Seldağ Y. @Seldag_Y._2812

9,75

Aslında ilk gördüğümde oyuncu kadrosundaki birkaç kişiden etkilendiğim ve onlar hatrına izlenir diye beklediğim bir filmdi. Özellikle uzun yılların getirdiği iflah olmaz Nejat İşler hayranlığım, filmi gözümde izlenir kılmıştı bile. Ancak filmin öncelikle pandemi -ki bence teaser ve fragmandan beklenilen ilginin gelmemesi de dahil- sebebiyle vizyona girme tarihi askıda kaldı. Takip ettiğim kadarıyla Türkiye’de ve dünyada birçok festivalde kendini gösterdi. Ve bu süreç içerisinde Almanya, Meksika, Bangladeş derken birçok film festivalinde ödüller aldı. Nejat İşler'in En iyi Erkek Oyuncu ödülünden, "En İyi Senaryo ve En İyi Film " ödüllerinin de sahibi oldu. Sonunda kısa bir zaman önce Netflix üzerinden izleyiciyle buluştu.

Film Mehmet Eroğlu'nun 9,75 Santimetrekare romanından uyarlanmış. Edebiyat uyarlaması filmler beni hep düşündürür, çünkü metnin işlenişi ve oyunculuklar ciddi bir yük getirir. Bazı filmler kitapları geride bırakabilirken, bazıları kitabı aratır insana. Bu açıdan baktığımda film bana kitap için okuma isteği uyandırdı. Kitabı okuyup filmi izleyen bir arkadaşım, filmde kitaba sadık kalındığını özellikle belirtmişti.

Kemalettin Tuğcu kitaplarından fırlayıp gelmiş gibi duran kahramanımız yazar Ahmet'i ben çok sevdim. Zaten Nejat İşler yine tarzıyla ve kendi olarak oynamıştı. Film, Ahmet’in Türkiye’nin doğusu ve batısı arasında kalan hikayesini anlatıyor. Olayların iki farklı kutuptan verilmesi, yaşamı yarım kalmış iki kimsesizin hikayesi, anıları, yalnızlıkları, ezilmişlikleri, kesişmeler ve görmezden gelinen birçok toplumsal konu… Her ne kadar çok mesaj kaygısı taşıdığını hissetsem de film kendini garip bir şekilde izletiyor. Bu noktada yönetmen Uluç Bayraktar’ın üniversite yıllarında Çağan Irmak ile arkadaş olmasının ve tabii birlikte çalışmış olmalarının etkisi olduğunu da düşünüyorum.

Ek bir detay da filmin başında, Nejat İşler yani yazar Ahmet kime benziyor diye tartışılıyor. Namık Kemal ve Karl Marx dendi ama bence Bukowski. Saçını uzattığı ve özellikle Kaybedenler Kulübü tarzıyla oldu bitti Charles Bukowski benzetmesi yaparım. Hatta Kaybedenler Kulübü Yolda’yı izlediğimde de kafamda netleştirmiştim. Tabii bunda Bukowski’yi sevmemin ve biyografisini iyi biliyor olmanın etkisi de vardır diye düşünüyorum. Ayrıca filmin en ilginç yanı, bence ismi. Ve bu ismin hikayesini de bu benzetme tartışmaları sırasında öğreniyoruz. Spoiler vermeyi isterdim ama o gizemli kalsın.

İki farklı karakterin farklı yerlerde benzer çocukluk travmaları ile izleyiciye coğrafya kader değildir demeye çalışan, senfonik roman gibi aktığını fark etmezseniz nelerin gerçek nelerin hayal ürünü olduğu netleşmeyen, sonu soru işaretleriyle yarım kalmış hissiyatı uyandıran ama kalmayan, başrolün hikayesini daha derinden öğrenseydik bence daha etkili olabilecek ama sırf mesajları için bile izlenebilecek çerezlik bir film. Ve yazımı filmden en sevdiğim iki küçük alıntıyla bitirmek isterim.

İnsanın kendine kesebileceği en ağır ceza korkularına teslim olmaksa, teslim olma zamanı.

 “ + Başkalarının hayatını böyle arsızca merak eden birinin nesi yoktur biliyor musun?
-         ….
   + Hayatı.”


Sponsor Tavsiye: Eğer bitki özleri içeren doğal bakım ürünleri arıyorsanız, bir süredir kullandığım ve çok memnun kaldığım ELZ Kozmetik ürünlerini incelemenizi tavsiye ederim. Siteye buradan ulaşabilirsiniz.
7

Henüz hiç yorum yapılmamış.

Yorum yazmak için giriş yapmanız gerekli