Evim Nerede?
Konuşmayı yeni öğrenmiş çocuklar gibi sürekli soru sormasaydım nasıl bir hayatım olurdu acaba? Hah bak işte, tam da böyle sorular. Hiçbir tatmin edici cevabı olmayan, yetmezmiş gibi yepyeni sorular doğuran ve beni deniz manzaralı ama kapısız bir odaya kapatan sorular. Pencereden bakıyorum deniz orada, etrafıma bakıyorum kapı nerede? Biraz daha düşünsem bir yol bulabilirim gibi geliyor ama yol var mı? Belki de o deniz sadece seyirlik, bu sorular sadece sormalık.
Son günlerimin yeni popüler soruları arasında da ‘ev’ hep ana karakter. Ev ne demek? Betonla çevrili konfor alanı mı, insan/lar da ev olabilir mi? Gökyüzü mesela ev olmak isterse onu kıracak mıyız? ‘Dört duvar bir çatı tamam işte ev, sen de daha fazla uzatma.’ Diye kendime söylendiğim zaman bile diğer sorular üstüme doğru koşuyor. Mesela hangi ev? Bu içinde kendini küçücük hissettiğin öğrenci evin mi ev? Yoksa ailenle yaşadığın hep kalabalık hep sıcacık olan evin mi ev? Hatta dur, seviyorum dediğin adamın olduğu ev mi senin evin?
Sorular güzel de, ben cevapları düşünmekten yeni yeni vazgeçtim. Çocuklar en doğrusunu yapıyormuş meğer. Ne diye cevap arayıp durayım? Ben sorayım sorumu, o nasıl olsa evrende kendine düşünülecek bir yer ve bir an mutlaka bulur ve hatta belki de bana böylece cevabıyla geri gelir. Buraya ilk geldiğimde ev arkadaşı bulmakla ilgili bir ton soruyla boğuşuyordum hatırlarsınız, boğuşarak kazanılacak bir savaş değilmiş bu onu anladım. Boğuşmayı bıraktığımda -hep öyle olur zaten- o ayıla bayıla anlattığım eski ev arkadaşım geri geldi, şimdi sıcak yuvamızda yuvarlanıp gidiyoruz. Sıcak çünkü sigara içmediği için bütün pencereleri ve kapıları sonuna dek açmıyor sağ olsun, ev ısınıyor.
Sonuç olarak minik beton evimde her şey yolunda, Hugo’ya gelecek olursak ne yalan söyleyeyim bana kimse kendimi böylesine evimde hissettirmemişti, üstüne üstlük bu satırları yazar yazmaz valizimi hazırlayacağım çünkü ailemi de görmeye gidiyorum… Umarım bunu okumazsınız ama hem hepiniz evimsiniz hem de hiçbiriniz benim evim değilsiniz. Şimdi söyleyeceklerim için üzgünüm ama hem betonlar hem insanlar kaybedilir, gelip geçebilir. Senden her ne/kim gelip geçse de eğer sen kendine ev olmazsan o evsiz, o kimsesiz histen asla kurtulamazsın. Hiç kimseye ve hiçbir yere sığdırma kendini, hiçbir beton yığını hatta bir yaşam bile başka bir yaşamdan büyük olamaz. Bu gezegene ve birbirimize eşit derecede sığabilir, en çok da kendimize sığınabiliriz.
Not: Şunu belirtmeden de edemeyeceğim, ‘Evim Sensin’ diye film yapmışsınız hadi bu ev muhabbetini toptan geçtim ama Fahriye’nin yanına Özcan Deniz olmuş mu?
Henüz hiç yorum yapılmamış.
