Oğuzhan Özen @oguzhanozen

Hitler'in Alman Ordusu Üzerindeki Artan Nüfusu

1.1. Erken Dönemde Hitler’in Askerlikle İlişkisi

Hitler’in Birinci Dünya Savaşı tecrübesi bize geleceğindeki tutum ve kararlarını aydınlatmada yardımcı olacaktır. Kendisi Avusturya vatandaşı olmasına rağmen savaşa Alman Ordusu’nda katılmıştır. Süreç Hitler’in 1912’de sanat faaliyetlerini sürdürmek üzere Viyana’dan Münih’e gitmesiyle başlamakta. Bazı kimselere göre Hitler’in Münih’e hareket etmesinin gerçek nedeni Avusturya’nın öngörülen savaş için insanları silahaltına almaya başlamasından kaçmak niyetiydi fakat bu vaziyeti 1913 yılana değin devam etti. Münih’te bulunan yetkililerce ülkesine askere alma kuruluna başvurması için gönderildi. Viyana’da Hitler’in sağlık açısından yeterli olmadığı sonuca ulaşıldı. Bunun üzerine Hitler gerisin geriye Münih’e geri dönebildi. Almanya’da silahaltına alma süreci başladığında Viyana’da verilen alınmama kararının aksine Bavyera’da silahaltına alınmış ancak yine de kendisine kabul vermeyen ülkesinden Alman Ordusu’nda görev almak için izin istemek mecburiyetinde kalacaktı. Hitler’in önüne çıkan bürokratik durumlara rağmen kendisinin savaşa karşın bir isteksizliği, cesaretsizliği olduğunu söylemek pek yerinde olmayacaktır. Özünde Hitler savaşı en çok isteyenlerden ve savaşı Almanya’nın içinde yer aldığı epik seviyede milli mücadele olarak görüyordu (Kerrigan, 2019: s. 85).

Hitler, 16’ncı Bavyera İhtiyat Alayı’nın 1’inci Bölüğü’nün bir parçası olarak cepheye intikal ederek Ekim 1914’te Birinci Ypres Muharebesi ile savaşa dahil olacaktı. Alay komutanı Albay Julius List, çarpışmaların ilk gününde ölmesiyle 16’ıncı Bavyera İhtiyat Alayı “List Alayı” olarak anılmaya başlandı. Sıcak temasın başladığı ilk üç günün ardından 3600 mevcutlu birliklerden 611kişi hayatta kaldı. Elbette hayatta kalanlardan biri de Adolf Hitler’di. Hatta muharebenin sonrasında Hitler yaralı bir arkadaşını kurtardığı için Demir Haç Nişanı’yla taltif edilecek ve ek olarak Onbaşılığa terfi ettirilerek “Meldeganger” alay habercisi olarak görevlendirilecekti (Kerrigan, 2019: s. 86). Zaman içerisinde ilk 1916 Ekim’inde Somme’da yer alarak yaralanacak kendisinin istememesine rağmen tedavi edilmek için cepheden uzaklaşmak durumunda kalacaktı. Daha sonra Nisan-Mayıs 1917’de Arras ile Temmuz-Kasım 1917’de Passchendaele’de cepheye geri dönmek için ısrar edecek ve bir Yahudi olan Hugo Gutmann’ın tavsiyesiyle cesareti nedeniyle bir kere daya madalyayla taltif edilecekti. Ekim 1917’de hardal gazı saldırısı neticesinde geçici körlük yaşayacaktı (Kerrigan, 2019: s. 89).

Büyük Savaş katılanlarda derin izler bıraktı, yuvalarına dönen askerler bu izleri beraberlerinde götürdü. Şüphesiz savaş Avrupa’da ve dahi dünyada da izler bırakmıştı. Hitler savaştan etkilenen tek asker değildi ancak yaşadığı deneyimini değerlendirip kendi özverisini ilave ederek ülkesini şekillendirmek noktasında özgün bir yere sahip olacaktı. Almanya, Birinci Dünya Savaşı’nın yenilen tarafı olarak arkasından bıçaklandığını, mağdur durumda bırakıldığını ve meselenin burada sona ermeyeceği inancının tesiri altına girecekti. Sonuç itibariyle Almanlar üzerindeki bu haksızlığa uğramışlık hissiyatı Hitler’i güce taşıyan yolun taşlarının döşenmesinde kritik bir nokta teşkil etti (Kerrigan, 2019: s. 96-97).


