Ayşen Aydoğan @Aysen_Aydogan_2621

ÇETELE

ÇETELE

 

Önceleri daha kolaydı. Sadece renkleri uydurmak, çizgilerin dışına taşmamak yeterliydi. Oysa şimdi uyumsuzluğun uyumundan söz ediliyordu. Kuralların bu kadar esnek olması dayanılmaz bir işkenceye dönüşüyordu. Bir de patlamadan dem vurulmaz mı? Kaosu oluşturmak bu kadar zorken, patlama?


Birbirini patlatan renkler… Uyumsuz formların kaosu…


Alnı kırışarak baktı aynaya. Acaba bunu başarabilmiş miydi?


Bunun yerine küçük siyah bir elbise giymiş olsaydın, diz hizasında bir trençkotla, ister çarşıya ister de kokteyle gidebilirdin! Öğren artık bunları. Hem o saçlar da ne öyle? Tepene uçak mı inecek? Dümdüz toplanmaz, hafif bir bombe yeterli. Çok da kabartırsan alaturka olacaktır.  


Taş işlemeli gözlüğünün üzerinden sert bakışını hissedebiliyordu şimdi bile. Onu memnun etmek öyle zor ki…


Unutma, sen evliliğimizin vitrinisin.

Mercan rengi ayakkabılarını giydi. Öyleyse çanta daha mat bir renk olmalıydı.

Üç yıldız olmaz! Ya sadece elbise, ya ayakkabı, ya da çanta ön planda olabilir.

Ama şimdi çanta krem rengi olursa, ruju da ayakkabısının renginde olmamalıydı. Ya da olmalı mıydı? Of! 


Her elbise kendi kuralını belirler.

 İyi de milyonlarca elbise var?

Şu küpeleri taksa mıydı? Çok mu fazla olurdu? Yoksa çok mu sönük?


Belki de en iyisi eve kapanmak…


“Aşkım, geç kalıyoruz!”


Olamaz. Daha saçlarını bile açmamıştı. Hızla bigudileri çıkarıp yerlere atmaya başladı. Başını öne eğip parmaklarıyla karıştırdı saçlarını ve geriye savurdu. Bir de saç spreyi, tamam.


Kapı tıklatıldı.


Karısının yatak odasının kapısını çalan bir kocaKime acımalıyım? Kendime mi, yoksa bana özenen onlarca kadına mı?


“Hazırım…” diyecekken, kelime dudaklarında dondu. Adamın yüzündeki zorlama sırıtışın yok oluşu gibi.


“Bunu, bu elbiseye nasıl yaparsın? Özel tasarım ve ona imzasını atan o değerli insan da davetliler arasında! Önce o beni, ardından da moda dünyası şirketimizi aforoz eder!”


Yırtarcasına çıkardı üzerindeki boleroyu. Ardından da boynundaki gerdanlığı söküp yere attı.


“En küçük bir aksesuara gerek yok. Ne zaman öğreneceksin?”


“Ama ben, ben…” diye kekeledi ensesinde gerdanlığın bıraktığı sızıyı umursamamaya çalışarak. Neyse ki saçları gizliyordu. “İşlemelere uyar diye düşünmüştüm.”


“Uymasın! Bir şeyleri birbirine uydurmak evvel zaman içinde kaldı demiyor muyum sana?”


“Tamam aşkım, haklısın.”


“Haklıyım tabii ki aşkım. Şimdi, hadi bakalım…”


Kolunu uzattı, o da usulca tutundu.


AşkımBirbirine böyle sesleniyorsa karı koca, o evlilik sorunlu demektir.


Kuzeni böyle derdi. Kafası çalışan kızdı doğrusu. Üstü başı hep dağınık, tırnakları bakımsız, ayakkabıları tozlu… Her zaman aynı kot çantayı taşır ama dünyaya bir kafa tutar ki…


Müzayede süresince öyle sıcaktı ve kendisine öyle sevgiyle bakıyordu ki kocası, bu ilk zamanlar olsaydı, her şeyin düzeleceğini umut edebilirdi. Onun iyi bir rol yeteneği olduğunu öğrenişi, evliliklerinin en yıkıcı tecrübelerinden biri olmuştu. Kendilerine çevrilen kıskanç bakışları, arkalarından süzülen hayranlık mırıltılarını derin bir solukla içine çekti gece boyu.


Çektiği her soluk, onu boğmaya mı başlıyordu?


“Nasıl bir duygu?” diye sordu kadının biri müzayede sonrası, kokteylde.


“Ne nasıl?”


“Onunla evli olmak… Herkesin gözü üzerinizdeyken, zor olmalı.” Kadın dikkatli bakışlarla bir onu, bir de salonun diğer ucundaki kocasını tartıyordu.


“Aşkımız her zorluğun üstesinden geliyor” dedi ezberden. Dudağının kıyısına kadar gelen kahkahayı yutmak için bir derin nefes daha aldı.


Kumaşları sert gösteren telalar, vücut kusurlarını örten dikiş ve kesim kurnazlıkları gibi, daha ince, daha uzun, daha genç gösteren püf noktaları gibiydi evlilikleri. Dışarıdan mükemmel görünüyordu. Gülümseyen maskesini düşürmemeye çalışarak tuvalete gitme izni istedi. Suyun dışında nefes almaya çalışan bir balığın ağzını açıp kapatışından farksızdı gülümseyişi. En azından o öyle hissediyordu. Kocası içten bir öpücük yolladı karşıdan ona. Onu da derince içine çekti.


Tuvaletin kapısı kapanır kapanmaz nefesini boşalttı. İlk kabine girip klozete oturdu. Elbisesinin eteğini sıyırarak bir avuçluk çamaşırını indirdi. Ona ait olan tek bölgeye acıyarak baktı. Çektiği acıların çetelesi gibi görünen çiziklere bir yenisini eklemek üzereydi. Minik çantasından, pudra kutusunu çıkardı. Bir tırnak darbesiyle kapağındaki aynayı yerinden çıkardı.


Aaaaa! Bu çizgi diğerlerini gölgede bırakmadı mı sence? Bence onu çapraz atmalıydın! Böylece kasığını daha zarif gösterirdi.


“Canın cehenneme!” diyerek kesiğin boyunu uzattı.


“Pelin, iyi misiniz?”


İrkilince eli titredi. Az önce kendini sorgulayan kadın değil miydi bu? Eyvah, bu fazla mı derin oldu? Kan fazla mı akıyor?


“Sanırım mideme dokundu şarap…”


Gözleri kararmaya başladı. Kan tutmazdı onu aslında…


“Pelin! Açın kapıyı, aşağıdan kan sızıyor! Düşük mü yapıyorsunuz yoksa?”


“Düşük mü? Hah hah haha! Düşük ha?!”


“Tanrım! Burada çok kan var! Hemen ambulans…”


“Ambulans olmaz, ambulans olmaz… Barbo çok kızacak…”

 

                                                                                                                          Aralık-2011

                                                                                                                      Ayşen Aydoğan

 

14
1milyondolarpesinde @Fullseppner_3422

💪✌️👍🥳🙏

1
Belgin Coştur @Belgin_Costur_2137

Ne güzel bir anlatım, yeni yazılarınızı heyecanla bekliyorum =)

1

Yorum yazmak için giriş yapmanız gerekli