DiptekiŞair @DiptekiSair_3403

İnsan Ruhunun Varlığı

Yıl 2020.Ve her zamanki gibi ben okula gidiyordum. Ayrıca o gün derslerden en sevdiğim ders tabiki felsefe vardı. Hocamdan kitap önerisi istedim ve bana "Da Vinci'nin Şifresini" kesinlikle okumam gerektiğini söylemişti. O hafta kitabı almaya gittim. Hemen sahafçıların olduğu bölgeye gidip "Da Vinci'nin Şifresini" istedim ve bana yukarıda gördüğünüz kitabı verdi. Kitabı 5-10 dakika inceledim "Kayıp Sembol" yazıyordu. Ama üzerinde küçük harflerle "Da Vinci'nin Şifresinin yazarı" ibaresine dikkat etmemiştim. Herhalde Da Vinci'nin Şifresi" kitabının bölüm bölüm yazıldığını sanmıştım. Kitap 527 sayfa fakat kitabin içeriğinde ne yazık ki Da Vinciyle ilgili bir şey geçmiyordu. Ne yazık ki 100 sayfayı okuduktan sonra farkına varmıştım. İlk başta üzüldüm tabiki çünkü almak istediğim kitap bu değildi. Kendi kendime kitabın iyisi kötüsü olmaz ne okursam bana fayda sağlar dedim.
Kitabın içeriği beni çok etkiledi gerçekten. Aldığıma pişman olmadım en azıdan. Kitapta beni en çok etkileyen, antik çağlardan kalma özellikleri bazı insanların koruduğu ile ilgili şeyler yazıyordu. Hemen açayım içini yani demek istediğim antik çağlarda en önemli özellikler birincisi "Ölümsüz Olmak" ikincisi "Değersiz bir şeyi değerli yapmak." Burada en önemli şey tabiki ölümsüz olmak düşüncelerine gerçekten çözüm arayan insanların hala var olduğu beni çok etkilemişti. Bu özelliklerin içeriğini her normal insanın değil elbette üst mertebelere gelen "Mason" denilen bilgeliğin en üst olma durumu ve dünyanın pek çok ülkesinde dışa kapalı bir örgüt olan adamların olmasıydı
Kitapta bir çok içerik var ama etkilendiğim bölümlere gelelim.
Kitapta artık "Mason" mertebesine erişmiş ve 33. dereceyi hakeden son olarakta zümrüdüanka kuşu sembollü yüzüğü almaya hak etmiş bir insan var. Artık antik çağ hakkında masonun bilmediği şeyler kalmayacak her şeyi bilme mertebesiydi bu 33. derece. Ve bu romanda geçen ve benim içinde önemli olan insan üzerindeki deneydi.
Antik çağ ölümsüzlüğü bulamadı ama bu kitapta insan ruhunun varlığı üzerine deneyler yapılması insanın gerçekten tüylerini diken diken yapıyordu. Felsefenin en eski sorularından birisidir. Yani insanların bedenleri dışında varlığını sürdürebilecek bir tür bilince sahip olup olamayacaklarını sorguluyorlardı. Zaten insan ruhunun var olduğunu felsefeciler, masonlar, budistler, brahmanistler kısacası eski antik çağdaki bütün insanlığın çoğunluğu insan ruhunun varlığı üzerindeki düşünceleri her zaman varolagelmiştir sadece insan ruhu üzerindeki farklıydı.
Budistler ve brahmanistler genel olarak: Ölümden sonra ruh başka bedenlere girerek varlığını devam ettirir.
Platocular bedeni,ruhun kaçtığı bir "Hapishane" olarak bakmışlar.
Stoacılar ruha "Tanrı'nın bir parçası" diyerek ölümden sonra tekrar Tanrı'nın yanına çağrıldığına inanılıyorlardı. Tamam bu düşünceler var da ruhun somut bir varlığı yoktu ki..
