Homunculus @yusuf

Piyanist

Avusturya, 2001
Yönetmen: Michael Haneke
7/10

Bastırılmış duygularımız, açığa çıkmasından korktuğumuz dürtülerimiz, bizi içinde olduğumuzu fark etmediğimiz hapishanelerde tutan kabullenişlerimiz...
 
Bazen çevresel etkenler bazen yaşadığımız bir olay bizlerde travmatize edici etkilerde bulunabilir. Biz bunun farkına varmayız ama hayatımız buna göre şekillenir. Baskı karakterimizde kalıcı olabilecek değişiklikler oluşturabilir ve içten içe bazen bunu yenmek için tepki mekanizması oluştururuz ya da mağlubiyeti kabullenip buna uygun yaşarız. Ama gösterdiğimiz her tepki olumlu olmaz. Kimi zaman bizi daha kolay sindirmesine yol açar. 
an image of...

Bu filmde ana karakterlerimizden biri, son derece baskıcı yaşlı annesiyle birlikte yaşayan, konservatuarda piyano hocası, güzel ve asil görünümlü olgun bir kadın olan Erika. Erika derslerine gidip akşam döndüğünde annesiyle hep bir tartışma halindedir. Anne her şeyden şikayetçi, kızına liseli bir kız çocuğu gibi davranan, izlerken küplere binmenize neden olabilecek sinir bozuklukta bir kadın. Erika annesinin sözlerine sıkı sıkıya bağlı değildir. Karşı çıkar, bağırır çağırır ama sonunda içindeki sevgisine karşı çıkamayıp susar. İlişkileri bu yönde ilerlemiştir. Gece olup uyuyacağı zaman aynı yatakta yattıklarını görürüz. Bu da yine aralarındaki ilişkinin sinir bozuculuğunu gözler önüne serer.
 
Bu sahneler şu soruları sordurur bizlere: Aile bu kadar önemli bir yapı mıdır? Anne gerçekten ona sıkı sıkı bağlanmamızı gerektiren bir kişi midir? Nasıl olur da bu kadar kayıtsız kalabiliyor ve hayatını kendisine göre şekillendiremiyor? Bu soruları film boyunca soruyoruz.
 
an image of...

Diğer kahramanımız genç bir mühendislik öğrencisi ama profesyonel bir şekilde ilerlemese de piyano çalma yeteneği oldukça iyi olan Walter. Walter özgüveninin yüksekliği bakışlarından belli olan, isteklerinde kararlı görünen bir genç. 
Ufak bir piyano gösterisinde karşılaşır bu iki kahramanımız. Walter ondan gerçekten etkilenmiştir. Onu izlerken coşku halindedir hep. Erika ise tam tersine. Buz gibi bakışları olan, yüzünde mimiğe dair nadir hareketler görebildiğimiz bir kadın. Sanki duyguları bir şırıngaya çekilmiş tüm vücudundan ve hayata mantık üzerinden bakan bir kadın. Asil duruşun çekiciliği de hep üzerindedir.
 
Yine aynı ortamda genç yetenek Walter da sanatını icra eder piyano başında. Dinlerken insanın ruhuna işleyen melodiler Erika üzerinde tesiri olmayan seslerdir sanki sadece. Sadece bir an müziğin etkisiyle Walter'a bakarken yüzünde ufak belli belirsiz bir tebessum görmek mümkün olur. Sanki buzdan yapılmış, soğukluğuyla tüm çevreyi etkisinde alan bu kadında bir erime görürüz. Fakat içinde buna karşı koyma dürtüsü yine her zamanki gibi onu ele geçirir ve yine bir saniye önceki haline dönmüştür.
 
Annesinin ona karşı davranışlarından ve onun tepkisinden dolayı hep bir burukluk hissettiğimiz bu kadın da öğrencilerine karşı annesinin ona davrandığı gibidir. Son derece eleştiren, gururu incitebilecek sözlerde bulunan, dayanılması zor bir karakter. Ne kadar öğrencilerini iyi yetiştirmeye çalışsa da tıpkı annesinin istediği gibi, en iyisi odur ve onu başkasının geçmemesi gerekir. 

an image of...

Kibir... Aslında karakter olarak, güç olarak çok iyi olduğumuz için ortaya çıkan bir duygu değildir. Aksine güçsüzlüğümüzü salt bir şekilde ortaya koyar. Üstün yetenekler ve başarılar... Bunlar bizim güçlü olduğumuzu sanmamıza yol açan kılıçlar ve kalkanlar. Ama kuvvetimizi gösteren şey bir savaş sırasında gösterebildiğimiz cesaret gibi olan karakterimizdir. Güce karşı zayıflıklarımızı bilmek, yiğidi öldürsek de hakkını verebilmek...

Bu duygular içinde büyümüş ve bu şekilde yaşayan Erika'nın cinsel hayatı ise bize gerçekleri tüm çıplaklığıyla gösterir. Bu kadar kuvvetli bir karakterin cinsel hayatı sevişen insanları gizlice izlemek ve mazoşizmden ibarettir.
 
Ama sadece ufak bir an şaşkınlık içine düşeriz bunları görünce. Çünkü baskının, bastırılmış duyguların, bastırılmış cinselliğin yol açacağı bir sonuçtur bu. Annesi tarafından kafası ezilen bu kadın cinselliğinde de kendisine zarar verilmesini ister. Saf sevgi onun içi söz konusu değildir. Karşılıklı sevgi, tutku onun için bos kavramlardır. Onun hayatı günlük yaşamında kibrin gücün dışa vurumu iken cinselliğinde güçsüzlüğünün belirtisidir.
 
