Doğa Ana
Dünya; milyarlarca yıldır var olan, canlı cansız bütün varlıklara ev sahipliği yapan büyük bir yaşam alanıdır. Bu varlıklardan sahip olduğu akıl açısından en üstün olanı insan olarak adlandırılmaktadır. İnsanı diğer varlıklardan ayıran özelliği akıldır bu sebeple biyolojik olarak açıklamak gerekirse insan düşünen bir hayvandır.
Yaşadığımız yerkürede akla sahip olduğu halde bunun kıymetinin çok farkında olunmadığı bir gerçektir. Dünya üzerinde insanın yanında hayvanlar, bitkiler, dağlar, denizler ve okyanuslar gibi varlıkların da var olduğunu unutmamak gerekir. Buna bazılarımız doğa, bazılarımız ise doğa ana der. Doğaya, ana benzetmesinin yapılması onun kutsallığından gelir. Ve sahip olduğumuz bu kutsal varlığa saygı duyup korumak bizim başlıca görevimizdir. Çünkü doğanın bize değil, bizim ona ihtiyacımız vardır. İnsan olmasa da dünya dönmeye devam eder. Denizler, dağlar, taşlar ve bu gökyüzü insansız da yaşayıp evrilmeye devam edecektir. Doğaya sadece insan olarak değil, dağın taşın gözünden de bakabilinmelidir.
Dünyanın neresinde olursak olalım, attığımız her adım, doğaya karşı yaptığımız her şey hatta aldığımız bir nefes dahi yerküre üzerinde bulunan bizleri birebir etkilemektedir. Geçen yıllarda Okyanusya’da bulunan Avustralya’da çıkan yangınlar hepimizi derinden üzmüş olsa da bunun biz insanların elinden çıkmış olduğu gerçeğini hiçbir şey değiştiremez. Orda nesli tükenme tehlikesinde olan hayvanların ve zarar gören tüm canlıların sebebi bizleriz ve bu durum bizim doğaya verdiğimiz zararın büyüklüğünü göstermektedir. Günümüz öyle bir noktaya gelmiştir ki bunların değil, kayıp verilen rakamlarının konuşulması da hala bu gerçekleri görmediğimizin kanıtıdır. Kendi elimizle yarattığımız küresel ısınmanın zararlarını görmeye başlamış bulunmaktayız. Bu açıdan bakıldığında bundan beş veya on sene sonra için tahmin edilen tablo şuandan daha kötüdür. Kendi ekosistemimizi kendimizin yıkması ve yıkarken başka canlılara zarar vermemiz insanlık adına oldukça üzücü bir tabloyu ortaya koymaktadır.
Yaşadığımız depremlerin dahi yerkürenin, yer tabakasının bize isyanı olduğu düşüncesine kapılmaktayım. Elbette depremler doğal afetlerdir ve her an yaşanması muhtemel durumlardır. Ancak yerküremize yaptığımız aşırı baskı ve değiştirme, dağları yerinden etme, oyma, ortadan kaldırma gibi durumların da buna etken olduğunu ve yaşadığımız coğrafyayı zorladığını düşünmekteyim. Bu görüşlerimin temelinde okuduğum haberlerin, araştırdığım olayların yanında yıllardır takip etmekten keyif aldığım bir belgesel serisi de bulunmaktadır. “Nature is speaking” belgesel serisini ilk izlediğimde beynimde yarattığı etkiyi, her izlediğimde yaratmaya devam etmektedir çünkü biz insanlar değişmemekte ama doğayı değiştirme konusunda aşırı kararlı davranmaktayız. Özellikle Julia Roberts’ın seslendirdiği ‘Mother Nature’ kısmı beni çok etkilemektedir. Onun ardından yerkürede bulunan dağ, su, buz, gökyüzü ve okyanuslar gibi her şeyin konuşturulması bana onların açısından daha iyi bakabilmeyi kazandırmıştır. Yaşadığımız yerkürede her şeyi insan kontrolüne alma çabası yanlıştır çünkü yerküre üzerinde bizden daha güçlü olan doğa vardır. Bu gerçek asla unutulmamalıdır.
Henüz hiç yorum yapılmamış.
