YAŞASIN OKULUMUZ
Kapı gıcırtıyla açılıp kapandı. Tezgâhın ardında kaykılarak oturan genç göremedi içeri gireni. Ayağa kalkması gerekecekti.
Bu sabah biliyordum bir şeylerin değişeceğini.
Üzerinde emanet duran ceketin ve neredeyse gözlerini kapatacak kadar büyük gelen şapkasının altında ezilir gibi görünen, cılız bir oğlandı bu.
“Dört numarayı istiyorum!”
Çağırıldığımı söylediklerinde de emin oldum iyice.
Kendini tutmasa gülerdi otelci. ‘Dört numara ha? Bir sen kaldıydın ona girmeyen zaten’ diye düşündü. Bir yandan da bu yeni yetmenin moralini bozmamak için ciddiyetini korudu. Duvara dizili anahtarlardan en sık kullanılanını aldı. Çocuğa başıyla kendini takip etmesini işaret etti. Bir de valizi mi vardı?
Hazırlanıp çıktım. Çıkarken son bir defa aynaya baktım. Ayna her günkünden farklı bir şey söylemedi bana.
Eğilip valizi aldı, odayı göstermek için oğlanı peşine kattı.
“Beş dakikaya gelir.” dedi. Son gördüğü, oğlanın odanın ortasında dikilirkenki çaresizliğiydi. Kafasını sallayarak merdivenlere doğru yöneldi. Taa köyünden kalk gel, gelir gelmez de Kara Fatma’yı duy ve …
Kapı aralıktı. Bekleyen çok sabırsız olmalıydı. Girdim ve usulca örttüm arkamdan. Na şu kadar sabiyken söylediğimiz o şarkıyı kafamın içinde evirip çevirirdim perdelemek için bana olanları.
‘Daha dün annemizin…’
Oğlan ceketini çıkarmaktan korkmuştu. Küçülür, yapamaz diye. Sırtı kapıya dönük dikiliyordu.
‘…kollarında yaşarken’
Pencerenin önündekine bakmadım. Hiç bakmam onlara. Şarkıyı içimden söyler, gözlerimi kör ederim. Soyunmaya davrandım.
Kumaş hışırtısını duydu oğlan. Şapkasının altından süzülen terleri elinin tersiyle silerek kaşlarını çattı.
“Soyunma!” diye gürledi. “Aynaya bak!”
‘Çiçekli bahçemizin yollarında koşarken’
Bu da değişik bir şey istiyordu demek. Aynaya döndüm. Kir içindeki çatlak aynanın kenarına bir fotoğraf iliştirilmişti. Yüreğim hopladı.
Oğlan, aynaya bakan kadının arkasına yaklaştı. Şapkayı çıkarıp attı yatağın üzerine.
‘Şimdi okullu olduk!’
Kara önlüklü bir kız çocuğu fotoğrafıydı. Benim…
Oğlan elini ceketin iç cebine daldırdı.
‘Sınıfları doldurduk!’
Fotoğraftaki kız sınıfın en zekilerindendi, öğretmenim öyle olduğumu söylerdi. Babam beni o yaşlı adama…
Omzumun ardında beliren yüze minnetle baktım.
İnce parmakları tabancayı zor taşıyordu. Kadın ona gülümsüyor muydu? Tetiğe asılırken gözlerini kapattı. Son duyduğu, boşlukta yitip giden çatlak bir sesti:
“Sevinçliyiz hepimiz!”
Temmuz -2011
Ayşen Aydoğan
Tebrikler, dar bir şablon içerisine iki farklı anlatıcı tekniğini ilgi çekici bir şekilde uygulamışsınız.
