Toplumsal Çöküşün Eşiğinde: Prekarya
Vize haftasından herkese merhaba! Bu haftaki bloğumu kod adı “Kütüphanede Bir Gece” koyduğum yerden yazıyorum. Konumuz, yeni toplumsal sınıf prekaryaya iki başlık altında göz atacağız. Bunlar:
- Uçurumun Kenarında
- Prekarya ve Grupları
1980’li yıllardan bu yana dünya büyük bir küreselleşme sürecinin içerisine girmiş durumda. Bu durum geniş kitleleri etkileyen sosyo-ekonomik bir sürecin tetikleyicisi ve dolayısıyla yeni bir toplumsal sınıfın doğuşuna sebep oldu. İngiliz Ekonomist Guy Standing bu yeni sosyal sınıfa “Prekarya” ismini veriyor. Yeni bir sosyal sınıfın varlığı söz konusu ise bu sosyal sınıfın varlığını da kanıtlamak gerekir. Guy Standing, “Prekarya”nın varlığını kanıtlamak için dört temel aşamayı ele alıyor.
- Bireylerin üretim süreci
- Yeniden dağıtım süreci
- Birey ve devlet arasındaki ilişki
- Ortak Hisler
Bu dört temel aşamayı araştırmaya başladığımızda karşımıza: Bireylerin iş bulma sürecinde yaşadığı deneyimler, geçim şartları, siyaset ve siyasetçiler hakkındaki düşüncelerine; endişe, sinir ve öfke gibi hislerin deneyimlerine ve sonucunda prekaryanın varlığına yönelik bir ilk sonuca ulaşıyoruz.
1.BÖLÜM “UÇURUMUN KENARINDA”
Giriş bölümünde bahsettiğim “Prekarya” kavramını biraz daha açacak olursam:
Prekarya kelimesi etimolojik olarak ikiye ayrılıyor. Latincede precari kelimesi “İstemek, talep etmek, yalvarmak” anlamını taşıyorken modern İngilizcede precarious kelimesinin anlamı “Güvencesizlik, kırılganlık ve istikrarsızlık.” Anlamına geliyor.
Not: Zaman içinde “precari” kelimesi orijinal anlamını yitirip yerini zıt bir anlamına bırakması bana insanoğlunun ne kadar acımasız olduğunu ve dillerin ne kadar ilginç bir forma sahip olduğunu bir kez daha hatırlattı. Bunlar bir yana dursun “precarious” kelimesini bana göre en iyi açıklayan ve anlamını kazandıran dil Fransızcadır.
Modern Fransızcada, la precarité kavramı “uçurumun kenarında bulunmak, her an çökebilecek durumda olma hali ve kırılganlık durumu.” İçin kullanılır.
İşte Standing buradan yola çıkarak içinde Proletarya sınıfını da barındıran harman bir yapı olarak Prekarya kavramını sunuyor. Prekarya, “Güvencesizlerin ve uçurumun kenarında olanların içinde bulunduğu bir sınıf.” anlamına geliyor.
2.BÖLÜM “PREKARYA VE GRUPLARI”
Günümüz şirketlerinin neredeyse hepsinin şart koştuğu bir durum var “Esnek çalışma saatlerine uygunluk.” Diğer anlamıyla “Özel hayatın umurumda değil. Neyi, hangi zaman istersem yapman gerek.” İşte bu çalışma düzeni, Proletarya sınıfının istikrarlı ve disiplinli çalışma prensibini bir kenara fırlatıp kolektif hakları savunan kurumların etki alanlarını kısıtlamak, kişinin zaman üzerindeki kontrolünü ortadan kaldırmak üzerine kurulu. Ki bu da doğrudan bir belirsizlik halkası içerisinde kendimizi bulmak anlamına geliyor. Standing, prekaryanın üç gruptan oluştuğunu ileri sürüyor. Atacılar, göçmenler ve ilericiler. Atacılar, eski ve güzel günlerin özlemini duyan, fiziksel emeğin ön planda olduğu işlerle meşgul olan ve yüksek eğitim almamış kişilerden oluşuyor. Bu grup deneyimledikleri acı tecrübeler sonucu suçlayacak birilerini bulurlar ve öfke duygularını o noktada kilitlerler. İkinci grup olan göçmenler ise prekaryanın tanımına tam olarak oturur. Kendi ülkelerinden kaçmak durumunda olan ve büyük bir belirsizlikle boğuşan kişilerin oluşturduğu gruptur. Üçüncü grupsa ilericiler. Direk bir kitap alıntısıyla “Prekaryaya liderlik edebileceğini düşündüğü ve önemli görev atfettiği ilericiler grubudur.” Prekarya içerisinde, küresel dünyadan en çok haberdar olan grup oldukları için prekaryayı yönetebilecek olgunlukta; eğitimli, bağlantı kurabilen ve siyasal mücadele yürütebilecek kişiler olduğu için “seçilmiş” grup üçüncü gruptur.
Bu şekliyle baktığımızda, prekarya sınıfı Türkiye gibi bir ülkede gözlemlemesi, bloklaşmalar yüzünden, çok daha kolay bir hale gelmiş durumda. Bu sabah itibarıyla dolar 11,10 olarak gözünü açtı. Güvencesiz ortamı her yanımızı sarmış durumda. Uyanacağımız yarın bizi nelere sürükleyecek bilmiyoruz. Karanlık bir tablo var önümüzde ve renkleri değişmeyecek gibi.
Öncelikle çok teşekkür ederim ve anlaşılabilir bir dil kullanmayı başardığım için mutlu oldum. Orada anlatmak istediğim "Precari" kelimesi geçmişteki anlamıyla hak iddia etmeyi bana çağrıştırıyordu. Bir problem karşısında çaba harcamak ya da istekte bulunmak. Günümüzdeki kavramıyla da bana "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın." ve Kral Çıplak hikayesini anımsattı. Herkes kralın çıplak olduğunu biliyor ama kimse bir şey diyemiyor, çekiniyor. Bu şekilde biraz da "ittire ittire" bir zıtlık bulmaya çalıştım diyebilirim.
