kendi eşiğim
Kaldırdım elimi, tuttum o bana ilk veda edecek kapıdan sıkıca ve ardım sıra kapattım diğer dünyamı. Evet, artık gidebiliyordum gelmişti o sevinçli an. Ben merdivenleri tek tek inerken yüreğim onlarcasını iniyor gibiydi, benim saydığım basamakların kim bilir kaç katı vardı onun atladığı. Duygular bedenden ayrı yaşıyor sanki her şeyi. O kadar geniş ki duyguların evreni oraya sığamayacak bir şey yok gibi. Duygular evreni ne de güzel geldi şimdi kulağa sonsuz bir deniz gibi. Yola çıktı benimle o dünyam. Daha son kapıdan çıkmadan ele geçirdi yine beni düşüncelerim. Ama onlara alışmalıyım, uzlaşmalıyım onlarla başka türlüsü ikimize de haram olacak anlar getirir sadece.
Yürüyorum birbirine benzeyen, yan yana beton binaları ardımda bırakarak. Bırakmasam götürebilir miyim ki benimle? Peşim sıra geliyor olmasın oradan beni izleyen hayatlar. Bana bakarak kendi içlerinde nereye gidiyorlar kim bilir? Dönsem görüp anlar mıyım benimle gelmek istediklerini? Çok mu soru soruyorum? Soru sormanın sakıncası karşı taraftan cevap alma baskısıyla birleşirse kötü. Yoksa neden sormayalım ki kendimize bu soruları.
Taksi çağırayım, yok o çok yazar şimdi. Şuradan durağa yürüyüp otobüsle gideyim o daha kısa sürede ulaşır terminale. Yola çıkmak için de yolculuk şart göründüğü üzere. Yolcu otobüslerinin tuhaf bir romantikliği oluyor, tabi cam kenarında gidecekseniz. Yoksa koridor tam bir işkence sohbet etme niyetlilerinin radarına girebilirsiniz tanrı korusun. Burada maazallah yazacaktım ama ‘Tanrı Korusun’ çok daha yüce bir istek değil mi? Sırf insanların sohbetinden kaçmak için tanrıya yalvarıyorsun koru beni kimse sormasın bana diyorsun.
İnsanlar, canım insanlar, varlıklarını hissetmek için dualar ettiğimiz aynı zamanda lanetleyebildiğimiz o güzelim canlılar.
Yola öğrenmek için çıkmıyorum, yaşamak için çıkıyorum. Yaşadığımı hissetmek, hissettirmek amacındayım. Bakın, ben de varım buradayım, şuradan yürüyorum, şuraya gidiyorum görüyorsunuz demi beni, geçiyorum yürüdüğünüz yoldan, unutmayın beni ben unutmayacağım buraları yediğim yemeği içtiğim suyu böyle uzayıp gider sözcükler. Gider gitmesine de ne kalır oralardan bana bir tatlı esinti dışında. Hep almalı, hep sahip mi olmalıyım ki bunun acımasını duyumsuyorum.
"Yola öğrenmek için çıkmıyorum, yaşamak için çıkıyorum." Sanırım bu cümlenizi kafamızda bir yere koymalıyız, her gün hatırlamalıyız.