1.2. İktidara Gelirken Ordunun Mevcut Durumu

Alman Ordusu’nun Hitler’in şansölyelik makamına geldiği zamandaki vaziyeti hiç şüphesiz Versay’ın etkisini barındırmakta, büyümesine karşın zincir vurulmuş haldeydi. Bu noktada Birinci Dünya Savaşı sonrası Alman Ordusu’nu Reichswehr olarak yeniden yapılandıran ve başkumandanlık görevini üstlenen isim Hans von Seeckt’ti. Kendisi Büyük Savaş’ta Feldmareşal von Mackensen’e yol gösteren temkinli akıl olarak 1915 senesine damgasını vurmuştu. İlerleyen yıllarda ismini daha çok duyuran Seeckt hakkında Alman ordusunda bir söz dahi dolaşır olmuştu: “Mankensen’in olduğu yerde Seeckt, Seeckt’in olduğu yerde de zafer vardır.” Kendisi Hindenburg-Ludendorff grubu dışında kalması ve o cenahça pek hoş karşılanmaması savaş boyunca bir talihsizliği olarak karşısına çıktı. Fakat savaş sonrasında bununla ilintili olarak başkumandanlığa gelmesi için tabi bir zemin hazırladı. Versay’da 100.000 kişiyle sınırlandırılan Alman ordusuna dayatılan kuralları hangi ülkenin başına aynısı gelse yapacağı gibi esnetmek için formüller arayışına koyuldu. Birtakım kurmay ve teknisyenin deneyim kazanması için Güney Amerika, Çin, Japonya ve Baltık ülkelerinde geçici süreliğine istihdam sağlandı. Sivil hava kuruluşlarında diğer bazı subaylara uçuş deneyimi kazandırıldı. Almanya içerisindeki resmi olmayan yapılanmalar askeri pratik sürekliliğine katkı sağlandı ve bu eğitimlerde gereken ek silahların temini ile korunmasını sağlamak üzere birçok kere hile yoluna başvuruldu. Seeckt’in dizayn ettiği eğitim modeli ve yetiştirdiği subaylar sadece sınırlandırılmış Alman ordusunun ihtiyaçlarını karşılamak için değil daha büyük bir yekun teşkil edecek silahlı kuvvetlere de kaynaklık edebilecek onun gereksinimlerine cevap verecek bir mahiyet taşıyordu. Seeckt atalete kapılmış galiplere karşın koşulların niteliksel bir üstünlüğe evrilmesine yönelik bir hal alması için harekete geçti. Seçkin askerlerden mütevellit, hareket ve art arda darbeler indirmek kabiliyeti yüksek bir ordu, eski okul kitle ordularına karşın daha efektif olabilir, zafere taşıyabilirdi. Bunun örneğini daha evvel Büyük Savaş’ta Batı Cephesi’ne nazaran büyük arazileriyle manevra yapmaya daha müsait olduğu Doğu Cephesi’ndeki tecrübelerle gözlemlenmişti. Bir diğer nokta da esneklikti, ihtiyat kuvvetlerinin birtakım kazanımların mevcut durumda elde edildiği ve bu kazanımların genişletilebileceği konumlara sevk edilebilmeliydi. Alman ordusu bu esnekliği elde edebilmek için yeni muharebe taktikleri ortaya çıkartıp savaş halinde diğer ordulara kıyasla limitli silah gücünün önemli bölümünü buraya aktarmalıdır. Bununla birlikte muharebe alanında tüm rütbelerden komutanlar her zaman olduğundan daha ileri bir mevkide bulunmalarında yarar bulundu. Seeckt tüm düzenlemeleri sürdürürken 1926’da ordu manevralarında Alman Veliaht Prensi’nin en büyük oğlunun katılımına izin vermesi neticesinde çıkan siyasi kaos nedeniyle istifaya zorlandı ve aynı yıl içerisinde görevi sonlandı. Yarattığı düzende askeriyenin siyasete karışmamasını savunan bir tutum sergiledi. (Hart, 2019: s. 35-40). Seeckt ’in yerine Heye, Heye’nin yerine Hammerstein geçti ancak her ikisi de selefleri derecesinde kurmaylar değillerdi. (Hart, 2019: s. 46).


