Mehtap Soyuduru Çiçek @Mehtap_Soyuduru_Cicek_2711

HEPSİ HERKES

“Hoş geldiniz!” dedi genç adam ve gönül alıcı bir gülümseme ile kapının ardından evin içine doğru geri çekildi.
Eski evin kapısından vuran güneş ışığı içerisinin ne denli tozlu halde olduğunu gözler önüne seriyordu. Havada uçuşan toz zerrecikleri kapının önündeki genç adamı da pejmürde ve çirkin gösteriyordu. Oysa genç adam dünkü kadar yakışıklıydı. Okyanusları hatırlatan masmavi gözleri vardı. Ağzı ya da burnu bir kadınınkini anımsatırdı. Etli dudakları kibarcaydı  burnu ufacık.
Evinden içeri kabul ettiği misafirlerden birisi kendi yaşlarında genç bir hanımdı, diğeri de ellilerinde bir adam. İkisi de takım elbise giyiniyordu. Adamın makosen ayakkabıları henüz boyanmış gibi görünüyordu.
“Buyurun,” dedi genç adam onların ökçelerinin sesi ahşap zeminde duyulduğunda. “Sizleri yukarı kadar alayım.”
Merdivenleri önden kendisi tırmandı. Her basamak gıcırtılarla selamlıyordu üzerindekileri. Genç adam merdivenlerin bitiminde yeniden yol gösterdi.
“Şöyle devam edin lütfen!”
Kibar bir ev sahibiydi şüphesiz. Misafirlerini ağırlamak isteyişinin altında mühim anlamlar aramaya da lüzum yoktu. Kendisi nadiren misafir ağırladığından bundan zevk duyardı. Bazen iki mantıklı kelime konuşacak birilerine de duyduğu hasreti iliklerine dek hissederdi.
Biraz sonra misafirler ve ev sahibi evin salonu olduğu her halinden belli odanın içinde karşılıklı oturuyordu. Kalem eteği, siyah ceketi ve ceketinin içine giydiği kabarık yakalı gömleği ile bir vitrin mankenini indiren kadın misafir: “Pencereyi açabilir miyiz?” dedi. Belli ki evin kokusundan ve içerideki tozdan rahatsız olmuştu.
Ev sahibi ikiletmeden açtı pencereyi. “Size çay ya da kahve ikram etmek isterdim…” diye başladığı cümle misafirlerden erkek olanın sözü ile kesildi.
“Çay ya da kahve içmeye gelmedik, dert etmeyin.”
Salon denen odada kenarlarındaki dayanma yerleri kırılmış iki tane kanepe karşılıklı duruyordu. Oda bir salona göre oldukça dardı. Ortadaki halı iki kanepenin de altında kalmıştı. Küçük ekranlı tüplü bir televizyon kapının girişindeki duvarda bir sehpanın üzerinde duruyordu. Televizyonun hemen yanına köşeli şekilde bir dolap koyulmuştu. Dolabın üzerinde çeşitli kozmetik ürünler vardı.
“Nedir bunlar?” diye sordu misafir kadın.
Ev sahibi “ELZ_KOZMETİK ürünleri. Bir yakınım bu marka için çalışıyor. Hepsi eşantiyondur!” diye açıkladı.
Yoksa bu sefaletin içinde kozmetik ürünlerine para buluyor olması düşünülemezdi. Az evvel de ne çay ne de kahve olmadığını söylemişti değil mi?
Sokakta oynayan çocukların sesi içeriyi dolduruyordu. Misafir kadın, bu evde çocuk seslerini dinleyerek derin bir uyku çekebileceğini hayal etti. Neden insan bu sesleri manzara kılmış bir pencereyi kapalı tutardı ki? Belli ki mavi gözlü ev sahibi çocuklardan hoşlanmıyordu.
“Biz sizin doldurmanız için bazı evraklar getirdik,” dedi misafir adam. Derisinin kalitesi öteden belli olan çantasından bazı evraklar çıkardı ve adama uzattı.
“Kalem?” dedi adam. Bir kalemi yoktu. Misafir bir de kalem uzattı. “Gözlerim iyi görmez,” dedi peşinden adam. “Bana nereye ne yazacağımı tarif edebilir misiniz?”
Şuraya adını, şuraya soyadını, mesleğini, aylık kazancını, medeni durumunu, doğum tarihini… “Bir mesleğim yok benim,” dedi adam. “Böbrek hastasıyım!”
Misafir kadın ve misafir adam birbirlerine bakıp gözlerini devirdiler. Şu işi bitirip bir gitsek derdindelerdi. Yol üstünde şu bardağın üstüne isimlerinin yazıldığı kahvecilerden birinden birer kahve alırlardı. Arabanın içinde trafiğin çilesinde debelenirlerken içerlerdi. Belki misafir adamın iyi tarafına gelirdi bir dal da sigara tutardı misafir kadına.
