YARIM KALMIŞ HAYATLAR
Sedanur Öksüzoğlu YARIM KALMIŞ HAYATLAR
Koca bir hayat sinema perdesine sığar mı? Hayat sandığı oyunun içinde kaderleriyle cebelleşen insanlar tamamlanabilir mi birkaç satırda? Toz kadar yer aldığın bu evrende bazı yaşanmışlıklar sığmıyor kağıtlara…
Hayatı ellerinden zorla alınan kadınlardan biri olan Bergen’in hayat hikâyesini konu alan Bergen filmi, kadına şiddetin ve kadın cinayetlerinin dur durak bilmediği bugünlerde bir 8 Mart günü beni derinden sarstı. İnanıyorum ki söylediği şarkılardan biri olan “Kader diyemezsin sen kendin ettin” içinde çok büyük bir anlam barındırıyor. İnsan kendi kaderini ne dereceye kadar yazabilir, nasıl yönlendirir ve yaşadıklarını nolursa olsun hak mı eder? Bergen’in hayat hikayesini anlatan filme gittikten sonra kafamda oluşan sorulardan sadece birkaçı bunlardı. Ancak inanıyorum ki ölümün nefesini ensesinde hissederek yaşamış kadınlar, bunu seçmemiş kadınlar kader mahkumu değiller çünkü buna zorunda bırakılmışlardı.
Toplumsal travmaların belki de en büyüklerinden biri olan Bergen ve sadece 7 ay hapis yatmış olan katili 21. yüzyılda hala şahit olduğumuz baskıların birer yansımasıydı. Filmden çıktığımda gerçeklik yüzüme öyle sert vurmuştu ki bir süre kalakaldım. Ne kadar kolay değil mi bir yaşamı yok etmek, sonrasında sanki yazıya, kağıda sığarmış gibi yaşanmışlıkları film yapmak? Bergen’in kocasından sürekli şiddet görmesi, affetmesi, daha çok şiddet görmesi, insanların “Acıların Kadını” diye tezahürat yaparken bacağından vurulması ve bunlara karşın Bergen’in ölmek istemediği için çabalaması beni günümüz olaylarına götürdü. 2020’de bir günde üç kadın öldürüldüğünde ve toplam sayı yılda 275’e çıktığında “Ölmek istemiyoruz” diye meydanlarda bağıran kadınlardan bazıları 2021’de o kurbanlardan biri oldu. 2020’de yaşanan ve yaşayan tüm kadınları iliklerine kadar korkutan Özgecan Aslan’ın öldürülmesinden sonra yaklaşık 2000 kadın cinayeti daha görüldü. Daha söylenecek çok şey olduğuna inansam da bu sayılar ve yaşananlar abartılmış gibi gelmiyor mu kulağa? Geçmişte şiddetten bu derece muzdarip olmuş insanlar varken hala benim bunları yazıyor olmam sizce de acı değil mi? Değişmek istiyorum, değiştirmek istiyorum çünkü biliyorum ki bu kadınlar boşanmak istediği için, gördüğü şiddete artık dayanamadığı için, gece evine yürüdüğü için, otobüse bindiği için, çalıştığı için bazen sadece güldüğü için öldürüldü, aynı Bergen gibi. Bu insanlara yardım edemediğim için hatta kendime yardım edemediğim için bazen çok dibe çöküyorum. Malesef ki korkuyorum ve artık biliyorum ki iliklerime kadar korkmaktan çok daha ötede bir yerdeyim. Özgecan Aslan’ın yaşadığı olaydan beri zorunda kalmadıkça otobüse binmiyorum, binemiyorum. Eskiden taksiye mi binsem yoksa yürüyerek mi daha iyi olur diye düşünürken öldürülme ihtimalim en az olduğuna inandığım yoldan gidiyorum artık, çünkü mecburum. Bazı hayatlar ölümle burun buruna yaşarken biliyorum ki diğer kadınlar da ensesinde korkuyla yaşamlarına devam ediyor ve ben bu diğer kadınlardan biriyim. Ölmemek için umut ediyorum. Bir gün ben de bu mücadele için savaşırken Twitter’dan yaptığım bir paylaşım sonrasında Pınar Gültekin gibi olmaktan deli gibi korkuyorum. Sizi öldüren ve hatta bir varile tıkan canlıların yaptığı bu canilikler bir filmden, bir hayat hikâyesinden çok daha fazla. Bundan belki on yıl sonra insanlar Özgecan Aslan’ın, Pınar Gültekin’in belki de benim hayat hikâyemi perdelere çıkardığında insanların bunu patlamış mısır alıp “Evet, çok yazık olmuş yaa.” Diyerek izlemesini istemiyorum. Hiçbir canlı, hiçbir kadın bunu hak etmiyor, etmedi. Belki Bergen sesini duyuramamıştı ama biz burdayız, ben burdayım. Şiddetten ölen kadınlar için yapılan anıtta olmak istemiyorum, hatta oradakileri kurtarmak istiyorum. “Geçti!” demek istiyorum. Ama geçmedi, geçmiyor. Bir gün o anıta yazılmamak için kendimiz için büyük toplum için minik adımlar atıyoruz. Çözümü bir türlü bulamadığımız bu gerçekliğin içinde biliyorum ki bu dünyadan edinebileceğim en iyi hayatı almaya çalışacağım. Adımlarımı büyük atacağım. Başarır mıyım, diğerleri başarabildi mi bilmiyorum. Hikâyeleri yarım kalmasaydı görebilirdik belki de, umarım benimki ansızın bir gün bitmeyecek ve yarım kalmış hayatların sesi olacağım.
Bu benim belki de bir gün film olacak olan hayat hikâyem. Kaderimi bir başkasına teslim etmemek için elimden geleni yaptığım, bazen hatalarımın bazense düşüşlerimin olduğu ama kendim için savaşmadığım hiçbir dönemimin olmayacağı hayat hikâyem. Eğer bir gün öldürülürsem buna kader diyenler olacaktır ancak hiçbir kadının öldürülüşü kader değildir.
1
Henüz hiç yorum yapılmamış.
