KüçükKaraBalık @KucukKaraBalik_2245

Dejavu

 Zaman durmadan akıyor. Gece çöker, gün ağarır. Saat 00:00 olduğunda gün yeniden başlamaz. Yeni bir gündür o, daha önce hiç olmamış bir gün. Hiçbir şey dünkü ile aynı değildir. Artık her şey daha yaşlanmıştır. Bir daha asla olmayacak şekilde değişmiştir her şey. 

 Eskisi gibi düşünemeyiz artık. Her şey değişmişken biz geçmişte kalmaya devam mı edeceğiz? Düşünecek yeni şeyler gerekecek. Geçmişte kalmaya çalışmak, akan nehrin tersine yüzmeye çalışmak olacak, yoracaktır, üzecektir insanı. Sürekli bir gerilim içinde olmayı gerektirecek değişime direnmek. Direnemediğiyle kalacak sadece.

 Uyandığımızda yeni bir hayata uyanmıyoruz. Hâlâ kendi hayatımızda tutsak olacağız. Tek bir hayatımız var, yaşayabileceğimiz. Bölümleri, parçaları olmayan bir bütün hayat. Başı belli, yaşadığımız yere kadar da belli, şu anı yeni öğreniyoruz, bundan sonrasını göreceğiz, sonunda da öleceğiz. 

 Ne yapacağız? Bir şey yapmalı mıyız? Hani yapsak da olur, yapmasak da. Bir şey yapsak güzel olur herhalde. Ne güzel olur? Ama gerçi niçin bir şey yapacağız. (Bundan sonra özne "ben" olacak, yazması daha kolay geliyor nedense.) Bir sebep veya neden gerekiyor mu bir şey yapmam için. Bir şey yapıyorsam da bir şeyler beklerim sonuçta, bir neden uğruna yapıyorum o zaman.  

 Keşke herkes benim gibi düşünse. Birlikte düşünürdük, yalnızlığımdan kurtulurdum. Soruların cevapları bulunmuş gibi yaşıyorlar. Cevapları da bilmezler aslında, sorsan bilmiyordur cevapları ama cevapların olduğuna inanır: "Ben bilmiyorum ama vardır bir cevabı, o yüzden ben düşünmeye uğraşmayacağım çünkü zaten cevap var. Ne olduğunu bilmiyorum ama var. Ki zaten ben mümkün mertebe soru sormam çünkü. Çünkü? Eee, konu değiştir."

 Soru sormayan insan nasıl dayanır soru sormamaya. Unutarak galiba. Soru soramamak diye bir şey kabul edemem, hayat zorluyor soru sormaya. Çok güzel kusursuz bir hayatım olsa hiç soru sormazdım herhalde. Her an tatmin olduğum için düşünmeye itecek bir durum olmazdı. Her an harika hissetsem, tamamım ben daha ne isteyeyim. Sorular güzel duyguların yoksunluğunda başlıyor, en sıkkın hissettiğinde, daha doğrusu hiç hissedemediğin için sıkıldığında. Sıkkınlık halinde başlıyor "nasıl sıkkınlığımdan kurtulurum?" Sıkılınca başlıyor çalışmaya beyin. Beyin, insanın kara gün dostu sanırım.

 Yahu peki hayatı iğrenç olup da soru sormayan insanlar nasıl oluyor? Yeni soru soramıyorlar aslında, aynı soruları döndürüp duruyorlar beyinlerinde. Sıkkınlıkları da hep aynı tarz sıkkınlık herhalde. Ama nasıl hep aynı soruları soruyorlar? Bu soruyu dün de sordu ama bugün bu soruyu gene tekrarlıyor. Aynı dünkü gibi gene cevap bulamıyor. Yarına mı saklıyor acaba soruyu, "cevabı da yarın bulurum," diye kendine söyleniyor mu? Her gün yarına erteliyor. Ne zaman bırakacak acaba bunu? Ne zaman "Aaa ben bu soruyu daha önceden de sormuştum," diyecek? 

 İnsan çok unutkan. Âşık olduğunu bile unutur insan. Unutsun, hadi unutsun bir şey demeyelim, ama hatırla be! Hatırlayabilmeli insan. Hatırlayabilmeli ki geçmişle şu anı karıştırmasın. Geçmişte ne olduğunu hatırlamalı ki şu an yeni şeyler yapabilsin. Geçmişle şimdinin bir farkı olsun. Geçmişimin olmadığını daha doğrusu geçmişimi unuttuğumu hayal edeceğim:

 "Ya hafızamı kaybedersem, ne yaparım o zaman? Tüm sevdiğim şeyleri unutacağım, insanların en sevdiğim özelliklerini, bildiğim ne kadar insan varsa nelerini sevdiğimi ya da sevmediğimi. Nefret etmek için bir sebebim kalmayacak ki nefret etmeyi de unutacağım belki. Mutluluğu ve sevgiyi hiç bilmemiş olacağım, bilmediğim şeyin peşinden de gitmeyeceğim tabii ki. Ne yaptığımı ve ne yapacağımı bilemeyeceğim. Ne yaptığımı bilmediğimden ne yapacağımı düşünecek miyim acaba? Bir geçmişim yoksa geleceği nasıl düşünebilirim ki? 

 Etrafımdakiler bana bir şeyler hatırlatmaya çalışacaklardır. Acaba ben hatırlamaya çalışır mıyım? Neden geçmişimi hatırlamaya çalışayım ki? Ne sağlayacak geçmiş bana? Geçmişte ne var benim isteyeceğim? "Güzel şeyler yaşadın," diye kandıracaklar beni, eski fotoğrafları gösterecekler bana. Kendimi göreceğim. Sevecek miyim kendimi? Kendim mi ki o? O. Benim için sadece bir "o". Bana benziyor ama, bu hoşuma gidecektir. Kendimi görmek beni heyecanlandıracaktır. Bir rahatsızlık hissedeceğim, ben "o muyum," diye. Kendimi bir zorunluluk içinde hissedeceğim. Fotoğraftaki "o" ne seviyorsa ben de sevmeliyim, neyden utanıyorsa ben de utanmalıyım, neyden korkuyorsa ben de korkmalıyım, düşünmeliyim, hissetmeliyim... Halbuki ben hiçbir şey yapmak istemiyorum. Ben hiçbir şey olmak istemiyorum.

 Yabancı hissedeceğim, herkes bende bir başkasını arayacak, ismini söyleyip "beni hatırladın mı, hani şunu şunu yapardık," diye. Kimsin sen be, ilk defa görüyorum seni!"

 Dejavu yaşatıyor bana, her gün dününü unutarak yaşayanlar. Şaka mı yapıyor diye yüzüne bakarım ama hayır, gayet ciddi bir tavrı var. Geçmişinde yaşarmışçasına şimdi yaşıyor. Geçmişteki halini izler gibiyim onun. "Flashback" yaşıyorum. 

 Geçmişten öğrenerek ve ders çıkararak şimdinin tadına varalım. Geçmişi unutursak geçmişte kalırız, geçmişi şimdi yeniden yaşatırız. Yeni şeyler yaşamaktansa eskiyi ne yapayım!

  


8
nereleregeldik @nereleregeldik_2456

Kafadaki sesler bu kadar güzel anlatılabilirdi, tebrikler.

1

Yorum yazmak için giriş yapmanız gerekli