çıkarmaya çalışabilirdi. Abimin dediği gibi, güçlü bir ordumuz olsa da endişe etmeden edemedim. Hanım Seli her zaman Kurul'un tahlikeli olduğundan bahsederdi. Onlardan kaçmak imkansıza yakın diye anlatırdı.


Sanırım abim için de endişe etmem gerekiyordu. Vazgeçip dönmek istedim, sadece kendim için ailemi bu şekilde tehlikeye atamazdım!


Abim dikkat çekmemek ve görülmemek için ağaç yapraklarına iyice yaklaştığında yapraklara temas etmeye başlamıştık. İster istemez hızımız düştü. Gözlerim abimin, pulları yapraklardan ötürü zarar görmeye başlamış kanatlarına kaydı. Tedavi edilemeyecek bir durum değildi ama abim kanatlarına fazla zarar verirse Aslanlar'a kadar ulaşamazdık. Haritalardan hatırladığım kadarıyla Aslanlar fazlasıyla uzaktaydı, yolumuz uzundu.

"Abi dur!" Dedim durumu düzeltmek için. Sesim fazla yüksek çıkmış olmalı ki abim gözlerini büyüttü ve bana susmam gerektiğini söyleyen bir bakış attı. Ardından telaşla etrafa bakındı, ben de telaşa kapıldım. Etrafı dikkatle inceleyip kimse var mı diye bakarken abim yaprakların arasında kalan bir dala kondu ve beni bıraktı.


"Ne oldu Een, bir yerin mi acıdı?" Diye sordu, gözleri hala etrafta geziyordu. Gözlerimi kapattım ve verdiğim karardan pişman olacak olsam da kararlı bir tavır için sakinleşmeyi bekledim. Doğru olan buydu, kendi hayatım için onların hayatlarını riske atamazdım. Sonuç olarak sadece Kurul değil halk da saldıracaktı onlara. Yüzyıllardır halktan kurban verilirken kraliyet buna ön ayak olurdu, kendilerinden birinin kurban edilmemesi için kaçırdıkları öğrenilirse durum çok kötü yönlere giderdi. Baş edemezlerdi, bu bir hayaldi.


"Beni geri götür abi." Dedim gözlerimi açtıktan sonra. Yaprakların arasından etrafa bakarken önce dona kaldı sonra hızlıca bana döndü. Şaşkın görünüyordu.

"Ne demek geri götür, Een?" Dedi ve bana doğru bir adım attı. 'seni öldürecekler" diye devam etti. Başımı salladım, bunu çocukluğumdan beri biliyordum zaten.


"Biliyorum." Dedim ve gülümsedim. Sanki gülümseyince her şey düzelecek gibi hissederdim. Ama asla düzelmezdi.


Abim kaşlarını çattı, indirdiği koca kanatları endişeyle havaya dikilmişti. Eli ayağı titriyordu lakin herkesin iyiliği için bunu yapmamız gerekiyordu.

"Saçmalama Een..." Dedi ve gözlerimin içine bakıp durdu. Susup beklemişti, doğru olanın bu olduğunu oda biliyordu çünkü. Yine de kendini kötü hissetmemesi için açıklama yaptım, kurban edilmemin ardından kimsenin kendini kötü hissetmesini ve sorumlu tutmasını istemiyordum. Zira ellerinden geleni yapmışlardı zaten.


"Abi biliyorum beni korumak istiyorsun ve minnettarım sana ama sorun sadece Kurul değil, halk da var. İkisiyle baş edemezsiniz, etseniz bile çok ölüm olacak." Dedim ve gözlerine baktım, başka yol yoktu. Kabul etmek zorundaydı zaten.


Lakin o öylece kalmış gözlerime bakmaya devam ediyordu. Kaşlarım çatıldı ister istemez, bana böyle sessizce bakmasının sebebini anlayamamıştım.

"Haklıyım abi, lütfen beni geri götür." Dedim ve ona bir adım yaklaştım. Bir terslik vardı sanki, hava soğumuş gibiydi ama ne olduğunu anlayamıyordum.


Abimin telaştan havaya dikilmiş kanatları aşağı düştü, bir rüzgar esti ve ağaçtan birkaç yaprağı döktü. Dökülen yapraklar etrafımızda dönerken biri abimin gözünü yalayıp geçmişti.


Ellerim buz kesti, gözümüze bir şey değdiğide veya yaklaştığında gözlerimizi kapatırdık! Değil mi?


Bir adım ileri çıktım, ensemden soğuk bir damla ter belime doğru süzülürken kafamın tepesi, sanki buz koymuşlar gibi soğumuştu. "Abi?" Dedim, sesim titremişti. Ama hiç tepki vermeden gözlerime bakmaya devam etti. Sanki zaman onun için donmuş gibiydi.


