Köşeyi Dönünce Gördüklerimiz
Köşeyi Dönünce Gördüklerimiz
Toplum olarak baskıcılığın üzerimize yapıştığı ve aslında kim olduğumuzu bilmeden hatta kendi benliğimizi merak edemeden geçirdiğimiz bir hayat. Toplumun eleştirileri bu kadar önemli mi? Her birimizin farklı değer yargıları olamaz mı? Biz olup bir yaşam sürmemiz için dayatılan algılara göre mi hayatımızı şekillendirmeliyiz? Belki de merak duygumuzu çocukluğumuzda besleyemediğimiz için farkındalık oluşturamıyoruz kendi kimliğimiz üzerine. Sunulan bir seçenek olmadan ‘doğru ve yanlış budur’ öğretilerinin getirileri sonucunda, anlamlandırma ve tanımlama yetimizi kazanamayışımız belki de hayatlarımızdaki yönlendirmelere izin verme sebebi olmuştur. Duygularımızı tanımak, onlara sıkı sıkı sarılıp özümsemek tüm bunları hissedip yaşarken öz şefkatimize ulaşabilmek bu kadar zor mu? Aslında bütün mesele burada başlayıp burada bitmekte. Doğruyu ya da yanlışı öğretildiği şekli ve öğretildiği kadarıyla biliyoruz. Kendi hayatımızın merkezine başkalarının doğru ve yanlışlarını alarak yargıçlık taslıyoruz sadece. Ve başkalarının hayatlarıyla o kadar meşgulüz ki kendi özümüze şefkat göstermeye, kendi özümüze saygı duymaya fırsat bulamıyoruz. Dış tanıklığın ve korku kültürünün getirdiği alışkanlıklarla bakıyoruz hayatımızdaki her detaya. Aşılanan bu korku, kendi benliğimizi ararken yolun sonundaki köşeye vardığımızda görmek istediklerimizle gördüklerimizi çarpıştırıyor sadece. Ve belki o nokta da yüzleşiyoruz tüm gerçekliklerle.
El alem ne der baskısı tüm benliğimizi çepeçevre sarıp sarmalarken bir yandan maruz kaldığımız kıyaslar belki de benliğimizi bulmaya dair olan merakı köreltti farkında olmadan. Sınavlar, beklenen başarılar, arkadaşlıklar, iyi bir iş, saygınlık, para pul ve dahası... Tüm bu beklentiler dışında bakıldığında kimiz biz? Bizi biz yapan bunlar mı? Sonuç odaklı yetişen bir toplumda varlığımızı devam ettirmek oldukça zor bunu kabul ediyorum fakat dayatılan tüm algıları fark edemeyecek kadar kör olmak kimin suçu? Komşunun kızı/oğlu ile başlayan bin bir kombinasyona uyarlanmış cümleler kaçımızın evinin duvarlarında yankılanmadı? Bizler ne bir yarış atıyız ne de bir robot. Tüm bu kurmacanın içerisinde yarışımız, hırsımız, başarımız, başarısızlığımız, sevinçlerimiz, üzüntülerimiz ve bir o kadar daha içselleştirdiğimiz yanlarımızın tamamı duygu ve anlamlandırma mücadelemizi birbirimize karşı hale getirdi. Ya da biz öyle sanmak istedik. Aslında ne yarışımız ne de hırsımız da birbirimize değil; bizleri bu yarışın içerisine dahil edip dışardan izleyenlere kendimizi kabul ettirip ettiremediğimizle. Başarımızı takdire erdirebilecek miyiz yoksa başarısızlığımızın ardında yüzümüze bir tokat gibi çarpan eleştirilerle mi baş başa kalacağız?
Yani demem o ki yolun sonundaki köşeye vardığımızda gördüklerimizi içimize sindirebildiğimiz, özümseyebildiğimiz ve kendimizden emin olduğumuz kadar biziz. Başkasının başarısı karşısında en büyük düşmanına yenik düşüp ‘ben’ liğin savrulduğu cümlelerin içerisine kapılmadığımız kadar biziz. Ve aslında her birimizi yarışa tabi tutup seyirci kalanlara kendimizi kanıtlamayı bırakabildiğimiz kadar..
Henüz hiç yorum yapılmamış.
