HAFİF MEŞREP KADIN
Öylesine etekli, kırmızı kuşağı ve izinsiz siyah sürmesiyle salına salına… Sokağı darmadağın eden bir topuklu sesi eskiciden az yeni, kapalı çarşıdan az açık bir dükkândan alma. Cilvesini taksimetrelerde bırakıp kahve önlerinden gündüz müşterisi toplar gibi… Müşteri dediysem de öyle bakmalık. Hafif meşrep kadın; ağır ağır çıkıyor yine merdivenleri. Salına salına ütülüyor eteğinin pileleri, beni yahut seni. Bordo bir fuları vardı orta yaş bunalımından kalma. Düşerdi göğüs dekoltesinin iki yanına. Ah otuz beşlik göğüslerinde kaça katladık dertleri? İkiye mi dersin? Bir yetmişlik bitti o zaman. Dün gibi aklımda; yine bizim sokağın önünden kıvırtarak geçiyor ya da varsayıyor gözlerim hani o ya, ha baktı ha bakacak. Göz göze geliriz diye kırpmıyorum gören yerlerimi. Bakmıyor yine de; delikanlı kadın. Meşrep dediysem o bizim gözümüzün güzelliği. Ah be hatun bir baksan iç çekişlerimiz eksilir, fena mı olur, çeksek çeksek bir tespih çekeriz en fazla; mart değiliz ya biz… İngiltere kraliçesi andı yine beni. Neyse, eninde sonunda karşılaştık anlayacağın tabi enine boyuna konuşamadık yine de. Çilingir sordu bana, anahtarı içeride kalmış. Diyemedim, ben bir sofrasını bilirim. Lafı uzatmayayım, bir yol bulup bir şekil açtım kapıyı hatuna. Girdi içeri anahtarı aldı tam çıkacak bir alo geldi. Alo dedi; konuştu, konuştu. İçeride dolanırken salondaki kanepenin üzeri dikkatimi çekti. Giysiler dağılmış, hani acele çıktığı belli hatunun. Sonra geldi yanıma dışarı çıkmıyorum dedi. İyi dedim. Baktı bana öyle, meğerse beni istemiş canı. Gelmeyecek misin içeri dedi. Gelsem kaç yazar dedim, yazmaz dedi. Taksimetreyi hem gece hem de Sultanahmet turisti ayarında açtık başladık susmaya. Susmak dediysem mahalleden kelimelerimizde hava-su konuşuyoruz. Doğalgaz faturası çok gelmiş, suyun vanası bozuk falan filan. İcra kâğıdı gelmiş geçen, kart borcu varmış bunun. Baktı bana derin derin. Sigarasını üfledi sonra tam suratımın ortasına. Anlamını çocukluktan beri tüm mahalle bilir ama kitlendim kaldım öyle hatunun karşısında. Gıcırdayarak açılan kapı gibi açtı bacaklarını. Otuz beşlik açmıştık az önce der gibi baktım ona, peyniri mi dilimleyeyim gibisinden? Gülümsedi, süzdü beni. Beni dediysem kareli gömleğin açık düğmesinin altında beyaz atleti yahut göğsümdeki… Bakışları korkutmuştu beni. Hafif meşrep desem de çok hafife alma hani, cıvası bol, kayar anadın mı? Arkasından ıslık çalmaya benzemez. Yabancı biri az bir yan baksa tüm mahalleli ayaklanır. Peki, düşündün mü niye? Herkesin aklında: Ya bana verirse. Anladın sen onu ama anlamazlıktan geliyorsun dedi. Bana! Ah be yavrum benim taksi tekeri seni kapayacak kadar dönmüyor cüzdanımda. Sonra baktım gözlerine ta içine. Ahkâm kesicem sözüm ona, daha peynir kesmişliğim bile yok hani; o zamanlar acemiyim. Acemi dediysem meşrep düsturu bilmem, yol bilmem yor… Yordam bilirim ama. Gözü kapalı alırım tasvirini adamın icap ettiğinde. Neyse o ayrı bir konu. Nerede kaldım? Evet, beyaz atlet... Dizdi kurşuna bakışları. Çıt çıkmıyor. Harf söylemeye korkarsın öyle sessiz. Sanarsın adam asmaca oynuyoruz. Ağzımı açsam geçirecek urganı boynuma, sallıcak badanasız tavandan aşağı. Yaklaştı bana. Sözüm ona bir şey diyecek sandım ama ona sözüm yoktu işte. Emzikli bebe gibi apıştım tahta sandalyede. Bir duble daha dedi. Senin anlayacağın gece vardiyası gündüz de çalışıyor be üstat. Yatıp kalkmasını bilen bir gündelikçi gibi temizler üslûbu. Üç kuruşluk çamaşır suyuna kaldıysa namusunu temizlemek vay haline... Merak etme bitiriyorum. Senin anlayacağın o gün bu gündür kapama gibi benimle ama ben hala açılamadım ona. Kesiğim hem de sustalı bıçak sırtında. Bilmez hafif meşrep kadın, ne de olsa can kemiğin altında. Sen, sen ol itin ıslığına çomak olma. Hadi bana eyvallah.
2
Henüz hiç yorum yapılmamış.
