Arkadaş Gruplarının Gerekliliği
Merhabalar herkese, bugün sizlerle “İnsanlar neden arkadaş gruplarına ihtiyaç duyar?” sorusu çerçevesinde toplumsal grupları konuşacağız. Elbette ki bir toplum bilimci değilim ve sadece kendi fikirlerimi yansıtıyorum falan filan feşmekân.
Eğer ki bir ütü masasından daha iyi iletişim kuruyorsanız mutlaka bir sosyal çevreniz vardır. Bu genelde anaokulu yıllarında kurduğunuz basit tabanlı “Oyun arkadaşım ol” sistemi üzerine kurulu ilişkiler, büyüdükçe karmaşıklaşır ve en sonunda yerini bir kriterler listesine bırakır. Tabii ki gereksinim listesi uzadıkça etrafındaki kişi sayısı azalır ve “Az olsun öz olsun.” Mantığında bir hayat geçer. Ben de katılırım bu söze. Basit bir örnek olarak Kapanmada aylarca boş vaktim oldu ama ben bu hafta sonu gittiğim kamp kadar dinlenemedim. Fakat şöyle bir şey var:
Gerçekten az ve öz her durum için geçerli mi? Benim için değil. Yaptığım iş ve okuduğum bölüm gereği olabildiğince çok insan tanıyıp olabildiğince çok çevre edinmem gerekiyor. Bir insan haritası olarak dolaşmam gerekiyor kısacası. Elbette dostum statüsüne aldığım insan sayısı çok az. Hatta şöyle bir düşündüğümde tahmin edebileceğinizden çok daha az. Fakat iş, arkadaşlara gelince… Hepsinin bana oy vereceğini bilsem %20’yi geçeceğime inanıyorum.
Dost ve arkadaş ayrımı benim kafamda şu şekilde: Beni tüm gerçekliğimle (yani çirkin yanlarım ve güzel yanlarımla) bilen, yalanımı, doğrumu, pişmanlığımı anlayan ve bir gün ayrılsak bile düşman olmayacağını bildiğim, aylarca konuşmasak da bir gün hiçbir şey olmamış gibi bir araya geleceğim kişi dosttur ama günlük hayatımda veya bulunduğum noktada birbirimize birikim aktarabildiğimiz kısaca kazan kazan ilişkisi içinde olduğum kişilerse arkadaşımdır. Bu kazan kazan maddi anlamda değil. Bilakis eğlence, kültür, bilgi gibi manevi değerler üzerine kurulu.
Arkadaş gruplarım da herkes gibi bölünüyor. İş arkadaşı, okul arkadaşı, resim kursu, kütüphane… sonsuz bir liste. Zaten grubu oluşturan asıl bağ “ortak bir gayede birleşmek.” Birbirlerini az da olsa anlayan insanların gerek zorunlu gerekse gönüllü bir birleşiminden doğar ve bu grupların da kendi içerisinde tıpkı devletler gibi yasalar, inançlar ve töreleri barınır. Örneğin “Bu arkadaş grubu içinde kimse birbiri ile sevgili olmayacak.” (Çiğnenmesi en kolay kuraldır aynı zamanda. Kaçınılmaz son gibi bir şey.) Arkadaş grupları bağnaz yapıdadır. Yeniliğe ve değişime açık değildir. Gruba birileri girip çıkar ama baktığınızda asıl kadro hep sabittir. Çünkü töreyi yaratan onlardır ve bu töreye körü körüne bağlı olanlar da onlardır. Dışarıdan biri, bir süre sonra değişim istediğinde kovulur. Bu sebepten içinde olduğunuz toplulukların kurallarını iyi öğrenmek büyük meseledir.
Çok farklı arkadaş gruplarım var. Hatta öyle ki bir araya gelseler birbirlerini tiksintiyle karşılayacak arkadaş gruplarım bile var. Hepsinin kuralını bilip hangileriyleysem öyle davranırım. Bu karaktersiz olduğumdan mı kaynaklanıyor? Hayır, sadece saygı duyuyorum ve içerisinde bulunmak istemesem kendime bu işkenceyi niye yapayım? Hayatın temeli bir noktada “Nabza göre şerbet.” Olmayı gerektiriyor. “Durduk yere niye burnum kanasın, öyle değil mi?”
Ne kadar fazla arkadaş grubu, o kadar fazla kültür, o kadar fazla insan ve o kadar fazla birikim fakat kendi karakterinizi sağlama alamamışsanız o gruplardan birisinin içine sürüklenip mutsuz sonuçlarla karşılaşmanız çok olasıdır. Bu “karakteri sağlama almak.” Ne demek? Amacını bileceksin. O arkadaş grubunun içinde neden varsın? Kitap kulübüne neden gider insan? Evet, kız tavlamak da bir seçenek ama asıl sebebi Kitaplardır. Bilmem anlatabildim mi?
Arkadaş gruplarının fazlalığı zaruri değildir. İstersen bütün ömrünü tek bir grupla geçir. Buna bir şey diyemem ama gerçekten dünyada olan biteni anlamak istiyorsan ve bir değişim yaratmak istiyorsan bir yerde buna mecbursun. İnsanı tanımak, kendini tanımakla başlar ama kendini tanımakla bitmez.
