BASKICI DEVLETLER VE SANAT
SANAT NEDİR?
Antik yunan felsefesinden bu yana önümüze ısıtılıp ısıtılıp sunulan bu soru mutlak gerçekliğin karşılığını hiçbir zaman alamayacaktır. Ama zannetmiyorum ki bu soruyu soranlar o mutlak gerçeği elde etmek için sorsunlar. Ben de sınırlarını belirlediğim bu konu çevresinde bir sanat tanımı yapacağım. Bu tanımı alıntılar ışığında yapmayı tercih ederim. Zira kendi düşüncelerime oldukça yakınlık gösteren (sanat tanımı için) Gilles Deleuze’nin sanat açıklamaları pek yerindedir. Sanat eserini içinde taşıdığı direnişten tanırım. Bir direniş eylemi veyahut bir direnme, direnç düşüncesi sanat eserine içkindir, eğer ortada olan şey gerçekten sanat eseri ise. Pekâla bu direncin kolektif bir direnç olması gerekmez, sadece bir halkın devletine yönelttiği tarzda bir direnç değildir bu. Bir bireyin toplumun güzellik algısına uymamasında yatan bir direnç olabilir. Ya da iki bireyin arasında sağlanamayan iletişime, iletişimsizliğe karşı bir direnç, hayatın anlamsızlığına ve absürtlüğüne karşı nihilist bir direnç, bilinmeyen o sonsuzluktaki yaratıcının bilinememe durumuna karşı bir direnç de olabilir. Ama mutlaka her sanat eserinde kolektif ya da bireysel bir direnme olmalıdır (Benim ele alacağım sanat eserleri ise konum gereği devlet baskısına yönelik bir direnç içeren sanat eserleri olacaktır). Sadece belli bir estetiği ortaya çıkarmak amacıyla bir sanat eseri yapılamaz. Zaten o direnme sonucunda estetik ortaya çıkar. “Sanat yapmak için bir gereklilik olmalıdır.” der Deleuze. Direnmek için karşı bir tez, bir antitez lazımdır. Bu yüzden ütopik bir toplumda sanat eseri yapılamaz, yapılsa bile ortaya çıkan şeyin bir sanat eseri olduğundan kuşkulanırım. Ortaya çıkan basit bir duygu aktarımıdır, oysa her duygu aktarımı bir sanat eseri değildir. Bir yaratıcı, zevk için çalışan bir varlık değildir. Yaratıcı mutlaka yapmak zorunda olanı yapandır diyor Deleuze. Bir karşı duruş için gerekli olanın sanat olduğunun altını çizer (hem gerekli olandır hem de kendisi başlı başına bir karşı duruştur). Bu karşı duruşa sadece “baskıcı” devletlerde ihtiyaç yoktur. Çünkü esasında her devlet bir baskı mekanizmasıyla çalışır. Bu direnç için devlet tarafından ağır bir rejimin uygulanması gerekmez. Zira sanat her sistemde bir boşluk bulup orayı doldurabilir. Burada sanatın bir şeyleri, eski işlevini yerine getirmeyen şeyleri, bozulmuş şeyleri düzeltme işlevi ortaya çıkar. Şüphesiz ki sanatın birçok işlevi vardır ama en toplumsalcı işlevi budur. İnsanları bilinçlendirip ve daha sonrasında örgütleyip bozuk olanı düzeltme işlevidir. İşte bu da inceleyeceğimiz konu olan baskıcı devletlerin sanat ve sanatçılar üzerindeki etkisidir.
7
Henüz hiç yorum yapılmamış.