Misafir kadın yeniden yerinden kalkıp, ev sahibi adama nereleri imzalayacağını söyledi. Ev sahibi adam yaşının çok uzağında bir tembelliğe sahipti. Ağırkanlılığı onu izleyenleri çileden çıkartacak gibiydi. Bu adamı bu genç yaşta bezgin bir yaşama iten neydi diye merak ediyorlardı misafirler. Ancak sormayacaklardı. Onlar bezgin insanlar görmeye alışkınlardı ve her biri de hikayesini anlatmaya hevesli olurlardı. Benzer hikayeleri olan insanların anlattıklarının çoğu, bir günah çıkarma arzusu taşırdı. Misafir adam ve misafir kadın papaz değillerdi. Günahları yargılamak her insanın tabiatını ele geçirmiş duyguydu. Ancak günahları aklamak insanların işine gelmezdi. Birinin günahını aklama o kişiyi tanrılaştırmaya yetecek olsa buna hevesli olabilirlerdi. Kirli her duygu ve yaşanmışlık insana kendisini affettiriyordu. Ben bu kadar büyük hatalar yapmadım diye avunan dinleyiciler kendilerini aklamanın peşinde olurlardı çoğu kez.
“Hepsini doğru yaptım mı?” diye sordu adam doldurduğu evrakları uzatırken.
Misafir kadın, evrakları üstünkörü inceledikten sonra misafir adama verdi. Misafir adam hepsini birden evrak çantasına yerleştirdi.
“Evi gezecek misiniz?” diye sordu ev sahibi adam.
“Görünen köy kılavuz istemez,” diye cevap verdi misafir adam.  Misafir kadın ona işaret vermiş gibi onunla aynı anda kalktı.
“Tekrar ne zaman geleceksiniz?” diye sordu bu defa da ev sahibi adam. Onları göndermek istemiyordu sanki.
Misafir kadın dolabın üzerindeki kozmetik ürünlere yönelirken misafir adam ev sahibine cevap verdi: “Biz seni ararız.”
“Fakat mutlaka ararsınız değil mi?”
O sırada misafir kadın dolabın üzerindeki bir kozmetik ürünü eline aldı, kısaca inceleyip ev sahibine döndü. “Adına ne demiştiniz?”
“ELZ_KOZMETİK”
“İncelemek isterim?”
“İnternet sitesi vardır mutlaka. gibi bir şey olmalı.”
Misafir adam bu muhabbetten sıkıldı. Kadınlarla iş yapmanın en kötü yanı buydu. Mutlaka özel ilgi alanlarını dürten bir şeyler buluyor ve nerede olduklarını unutup anı şahsileştiriyorlardı.
Ev sahibi adamın da ürünlerin reklamını yapmaktan daha çok önemsediği bir durum vardı. Bu da misafirlerin yeniden gelip gelmeyecekleri. Kısaca bu işin daha ne kadar uzayacağı.
“Ben de böbrek hastasıyım biliyorsunuz,” dedi yeniden. “Kısa süre içinde gelirseniz bir an önce tedavime baktırmak istiyorum.”
“Talebiniz için bir arz bulduğumuz anda sizi yeniden arayacağız beyefendi.” Misafir adam iyice sıkılmıştı.
Ev sahibi adam da telaşlanmıştı. “Size fotoğrafları da göndermeme rağmen hala daha müşteri çıkmaması normal mi?”
Misafir kadın kozmetik ürünleri düşünmeyi bırakmıştı anlaşılan. “Müşteri demiyoruz biz onlara, aile diyoruz. Siz bizden haber bekleyin.”
Bu defa yolu biliyordu misafirler. Tozlu ve gıcırtılı merdivenleri indiler, dış kapıyı kendileri açtılar. Ev sahibi adam yine de arkalarından gitti ve onları kapı eşiğinden uğurladı.
Misafirler siyah renkli arabalarına doğru yürürken kadın adamın kulağına eğildi: “Sokakta oynayan çocukların arasında mıydı acaba?”
“Ne önemi var?” diye cevap verdi adam.
“Bizim için de aileleri kadar önemsizleştiler değil mi? Artık garipsemiyorum. Çocuklarını nereye ve ne için verdiklerini bilmeden satan aileler hepsi herkes gibi geliyor gözüme.”
Arabanın başına varmışlardı. Adam kumanda ile arabanın kapılarının kilidini açtı. Bütün arabaların kilidi açılırken çıkan klik sesi duyuldu. “Çünkü hepsi herkes!” dedi adam. 

4

Henüz hiç yorum yapılmamış.

Yorum yazmak için giriş yapmanız gerekli