"Abi?" Dedim yeniden ve ileri çıkıp ellerinden tuttum. O anda parlak kanatlarının rengi soldu ve kağıt külü gibi dökülmeye başladı. Rüzgarla birlikte savrulan kanadının küllerine bakakaldım.

Bir inleme çıktı ağzımdan, ya da çığlık. Uzaktan geliyor gibiydi ama sesin benden çıktığını hissettmiştim. Abimin elini daha sıkı tuttum ve onu sarstım tepki vermesi için. "Abi ne oluyor!" Dedim dehşet içinde. Lakin abim olduğu gibi durmaya devam etmişti. Biri yapmıştı bunu, cadılar mı! Cadılar bizi bulmuş muydu?


Telaşla abimin göğsüne kulağımı koydum ve sakin sakin atan kalbini duydum. Derin bir nefes alıp ister istemez gözlerimi yumdum bir süre. Ölmemiş olması içime düşen koca dehşeti hafiflemişti.

Gözlerimi açtım ve hızlıca geri çekilip etrafa bakındım, bunu yapana engel olmam gerekiyordu bir şekilde.


Arkamda dönen hareketliliğe gözüm kaydı, dalında durduğumuz ağacın kabuğu kabardı ve ikiye ayrılıp karanlık bir deliğe kapı açtı. Hemen sonra deliğin içinden biri çıktı yavaş adımlarla. Biraz önce Hanım Seli'nin yüzünü aydınlatan güneş ışığı bu sefer, ağacın kabuğundan çıkan adamın elindeki bıçağı aydınlatmıştı.


Hızlıca abimin önüne geçtim, bıçak benim için değildi. Cadılar ayin yapacaklardı bana. Abime zarar verecekti anlaşılan.


"Sakın!" Dedim ve adamın ifadesiz yüzüne baktım. Beni dinlemeyecekti elbette, bir çaresini bulmam gerekiyordu. Öyle bir durumun içindeydim ki ne yapacağımı bilmiyordum, hayatında hiç birine vurmamıştım. Yani adamla savaşamazdım. Abimi bir sekilde buradan uzaklaştırmam gerekiyordu, onu uyandırmaya çalışsam bile kanatları gittiğinden kaçabileceğinden emin değilim. İyi bir tırmanıcı olsa da kanatları olan birinden kaçacak kadar hızlı olamazdı.


Bir çıkış yolu aramak için hızlıca etrafıma göz attığımda parlak bir çift kanadın bizim geldiğimiz yönden geldiğini gördüm göz ucuyla. Bu kanatları elbette tanıyordum, Hanım Seli'ydi gelen. Telaşla abimin kolundan tutum ve omzuma attım. Hanım Seli belki abimi alıp gidebilirdi buradan.


Adam bir adım attı bana doğru, kalbim ağzımın içinde duruyordu sanki. Ağzımı açsam fırlayıp çıkacaktı.


Hanım Seli iyice yaklaşmadan bizi görebilmesi için bir şeyler yapmam gerekiyordu. Abimin kanadı olmadığı için uzaktan bizi görmesi mümkün değildi.


Ağaç dalının köşesine yaklaştım, adam ne yapmaya çalıştığımı anlamadan yapmam gerekiyordu. Bir adım daha yaklaştığında hızlıca arkamı döndüm ve abimin taş gibi sertleşmiş bedenine sarılıp ağaç dalından aşağı bıraktım kendimi. Hanım Seli anca bizi bu şekilde görebilirdi.


Düşerken gözlerimi Hanım Seli'ye çevirdim, şaşkın gözleriyle karşılaştım. Lakin şaşkınlığı onu durdurmadı, aksine daha hızlandı. Biz düşmeden yetişecekti!


Gözlerimi kapatıp gelmesini bekledim, abimi ona verecektim ve Kurul'a teslim olacaktım. Abim kanatlarını kaybetmişti benim yüzümden, daha fazlasına müsaade edemezdim.


Bedenim sert bir şeye çarptığında Hanım Seli sanıp bir an mutlu olsam da gözlerimi açtığımda hala düştüğümüzü fark ettim. Önümde ise çarptığım ağaç yaprakları vardı. Yüz üstü düşerken ne ara sırtımı döndüğümü anlamayarak hala sıkıca tuttuğum abime göz attım. Sonra da Hanım Seli'ye bakındım lakin etrafta kimseler yoktu. Zemine gittikçe yaklaşırken anlamıştım, her şeyi kaybediyordum.

7

Henüz hiç yorum yapılmamış.