Walter da artık onun bir öğrencisidir ve ona da diğerlerine de sert tutumunu devam ettirir. Böyle ilerlerken Walter'ın da ona olan duyguları körükleyerek devam eder ve artık etkileşimin başlaması gerekmektedir ve öyle de olur. Walter ona içindeki tutkuyu dışa vururcasına yaklaşıp öperken o kayıtsızlığına devam eder. Evet o da onu ister ama isteklerinin biçimi farklıdır.
 
Bu güçlü ve dominant kadın mazoşist tutumla baskılanmak, şiddet görmek ister. Ona isteklerini anlatır ve asla Walter'ın istediği şekilde ilerlemesini istemez. Walter aşk ve tutku ile ilerlerken Erika bunlardan uzak bir kadındır. Walter isteklerini mektuba yazan Erika'dan nefret etmeye başlayıp onun hasta olduğunu düşünür ve kabul etmez.
 
Erika'nın bu güçlü farklı duygular arasında içindeki çelişkiler de gün yüzüne çıkar. Bir yandan kendi istediği gibi olmasını isterken bir yandan da bir kabulleniş, bir teslimiyet vardır. İşte bu da genç karakterimize dayanılmaz zorluklar verir. Sürekli kafasının karışıp artık sinirlerinin darmadağın olmasına neden olur. İçindeki aşk yerine artık onu geçirme isteği baskındır. Ve öyle de yapacaktır.
 
Erika'nın evine darmadağın ve şiddet kusarak geldiğinde annesine de kötü davranır hatta şiddet de vardır. Ama garip bir şekilde bu bizi rahatsız etmez. Tüm suçlunun o baskıcı anne olduğunu bilen izleyici daha önce anne kız arasında da yaşanan ufak şiddeti normal karşılar.
 
ankara, dolunay, kasvetli, sokak, yağmurlu hava, hilal, hava, akşamüzeri, kapalı hava, ay, fırtın

Anne... Annelik gerçekten kutsallıkla nitelendirilebilir mi sorusu karşımıza çıkar. Büyük tabulardan biri olan anneye saygı, asla şiddet uygulamama bir anda nasıl yıkılabilir ki? Nasıl da hak ettiğini düşündük izlerken. 

O gece Walter Erika'ya istediklerini yapmaya başlar. Şiddet... Hatta annesi yan odada çaresizken uygulamasını istediği şiddet. Sanki annesine bir başkaldırı gibi. Ama Erika bu kabulleniş içinde değildir. O dört tarafı çelişki içinde olan kadın yine Walter'ı bu yönüyle çileden çıkarır. İsteksizlik içinde bir kabullenme vardır ve bu da gencin istediği değildir. Erkeklik gururunun incindiğini, kendisine haksızlık yaptığını düşünür. Erika'nın istediği mazoşist ilişki o an tecavüzden başka bir şey olmaz.
 
Yerde öylece kan ve mutsuzluk içinde yatan ama hâlâ yüzündeki buz ifadesi devam eden bir Erika vardır. İzlerken seyirciyi çıldırtıp midesini bulandıracak bu anların tezahürü yine onun yüzünde buz ifadedir. Tekrar annesiyle yatağa girdiklerinde annesine olan sevgisi beklenmedik bir şekilde su yüzüne çıkar ve annesini arzuladığını gösterir. Onu öpmek ister, onunla olmak ister, cinsel organını görmek ister. Annesi için de kızının davranışı tamamen bir deliliktir. Kızı bir zırdelidir.
 
Yine seyirciyi darmadağın eden bir sahne bu. Onu bu kadar kısıtlayan, ona bu kadar baskı uygulayan, olgun bir kadın olmasına rağmen çocuk gibi davranan bu kadına karşı böyle beklenmedik duygular... Buna karşı tepki mekanizması dediğimiz şey bu muydu? Bu kadar baskı ve psikolojik işkence buna mı neden olmuştu? Akıllara bir sürü böyle soru gelir.
 
Belli etmediği bir acı içinde yaşayan bu kadın için artık son gelmiştir. Yine hep içinde olduğu, birçoğu ve kendisi için en başarılının kendisi olduğu sanatını icra edecektir. Ama onun sonu bu dayanılmaz acıya bir son verip tam kalbine bıçağı saplamak ve yine hiçbir duygu belirtisi göstermeden yok olmaktır.
 
Tüm film boyunca Erika karakterinin oyunculuğu bizi etkisi altına alıyor. Bazen ona sinirlenmemizi, bazen nefret etmemizi, bazen de acımamızı sağlıyor. Yine filmdeki en etkileyici unsurlardan biri piyanonun, melodinin gücü. Bir sanat filminden alınabilecek verimi yeterince artırıyor.
 
Kendi adıma eleştirebileceğim çok az konudan biri ise Walter'ın tavırlarının değişimi. Belki de benim dikkatimden kaçtı ya da ben tam anlayamadım. Fakat sevgi ve aşk içinde ilerleyen bu kahramanın hızlı bir şekilde duygularının değişimi, önce bir arzu sonra hırs sonrasında da umarsızlığa dönüşmesi bu yavaş temponun içinde bana hızlı gelen bir durumdu.
 
Daha önce iki filmin daha izlediğim ve onlar hakkında da yazmak istediğim Haneke'nin filmlerindeki olay örgüsünün son derece kuvvetli olması. Bir durağanlık içinde ilerleyen akış sizi filmden kopartmadan ilerletiyor ve her an hem merak hem sorgulama içinde bırakıyor.


2

Henüz hiç yorum yapılmamış.

Yorum yazmak için giriş yapmanız gerekli