Amansız Dörtlü
TEMİZ İCAT
İnsanı her sabahkinden erken uyandıran şey ya gürültüdür ya da olağanüstü bir durum nedeniyle birinin sizi sabırsızca dürtmesidir. Uğur’u dürten şeyse, sessizlik olmuştu o sabah. Gün boyunca sizin de evinizde dinmeyen bir tıkırtı olsaydı ve bu büyük büyük dedenizden kalma bir duvar saatinden gelmeseydi, dahası bu tıkırtı bir sabah kesiliverseydi…
Bu durumda siz de elbette ki zınk diye uyanırdınız!
Uğur da aynen öyle uyanıverdi. Yatağında bir süre oturarak sessizliği dinledi. İki elinin küçük parmaklarını kulaklarına sokup ikisini birden şöylece bir sarstı, tıkırtı yoktu işte.
İçini kaplayan merak duygusuyla fırladı yataktan. Yalınayak kapıya gitti, yavaşça açtı. Bir kedi gibi süzüldü koridora. Yan odanın aralık kapısından büyükannesinin yorganının inip kalktığını görebiliyordu. Derin uykudaydı yaşlı kadın.
Sola doğru dirsek çizen koridorun ucunda anne babasının yatak odası, tavan arasında
da babasının laboratuvarı bulunuyordu. Laboratuvara girmek yasaktı. Ancak babası izin verirse beraberce girebilirlerdi. Çalışmaya başlayacağı zaman da orayı terk etmek zorunda kalırdı Uğur. Koridorun diğer ucuna doğru yavaşça yürüyerek merdivenlerden mutfağa indi.
Yemek masasında dumanı tüten bir çay bardağı duruyordu. Çaydanlık, ıslıklı buharıyla esrarengiz bir atmosfer oluşturmuştu.
Kızılderili bir iz sürücü olan Mavitüy’ün maceralarını anımsadı. İnce bir dumanın tüttüğü, söndürülmüş kamp ateşi kalıntılarına bakan Mavitüy, “Hmmmmm, fazla uzaklaşmış olamazlar.” demişti.
Uğur da kafasına iliştirilmiş hayali bir tüyle düşündü: Demek ki annesi kalkmış, çayı demlemiş ve kendine bir bardak doldurmuştu. Sonra ne olduysa, bardağı bırakıp gitmişti. Ancak üzerinden çok fazla geçmemiş olmalıydı.
Henüz hiç yorum yapılmamış.
