Amansız Dörtlü - 4
ŞAHİN
Sislerin arasından yükselen dağa çekiliyorum. Kendimi zirveye çok yakın bir yere tırmanırken buluyorum. Bunun bir rüya olduğunu düşündüğüm anda, tutunduğum kayanın keskin kenarı kolumu acıtıyor. Kıyıcı bir acı yayılıyor bedenime. Demek ki rüya değil, diyorum.
Daha sıkı tutunuyorum. Soğuk terler dökerek önce bir ayağımı, ardından bedenimi yukarıya
çekiyorum. Ayağımı attığım yere doğru yanlamasına yuvarlıyorum kedimi.
Bir an sonrasında onların arasındayım.
Uçuruma tepeden bakan güvenli bir salonda. Ortada, beyaz taşlardan örülü yer şöminesi, puf puf deri koltuklar, görünmez garsonlarca sunulan leziz ikramlar. Tartışma halindeler, her kafadan bir ses çıkıyor. Konuşmayan tek kişi, gümüş yüzüklü eliyle yüzünün büyük kısmını kapatarak oturan yaşlı adam. Uğultuya katlanamıyor. Söylenenlere, arada başını iki yana sallayarak katılmadığını belli ediyor. Sonra bir duyguya kapılarak elini yüzünden çekiyor, bana bakıyor.
Onunla birlikte tüm yüzler bana dönüyor, sessizlik tül gibi üzerimize seriliyor.
Uzun zamandır benim için ayrılmış boş koltuğa yöneliyorum. Kolumdaki kesiğin sızısını
taşıyarak oturuyorum. Sağ yanımdaki pencereden aşağıya bakıyorum, uçuruma. Can havliyle
keskin kayaya tutunmaya çabalayan kendimi görüyorum.
Ardında bıraktığı kayalıklarda kanlar içinde ve tuhaf açılarla çarpılmış üç bedeni seçtiğimde dehşete kapılıyorum. Ağzımı açıp bağırmak istiyorum, sesim çıkmıyor. Bir şahin seslendiriyor çığlığımı ve kayaya tutunmakta zorlanan bana doğru pike yapıyor.
Uyanıyorum.
Henüz hiç yorum yapılmamış.
