BIÇAKSIRTIN DÖNÜŞÜ
Gümüş kasabası, en güzel elbisesini kış mevsiminde giyer. Aralık ayı kesintisiz kar yağdırır, kıyısına uzandığı göl buzdan bir aynaya dönüşür. Zaten kasabaya adını veren de, kurşun göğü yansıtan gölün parlak grisidir.
Yollar kapanır. En yakın kasabaya uzanan köprü geçit vermez bir buz kalıbı olur. Son kar küreyici de romatizmalı bacaklarını gömeceği kızgın kumların olduğu deniz kentine göçtüğünden beri bu böyledir. Kasabaya yeni bir kar küreyicinin gelmeyeceğini herkes bilir. Ancak aklını kaçırmış birileri gelir buraya.
Kasaba sakinleri, yılın geri kalanında iki ayı doldurmayan güneşli günlere doyamadan sert rüzgârlardan kışın haberini alırlar. Gölden önce onların yürekleri donar. Sevmezler kışı. Ne kadar güzel görünürse görünsün, kasabalarını da. Kış demek, soğuk demek, donmak demek, çatlayan eller, kızaran burunlar, ağrıyan kulaklar demektir. Tadını sevmedikleri halde soğuğa ve hastalığa dirençli olabilmek adına içmek zorunda oldukları ağır yağlı ‘bay’ çorbası demektir. İçine ne yağı konduğu söylenmez çocuklara. Büyükler de unutmaya çalışırlar zaten.
Baharın habercisi, buzlar çözülmeye yakın bir ışıltı vurur gölden dolunaya doğru. Kasabalılar, o ışığı severler bir tek.
“Birileri geliyor!” diye bağırarak içeri daldı Maya. Yanakları her zamankinden daha al, burnu soğuktan parlamış, gözlerinin önüne düşen perçemlerini üfleyerek itmekten üst dudağı pişik olmuştu. Yine de keskin rüzgârlarla dört dönmeyi bırakmazdı bayırda.
Annesi akşam yemeği için kaynatmakta olduğu kazanın üzerinden baktı ona:
“Maya! Kapıyı yavaş aç! Deden zar zor onardı. Bir daha kırılırsa bay kazanında yaşamak zorunda kalabiliriz.”
Küçük kız, pişikli dudağına bir üfleme daha koyvererek kazanda yaşamanın nasıl olabileceğini zihninde canlandırmayı denedi. Dedesi, küçük kardeşi Podya, fokurdayan yağlı sıvının içindeyken annesinin kazanı karıştırdığı sahne belirdi gözlerinin önünde ve koca bir kahkaha attı. Annesi de onun her söylenen lafı gerçekmiş gibi algılama huyunu bildiğinden niye güldüğünü hemen anladı.
“Yani demek istiyor ki Mayacık, kapı bir daha kırılacak olursa, tamir olana dek ev öyle bir soğur ki bay çorbası içmek yeterli olmaz hastalanmamak için.” dedi dedesi.
Maya incecik, sapsarı kaşlarını yay gibi gerdi:
“O kadarını anladım tabii ki!”
Peşinden içeriyi zorlayan rüzgârı kovarak kapattı kapıyı. Bu defa sakin olma çabasıyla.
“Yine de hasta olmayı yeğlerdim doğrusu. Bay gibi kokmaktansa!”
Annesi ve dedesi onun tatlı saflığına güldüler.
“Kimmiş o birileri?” diye sordu ihtiyar adam, başını işinden kaldırmadan. Kızının turpları keserken söylenmesine dayanamamış, körelmiş bıçakları bileyliyordu.
Bir konuya uzun süre ilgisini yoğunlaştıramayan Maya, içeriye fırtına gibi dalış sebebini unutmuştu bile:
“Kim kimmiş?”
Dedesi kazanın sıcaklığının yüzüne vurduğu annesine göz kırptı:
“Birileri geliyor dedin ya!”
Maya birden hatırlayarak heyecanla zıplamaya başladı.
“Köprüden geçen tıkış tepiş iki at arabası, bir de zodya(*) gördüm. Yukarı bayıra çevirdiler yönlerini.”
(*) Kapalı yük taşıtı. At arabalarına bağlanır.
----------------------------------------------------------------------------------
Devamını okumak isterseniz e-kitap halini satın alabilirsiniz.
Henüz hiç yorum yapılmamış.