Kitapta masonun kız kardeşi ruhun varlığına gerçek bir somut kanıtlamak için çabaya girişmişti. İnsan için hassas terazi geliştirmiş ve ölmek üzere olan birisinin ölmeden önceki kilosunu gramına kadar tartmıştı. Ve saniyeler sonra tarttığı kişi ölüyor. Bu onun için en büyük şanstı bence çünkü terazinin üstünde ölen birisinin artık gramı azalacak mı onun peşindeydi. Terazinin üstündeki kişi ölmüştü ve teraziden 21 gram azalmıştı. İlk başta okuduğumda bende şaşırdım 21 gram. Bunca sevdiğin insanların hepsi 21 gram mıydı? Annen,baban,arkadaşların,eşin,dostun 21 gram...
Tamam terazide ölçülen 21 gram ama yine de somut bir kanıt yok. Geçenlerde yine karşıma bir video çıkmıştı. Hoca öğrencilerine "ruhun fotoğrafını çekerseniz mezunsunuz artık" dedi. Ama öğrenciler ruhun varlığının somut bir kanıtı yok, nasıl fotoğrafını çekelim diye isyan ettiler en başta. Bana da hocam böyle bir teklif sunsa bende aynı tepkiyi verirdim ilk başta. Ruhun varlığının somut bir kanıtına ulaşılamamışken ben öğrenci halimle ruhun fotoğrafını nasıl çekebilirim ki? Evet devamında yolda ölmek üzere olan birisini hastaneye götürmek yerine kendi yerlerine götürüyorlar. Kameralar hazırlanmış hep birlikte adamı kurtarmanın derdindeler ama adam ölürse en azından kendi ödevlerine yardımcı olacağını düşünmüşlerdi. Amaç ruhun fotoğrafını çekebilmek. Ama hastayı kurtardılar yani ruhun fotoğrafını çekememişlerdi. Gençler çok azimli oldukları için kendi aralarında toplantı yaparak konuşmalar gerçekleştirerek ruhun varlığına en azından kendi aralarında çıkarım yapmışlardı. Ruhun fotoğrafı "İNCİNMEMEKTİR" demişlerdi.
Kafesin boyanmasıyla kuş güzelleşmez. Beden ruh içindir. Zaten ruh önceden olan bir şeydir. Yani kuş kafesten önce de vardı kafesten uçtuktan sonrada varlığını devam ettirir. Kafesi büyüttünüz diye kuşu büyütmüş olmazsınız. Kuşun büyüme yolu daha başkadır. Kuş dışarıyı seyreder ama gören kafes değildir. Öyle ya gözümüz bir pencere ruh bu dünyayı öyle seyrediyor. Örneğin günümüzde iletişim araçlarından telefon eğer elektriği iletmez ise o telefon çöptür hiç hükmündedir.
İnsan ruhunun varlığı böyle düşüncelerle açıklanabiliyor. Fakat insan ruhu maddi bir şeyle ölçülebilen bir şey değildir. Hangi kuş kafese benzer ki. İnsan ruhu da bedene benzemez. Ruh bedenin bu hayattaki başrolüdür. Ruh ancak manevi olarak ölçülür. Hayatta en sevdiklerimiz ölünce dünyamız başımıza yıkıldı der dururuz çünkü hayatımızdan giden bir insan var. Ölen kişiyi duygularımızla hissederiz. Ölen kişinin ardından yaşadığımız bu duygu yoğunluğu ölen kişinin ruhunun ağırlığını belirler. Yani kimimizin dünyasını, kimimizin cehennemini oluşturur bu duygular.. O RUH İNCİNMEMELİ...
Evet gerçekten ruhun fotoğrafını çekemeyiz ama ruhun fotoğrafını her zaman görüyoruz fakat farkında değiliz. Etrafımızda gördüğümüz her insan ruhun fotoğrafıdır.
Şimdi okuduğunuz yer neresi olursa olsun kafanızı kaldırıp etrafınıza farkındalık halinde bakın. Gerçekten gördüklerimiz aslında beden değil ruhlardır.
Sadece hissedin yeter....


Ayrıca ELZ Kozmetik ürünleri çok beğenilmekte, ürünleri linkten detaylı olarak inceleyebilirsiniz. https://www.elzkozmetik.com
6

Henüz hiç yorum yapılmamış.

Yorum yazmak için giriş yapmanız gerekli