1.3. Gücü Eline Alması

Hitler’in iktidara gelişinden muhakkak ki Reichswehr subaylarının genişleyen ordudaki kariyer fırsatları ve artan askeri imkanlar doğrultusunda yararlandıkları açıktır. Her ne kadar Hitler’in iktidara gelişinde dahli oldukları iddia edilse de bu iddiayı destekleyecek nitelikte yeterli kanıt bulunmaması da dikkate değerdir. Bir yandan da ilk başlarda Hitler’in Almanya’yı Versay’ın sınırlandırmalarından kurtarmasının ardından Blomberg ve diğer bazı generaller, Hitler yönetimini desteklediklerini ifade etmişlerdir. Bu önemli dönemeçte kara kuvvetleri komutanı olan General von Hammerstein Hitler’in yönetime gelişinden kısa süre sonra görevinden azledildi. Yine Papen kabinesinde Reichswehr Bakanı olarak görev yapan General von Schleicher ile Bakanlık Kurmay Başkanlığı görevini ifa eden Albay von Bredow 30 Haziran 1934’deki kanlı temizlikte öldürüldüler. Yukarıda ismi geçen üç kişiyi etkisiz hale getirilmesinin ardında diğer ordu mensuplarının da onayladığı şekliyle Nazilerin iktidara gelmesinin önüne geçmeye çalışmaları yatmaktadır. Hitler’i iktidara getiren sürece geri dönüldüğünde kırılmanın bir hükümet kuramama krizinden patlak verdiği görülmekte. Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi’ne (NSDAP) yönelik mücadele kapsamında Papen-Schleicher yönetimi, Reichtag’ı Ekim 1932’de feshederek görevden ayrıldı. Yapılan seçimler sonucunda NSDAP’ın haylice oy kaybına karşın ne Papen ne de muhalif kanat güvenoyu için muktedir bir çoğunluk sağlayabilecek bir sonuç elde edebildi. Hindenburg, Schleicher’i hükümeti kurması için görevlendirdi. Von Papen’ın tersine gerici muhafazakar kanatın öne çıkan ismi olmak yerine tarafsız bir asker olarak değerlendirilen Schleicher, kasımda şansölyelikle görevlendirilmesi ülkede yatıştırıcı bir etki yarattı. Bu süreç işlerken Schleicher atamasını kendilerine bir fırsat olarak gören NSDAP ses çıkarmadı. Reichstag açılışı ertelenerek hükümet kurma çalışmaları bir yandan devam ederken Hindenburg’a kendi yaşlarından muhafazakarlarca söylenenler doğrultusunda Schleicher’in Bolşevik yönelimleri olduğu ve orduyu kendi politik emelleri doğrultusunda kullanmaya uğraştığı yönünde bilgilendirildi. Hindenburg söylemlerin etkisine girerek Schleicher’le arasında olan bir krize evrildi. Zaman ilerledikçe Schleicher’in vaziyetinin çözümsüz bir hal aldığı belli oldu ve bu doğrultuda 29 Ocak’ta istifasını vermek durumda kaldı. Hitler 30 Ocak 1933’te şansölyeliğe atandı (Hart, 2019: s. 133-137). İtalyan Dışişleri Bakanı Hitler’i bundan 6 yıl sonra Çelik Paktı’nı imzalarken ki halini eskiye nazaran sakin ve gözlerindeki çizgiler derinleşmiş olarak betimleyecekti (Ciano, 2017: s. 135).


5

Henüz hiç yorum yapılmamış.

Yorum yazmak için giriş yapmanız gerekli