Ayşen Aydoğan @Aysen_Aydogan_2621

KORKULUK

 Sevimliydi aslında. Partal giysileri, yamalı şapkası ve orasından burasından fırlayan öteberileriyle, resimli bir çocuk kitabına ait gibiydi. Yeni bir şeydi onun dünyasında, yabancıydı. Sorsalar ona olan korkusunun nedenini, anlatamazdı. Kuşları korkutamıyordu ama… Belki de sadece adı…


“Korkma” demişti ağabeyi, tarlanın ortasında birden bitiverdiğinde. Mısırlar diz boyu yoktular. Köpeğinin peşinden koşarken üzerine bir gölge düşmüştü. Kafasını kaldırmadan ağabeyi olduğunu sanmıştı. Ona sırtını dönüp koşarken de yine ağabeyine çarpmasın mı! Ne kadar çabuk geçivermişti önüne?


Sapsarı gülüşüyle, başparmakları pantolonunun iki cebinde, ona bakıyordu. Askerden döndüğünden beri hep böyle…


“Bu bir korkuluk” demişti arkasındaki gölgeyi gösterip. Dönüp baktı. Ne demekti korkuluk? 


Tuzluk gibi mi yani? Sallarsın, korkular düşer. Ayakkabılık gibi mi ya da? Korkularını çıkarır, asarsın. Sonra lâzım olunca alır...

    

Adıyla dalga geçse de zihninde, yüreğine isimsiz gölgeler süzülüverdi. Kızmayan, gülmeyen, şaşırmayan gözleri vardı. Ağzı yoktu, burnu da.  


Köpeğiyle oynarken, bez bebeğini ayaklarında sallarken bahçede, bir ağabeyinin gözü üzerinde olurdu, bir de onun. Biri çakısıyla ağaç dalı yontardı ağzını çarpıtarak, diğeri boş boş, sanki kafasının içine bakardı.


Ne zaman bahçeye çıksa, ona doğrudan bakmaya çekinir, onu gözünün ucuyla kollardı. Hep tetikteydi, kendisine doğru kafasını çevireceği ve saplanıp kaldığı tarlanın derinliklerini terk edip üzerine geleceği anı bekliyordu. İlk günden beri, ona duyduğu korkuyu hep hissetmiş, soğurmuş ve onunla beslenmişti korkuluk. Belki de bir gün, korkularıyla dolup taşacak, patlayacaktı, kim bilir.


Geceleri uykularını bölen şeydi. Birden gözlerini açardı ve gecenin sessizliğini dinlerdi. Korkuluğun, kulak kesilmiş, gözleri penceresinde, huzursuz solumalarını dinlediğini düşünür, daha da zor soluk alırdı. Doktor ‘astım’ dedi. Verdiği ilaçlar çok derin uyuttu onu ilk geceler.


Açıklayamadı annesine, onu uykusundan uyandıran sessizliği, gözlerini sımsıkı kapattığını biri pijamasının içine buz gibi dokunurken. Kim inanırdı ki kâbuslarının ağabeyiyle aynı koktuğuna?


Bir gece, daha rüyaya bile dalmadan, birtakım sesler duydu alt kattan. Sanki ahşap döşemede, sert bir cisim sürükleniyordu. Yorganı burnuna dek çekerek titremeye başladı. Sonunda olmuştu. Canlanmıştı ve eve girmişti üstelik. Herkes kendi güvenli, derin uykusundaydı. Belki de sadece onun duyabildiği bir sesti bu. Sürtünme yukarıya çıkan merdivenlerin başlangıcına dek geldi, sonra tok bir vuruş sesi. Bir daha, bir daha… Basamaklar bitene dek, vuruşlar ağzının içindeymişçesine atan kalbini yankılamayı sürdürdü.  


Elleriyle kulaklarına bastırdı. Gözlerini ise açabildiği kadar açtı.


Şimdi kapısının önündeydi. Kapının kolu oynuyordu.


Elleri yok, elleri yok, açamaz


Kendi kendini avutmaya çalıştı.


Kapı gıcırtıyla aralandığında ılık bir ıslaklık hissetti bacak arasından sırtına doğru. Odasını bıçak gibi yaran kapı aralığındaki gölgeyi seçtiğinde bayılacağını sandı.


Korkma 


Kafasının içindeydi ses. 


Şimdiye kadar o kadar çok korktun ki artık içinde korku kalmadı.


Titremesi durdu, korkusu da.


Sabahları çiş kokmayacaksın artık, bu son…


Koca şapkası, pencereden süzülen solgun ışıkta seçilebilen donuk bakışlarıyla başucundaydı işte. Yorganı sımsıkı kavrayan parmakları gevşedi. Toprak ve kuru ot kokuyordu. Gülümsüyor muydu? Demek ki kafasının içine içine bakarken, geceleri korkularını dinlerken, aslında o...


Kesilen bir soluk duyuldu kapının arkasından. Biri hayretle inlemişti. Birlikte dönüp baktılar sesin geldiği yöne. Çift şeritli eşofmanından tanıdı onu. Sırtı duvara sürtünerek inerken yere doğru, gözleri yuvalarından uğramıştı.


Elleri ve çenesi çarpılmış olarak buldular onu sabah.


“Bir şey onu çok korkutmuş olmalı.” dedi komşular birbirlerine. İşin aslını kimse bilemeyecekti. Anne babası da anlayamamıştı, kızlarının yatağını ıslatmaya son vermesiyle ağabeyine inen inmenin aynı zamana denk gelişini. Bir de evin döşemesindeki çizikleri... Küçük kıza sorsalar:


“Korkuluk korkularımın hepsini aldı, ağabeyime verdi de ondan.” derdi. İnanmazlardı ona ya.


                                                                                                         Aralık- 2011

                                                                                                         Ayşen Aydoğan

 

12

Henüz hiç yorum yapılmamış.

Yorum yazmak için giriş yapmanız gerekli